metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

İran Üzerinden Sürdürülen İç Çatışmamız

YUSUF YAVUZYILMAZ
10.05.2026

“Komşunu yenmek için büyük güçlerle ittifak kurmak, stratejik bir tuzaktır; eğer kazanırsan, daha büyük gücün kölesi olursun; eğer müttefik güç yenilirse, öfkeli komşunun karşısında yalnız ve savunmasız kalır, yok edilirsin.”

(N. Machiavelli - Prens)

 

Kuşku yok ki, İran, kuruluş amacı İslam Cumhuriyeti olsa da, son tahlilde bir ulus devlettir. Bu yüzden diğer ulus devletler gibi, büyük ölçüde, milli ve mezhebi çıkarlarını önceler.

Kuşkusuz bu amaçla geçmiş dönemlerde Irak ve Suriye'de hiç kimsenin onaylamayacağı hukuk ihlalleri ve katliamlar yapmışlardır. Öte yandan sadece İran’ın değil, İslam dünyasında kurulan hiçbir ulus devletin tarihi temiz değildir. Ancak Amerika ve İsrail'in bir Müslüman ülke olan İran'a saldırmasına daha önce İran'ın yaptıklarını mazeret göstererek sessiz ve tarafsız kalmak doğru bir tavır değildir. İran'a ve İran sahip çıkmayı ve savunmayı, İslam kardeşliğinin yüklediği sorumluluk anlamında, insani ve imanı bir sorumluluk olarak görmek gerekir. Bu durum İran'ın daha önce Suriye ve Irak’ta yaptıklarını onaylamak anlamına gelmiyor. İran'ın Suriye ve Irak'ta yaptıklarına karşı çıkarken, Hamas'a verdikleri desteği de savunmak tutarlılık açısından yapılması gerekendir. ( İran'ın Hamas'a verdiği desteği iki şehit İ. Haniye ve Yahya Sinvar açıkça ifade etmiştir.)

Hangi gerekçeler olursa olsun, karşılaştığımız sorunlara ve olaylara mezhebi gözlükle bakılmamalıdır. Mezhepleri bir zenginlik kaynağı olarak görmek; ancak hak mezhep anlayışı ile diğer mezhepleri dışlayan anlayışlara karşı çıkmak gerekir. Mezhep üzerinden tekfir yapmanın hiçbir ahlaki gerekçesi yoktur.

Ayrıca şu sıralar geçmişteki anlaşmazlıkları gündeme taşımayı ve onun üzerinden bir İran karşıtlığını masum ve anlaşılır değildir. Hele İran'ın geçmişte yaptıklarından dolayı Amerika ve İsrail'in bir müslüman halkı katletme girişimine sessiz kalıp desteklemek asla iyi niyetli bir yaklaşım değildir. Bu yüzden çoğu İslam ülkesinin tavrını reddetmek gerekirken, İslam ülkesi olmayan İspanya'nın tavrı savunulmalı ve desteklenmelidir.  Çünkü Müslümanın ötekisi kafirler değil zalimlerdir.

Temel ilkemiz zalimin karşısında mazlumun yanında durmaktır. Bu denklemde zalim Amerika ve İsrail mazlum İran ve müslüman halkıdır. Şu an Emperyalist Amerika ve Siyonist İsrail'e karşı İran devletinin ve halkının yanında durulmalıdır. Aliya İzzetbegoviç'in haklı olarak işaret ettiği gibi, "Daha güçlü olacağız ve eğer düşmanlarımızdan daha iyi olursak kazanacağız. Sahip olmak zorunda olduğumuz askeri gücün yanı sıra aynı zamanda insani değerlerin taşıyıcısı olur ve dar kafalılığa, barbarlığa ve özellikle her türden şiddete karşı olursak kazanacağız. Aksine, eğer onların bize yaptığı her şeyi biz de onlara yapacağız mantığını benimsersek o zaman bu savaşı kaybedeceğiz." (Tarihe Tanıklığım, Aliya İzzetbegoviç, Ketebe Yayınları, sh.444)

