Dünya bugün sadece füzelerin havada uçuştuğu bölgesel bir çatışmayı değil, beş yüz yıllık Batı merkezli hegemonya mimarisinin çöküşünü izliyor. Bu çöküşü Batı’nın tam kalbinden gelip, Doğu’nun ruhuyla okuyan bir isim var: Eski İngiliz diplomat ve istihbaratçı Alastair Crooke. Onu diğer "masa başı" analistlerden ayıran temel fark, Gazze’nin tozlu sokaklarında Şeyh Ahmed Yasin’in tekerlekli sandalyesinin karşısında oturması, Beyrut’un direniş koridorlarında bizzat bulunması ve Tahran’ın stratejik aklıyla doğrudan temas kurmasıdır.
Sahadan Gelen Bilgelik ve "Direniş"
Crooke, yaklaşık 30 yıl boyunca MI6 bünyesinde yürüttüğü görevlerde Batı’nın "tek tip modernite" dayatmasına itiraz etmeye başladı. Onun düşünce dünyasının temelini anlamak için 2009 yılında Londra’da Pluto Press tarafından yayımlanan "Resistance: The Essence of the Islamist Revolution" (Direniş: İslamcı Devrimin Özü) kitabına bakmak gerekir. Bu eser, bir MI6 görevlisinin İslam Devrimi’ni "gerici bir hareket" olarak değil, Batı’nın sığ materyalizmine karşı bir "zihinsel özgürleşme" olarak tanımlamasıyla dünyada büyük yankı uyandırdı.
Crooke kitabında, Ali Şeriati’nin sömürgecilik karşıtı sosyolojisi ile Kerbela’nın "zilleti reddetme" kültürünün nasıl birleşerek sarsılmaz bir "direniş ontolojisi" oluşturduğunu şu sözlerle anlatır:
"Batı, Ortadoğu’yu kendi rasyonel pazar kalıplarıyla ölçmeye çalışarak büyük bir yanılgıya düştü. Oysa burada karşı karşıya olduğumuz şey, insanın sadece ekonomik bir birim olduğu Batılı materyalizme karşı, Ali Şeriati’nin deyimiyle 'zihinsel bir özgürleşme' ve ontolojik bir direniştir."
İran İslam Devrimi ve "Direniş Ekseni"
Crooke’un analizi, 1979 İran İslam Devrimi’ni basit bir rejim değişikliği olarak değil, küresel sistemin "formatlanması" olarak görür. Ona göre Kerbela kültürü, "zilleti reddetme" bilinciyle birleştiğinde, Batı’nın tüm askeri doktrinlerini geçersiz kılan bir enerji üretmiştir. İran’ın nükleer kapasitesine dair yaptığı şu yorum, bugün neden "denge değişti" dediğinin kanıtıdır:
"İran artık nükleer bir eşik devletidir. Ancak onların asıl gücü sadece atom bombası değil, kurdukları devasa 'füze şemsiyesi'dir. 430 kilogramlık %60 zenginleştirilmiş uranyum stoğu artık teknik bir veri değil, jeopolitik bir hüküm cümlesidir. Bu şemsiye, İsrail’in ve ABD’nin bölgedeki hareket alanını kalıcı olarak kısıtlamıştır."
Dokunulmazlık Masalının Sonu
İsrail’in en yoğun hava savunma ağıyla korunan Dimona ve Arad bölgesine İran hipersonik füzelerinin tam isabet kaydetmesi, Crooke için stratejik bir tescil niteliğindedir. İsrail askeri makamları, nükleer tesislerin kalbi sayılan Dimona ve Arad bölgesindeki savunma kalkanı için resmi soruşturma başlattı. Nitekim dünyanın en yoğun hava savunma ağına sahip bölgesine yapılan bu tam isabetli vuruş, ABD-İsrail ortak teknolojisinin dokunulmazlık masalını fiilen bitirmiştir. Bu durum, "aşılmaz" denilen sistemlerin bizzat kullanıcıları tarafından sorgulandığı bir dönemin tescilidir.
Crooke, bu çöküşü şu sözlerle ifade eder:
"Dünyanın en gelişmiş hava savunma sistemlerinin delinmesi, sadece askeri bir başarısızlık değildir; bu, ABD’nin dokunulmazlık efsanesinin ve 'aşılmaz' denilen teknolojik hegemonyasının cenaze namazıdır. Artık şartları Washington değil, Tahran ve müttefikleri dikte ediyor."
Çin, Rusya, İran ve Hegemonyanın Yıkılışı
Crooke’a göre ABD, kendi hırsının enkazıyla boğuşurken dünyayı geri dönülemez bir kutuplaşmaya itti. Ancak bu kutuplaşma, Batı’nın beklediği gibi Doğu’yu izole etmedi; aksine Çin ve Rusya’yı İran ile "çelikten bir ittifaka" zorladı. Batı’nın ekonomik kâr odaklı pragmatizmi, artık jeopolitik gerçekliklerle çatışmaktadır. ABD’nin küresel konumuna dair şu tespiti oldukça çarpıcıdır:
"ABD, ekonomik yaptırımları ve askeri gücü birer 'terbiye aracı' olarak kullandıkça, aslında kendi dolar sisteminin ve küresel güvenilirliğinin altını oydu. Bugün Çin’in teknolojik gücü ve Rusya’nın askeri tecrübesiyle birleşen İran, ABD’nin artık yönetemediği yeni bir Avrasya gerçeğinin merkezidir. Hegemonya, kendi kibrinin kurbanı olmuştur."
Rasyonel Akıl ve Diplomatik Bilgelik
Bugün ekranlarda sıkça gördüğünüz analistlerin aksine Crooke, meseleyi "kim kaç füze attı" sığlığından çıkarıp "hangi medeniyet ayakta kalacak" sorusuna taşıyor. İslam kültürünü ve coğrafyanın genetik kodlarını bilen bu "diplomatik bilge", Batı’nın içine düştüğü stratejik cehaleti şu cümleyle özetliyor:
"Siz onların füzelerini görüyorsunuz, ben ise onların halkla olan o kopmaz bağını ve adalet anlayışını görüyorum. Kerbela bilincini taşıyan bir toplumu, borsa endeksleri veya ambargolarla dize getiremezsiniz."
Gelinen noktada, ABD’nin yerleşik stratejik aklı ile yükselen pragmatizm arasında büyük bir yarılma yaşanmaktadır. Donald Trump’ın İsrail’e yönelik "Savaşı bitirmelisiniz, dünyanın desteğini kaybediyorsunuz" uyarısı, sadece bir siyasi çıkış değil; Batı’nın artık bu yükü taşıyamayacağının ve rasyonel pragmatizmin duvara çarptığının itirafıdır. Kişisel beka hırsları ve içi boş barış fantezileri peşinde koşan yönetim anlayışı, ABD’nin yerleşik kurumsal geleceğini ve küresel itibarını geri dönülemez bir yıkımın eşiğine sürüklemiştir. Alastair Crooke’un bu sarsıcı tespitleri, sadece bir İngiliz diplomatın kişisel gözlemleri değil; beş yüz yıldır dünyayı rasyonel ve maddi bir sömürü alanı olarak gören Batılı aklın, Doğu’nun ruhani ve tarihsel gerçeğine çarparak aldığı teslimiyet belgesidir. Hakikat tektir ve bu hakikat, artık Washington’un kapalı kapıları ardında değil, Ortadoğu’nun direniş hatlarında yeniden yazılmaktadır. Batı’nın rasyonel kibri, tarihin bu yeni safhasında artık kuralları koyan değil, değişen denklemi dehşetle izleyen taraftır.
4 Mayıs 2026
Epözdemir'e takipsizlik
28.04.2026
Okullarda 'tuşlu telefon' önerisi
28.04.2026
Geleneğin Önemi|Vahdettin İNCE
05.04.2026
Paşinyan ve Putin'den gergin görüşme
04.04.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-III KADİR ÇİÇEK 10.04.2026
Arada Kalan Hamas ve Direnen İran DERVİŞ ARGUN 06.04.2026
Green Card Sevdalıları CYRANO DE BERGERAC 07.04.2026