Amerika ve İsrail saldırganlığının şimdiki kurbanı İran’dır. Türkiye'de mezhep savaşları üzerinden kendini tarihsel bir hesaplaşmanın günümüzdeki fedaileri olarak gören mezhepçi grubun, İran üzerinden yapmaya çalıştığı kendi iç hesaplaşmasına malzeme sağlama ihtiyacıdır. İslam dünyasında mezhep savaşlarının üstüne çıkarak Müslümanların birliğini savunanların, İrancı veya Şia taraftarı olarak suçlanmasının altında, bu tarihsel çatışmanın yarattığı olumsuzluktan yararlanma arzusu yatmaktadır. Bu anlayış İran ne kadar etkisizleşirse Sünniliğin o kadar etkisinin artacağı tezine dayanıyor.

Mezhepçi grubu en çok zorlayan şey ise Türkiye özelinde Sünni bir geleneğe sahip siyasal iktidarın bu mezhepçi söylemin yarattığı sakıncaları görerek reddetmesi ve arkasında durmamasıdır. Çünkü sağduyu sahibi herkes, sömürgecilerin başarısını artıracak ve Müslümanların direncini düşürecek en önemli faktörün mezhep çatışmasının seyri ve etkisi olduğunun bilincindedir.

İran'ın Amerika ve İsrail karşısında başarılı olmasını, Şia'nın önü alınamaz yükselişine yol açacağı söylemiyle istemeyen ve tanık olduğumuz savaşı zalimin zalimle savaşı olarak kodlayıp tarafsız kalan insanların neyi amaçladığı ve kime hizmet ettiğini tahmin etmek zor değil.

Küresel kötülük şebekesinin azgın saldırılarda bulunduğu şu anda bile mezhep karşıtlığı üzerinden söylem üreterek eski defterleri karıştıranlara söylenecek fazla bir şey yok.

Ahlaki olarak İran'ın kendi topraklarında bulunan üslerden uçak kalkmasına izin veren her ülkenin üslerini bombalama hakkı vardır. Öncelikle kınanması gereken ülkelerindeki üsleri emperyalizmin hizmetine sunan iktidarlardır.

İslam dünyası mezhepçiliğin etkisiyle bölünmüş durumdadır. " İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse diğerine sağır. " İsmet Özel'in dizeleri İran, Amerika, İsrail, Suriye tartışmalarının derinindeki indirgemeci yaklaşımı çok iyi özetliyor. İndirgemeci yaklaşımı doğası gereği çok faktörlü olan sosyal olayları tek bir faktöre indirgeyerek yorumlar. Tabi ki, önce yargıyı zihninde kuran kişi, o yargıyı destekleyecek olayları seçer; diğer faktörleri ise görmezden gelir.

Kesinlikle mezhepçiliğin çatışmacı, ötekileştirici, tekfirci şehvetine kapılmamalıyız. Tarihsel anlaşmazlıkları günümüze taşıyan bir zihnin Müslümanlar için hayırlı rüya görmesi mümkün değildir. Mezhepçilerin kavgası bizim kavgamız değildir.

Mezhepçiliğin öne çıktığı şu günlerde en çok ihtiyacımız olan şey zihinsel bir hicret yaşamaktır. Zihinsel hicret, başka düşünce biçimlerine ait kavramlardan uzaklaşıp, Kur’ani kavramlara yönelmekle olur.

Maalesef mezhepçilik İslam coğrafyasının en büyük sorunlarından biridir. Her tür mezhepçiliğin karşısında durmak gerekir. Sünniliği dışlayan mezhepçiliğin de Şia’yı dışlayan mezhepçiliğin de. Ama şu an öncelikli sorun Amerika ve İsrail'in karşısında yer almaktır. Emperyalist saldırıdan sonra İslam dünyasını zaafa uğrayan iç sebepler üzerine yoğunlaşmak gerekir. Şu an mezhep üzerinden siyaset üretmek mantıklı, ahlaki ve tutarlı değildir. Mezhepler üzerinden yürütülen tartışma ve ayrışmamın kimin işine yaradığı açıktır.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş