metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

Haberler / Yorum - Analiz

Söylem ve Eylem / Mehmet Taşdöğen

17.05.2026

Siyaset sahnesi hiçbir zaman günümüzdeki kadar yüksek perdeden sloganlara ve bir o kadar da derin eylemsizliklere şahitlik etmedi. Özellikle Gazze'deki soykırım süreci ve tırmanan ABD-İsrail-İran savaşı, küresel liderlerin maskelerini düşüren tarihi bir turnusol kağıdına dönüştü. Dünyanın bir tarafında sadece konuşup statükoyu koruyanlar, diğer tarafında ise baskılara meydan okuyarak bedel ödeyenler var.

Değişim önce dilde başlar

Her büyük dönüşümün ilk kıvılcımı şüphesiz bir söylemdir. Zulme karşı kelimeleri kuşanmak, adaletsizliği yüksek sesle haykırmak küçümsenemez. Son iki yıldır Birleşmiş Milletler kürsülerinden ulusal meclislerin çatısı altına, Avrupa Birliği oturumlarından televizyon ekranlarındaki canlı yayınlara ve ulusal kutlama meydanlarına kadar her yerde benzersiz bir dil kırılması yaşanıyor. 17-19 Nisan 2026 tarihlerinde düzenlenen 5. Antalya Diplomasi Forumu koridorlarında yükselen ses ile eş zamanlı olarak İspanya’da gerçekleştirilen 4. Demokrasiyi Savunma Toplantısı oturumlarında yankılanan diplomatik çıkışlar, aslında bu küresel dalganın sadece en sıcak iki halkasıdır. Dünyanın dört bir yanındaki parlamentolarda ve ekranlarda İsrail’in saldırganlığını artık doğrudan "soykırım" olarak nitelendiren, devlet başkanlarından sokaktaki kitlelere uzanan çok güçlü ve radikal bir sertleşme mevcut. Bu dil, küresel vicdanı diri tutmak ve suçu tescillemek adına hayati bir aşamadır. Ancak sorun tam olarak burada başlıyor; meclis koltukları boşaldığında, televizyon ışıkları söndüğünde ve o güçlü kelimeler diplomatik evrakların arkasına saklandığında sahada hiçbir şey değişmiyor.

Lula Barselona’da soykırıma isyan etti

Söylemin eyleme dönüşmesi gerektiğini en sert ve net tanımlamalarla savunan ses, 17-18 Nisan 2026 tarihlerindeki Barselona zirvesinde konuşan Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva oldu. Kürsüde İsrail’in Gazze’deki yıkımını doğrudan hedef alan Lula, uluslararası sistemin iflasını tarihi bir tespit ile özetledi: "Birleşmiş Milletler zamanında İsrail devletini kurma gücüne sahipti ancak bugün bir Filistin devletinin varlığını güvence altına alma gücünden yoksun. Kendi belirlediği sınırları bile koruyamıyor." Dünyadaki hiçbir gücün uluslararası hukukun üstünde olmadığını vurgulayan Brezilya lideri, egemen güçlerin pervasızca bombalar yağdırarak savaşı büyüttüğünü, Gazze'de savaş baronlarının mantığının hakim olmasına izin verilmemesi gerektiğini belirtti. Siyonist lobilerin baskılarına meydan okuyan Lula, BM'nin beş daimi üyesinin veto hakkının arkasına saklanarak soykırıma göz yummasını sert sözlerle eleştirdi.

Lula, konuşmasının devamında Gazze'deki bu cezasızlık zırhının arkasında küresel kurumların ve denetimsiz dijital platformların da payı olduğunu hatırlattı. Savaşın faturasını her zaman yoksul halkların ödediğini belirten lider, internetteki dezenformasyon ve nefret söylemine karşı da net bir duruş sergiledi. "İnternet sınır tanımıyor, bu yüzden dijital dünya kuralları ulusal değil Birleşmiş Milletler düzeyinde küresel olarak belirlenmelidir" diyerek, fiziksel dünyada suç olan her şeyin dijital mecralarda da suç sayılması gerektiğinin altını çizdi.

Brezilya söylemi nasıl fiili eyleme dönüştürdü

Brezilya lideri, kürsü ışıkları söndüğünde kelimelerin arkasına saklanan diğer aktörlerin aksine, bu sert diplomatik çıkışlarını çok somut ve geri dönülmez devlet eylemleriyle tahkim etti:

  • Tel Aviv büyükelçisi resmi olarak geri çekildi: Lula yönetimi, İsrail'in uluslararası hukuku hiçe sayan katliamlarına diplomatik düzeyde en sert yanıtı vererek Tel Aviv'deki Brezilya Büyükelçisini resmi ve kalıcı olarak geri çekti, diplomatik ilişkileri fiilen askıya aldı.

  • Lahey’deki soykırım davasına resmi müdahillik: Brezilya, Güney Afrika'nın Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) İsrail'e karşı açtığı davaya sadece sözlü destek vermekle kalmadı; hukuki sürece resmi olarak müdahil (intervener) olduğunu ilan ederek devletin tüm kurumsal ağırlığını Lahey'deki soykırım dosyasına ekledi.

  • Savunma sanayii ortaklıkları donduruldu: Brezilya hükümeti, İsrail askeri teknoloji şirketleriyle yürütülen stratejik ortaklıkları ve askeri alımları mercek altına alarak, Siyonist rejime doğrudan ya da dolaylı finansal/lojistik kaynak sağlayacak ticari damarları kurumsal düzeyde kesme kararı aldı.

  • Küresel Güney’e eylemsel liderlik: Lula, BRICS başta olmak üzere gelişmekte olan ülkelerin İsrail'i uluslararası ticaret yollarında ve diplomatik arenalarda yalnızlaştırması, boş kınamalar yerine somut ticari yaptırımlar uygulaması için aktif bir küresel diplomasi trafiği başlattı

Körfez ülkeleri iki yüzlü oynuyor

Söylem ve eylem arasındaki en trajik ve derin uçurum, kuşkusuz Körfez dünyasında yaşanıyor. Kamuoyu önünde İran savaşına, Lübnan yıkımına ve Gazze'deki katliamlara karşı en üst perdeden sert kınama mesajları yayınlayan Körfez sermayesi, sahada tamamen Siyonist statükoyu korumaya odaklı, iki yüzlü bir ajanda yürütüyor. Katar'dan Suudi Arabistan'a, Bahreyn'den Kuveyt'e kadar uzanan bu blok; İslam dünyasının ve kendi halklarının öfkesini dindirmek için kınama söylemlerini birer halkla ilişkiler malzemesi olarak kullanırken, eylemde Batı ve İsrail ile olan göbek bağlarını koparmaya yanaşmıyor. Bu riyakar organizasyonun en somut ve pervasız sacayağı ise doğrudan sahada kendini gösteriyor.

  • BAE Siyonizmin açık işbirlikçiliğini yapıyor: Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), bu ikircikli yapının ötesine geçerek sahada Siyonizmin en önemli lojistik ortağı ve bölgedeki açık sözcüsü gibi hareket ediyor. Netanyahu’nun savaşın en sıcak günlerinde BAE’ye gerçekleştirdiği gizli ziyaretler ve saray mülakatları, bu organik bağın sadece birer su yüzüne çıkışıdır. Abu Dabi yönetimi, ürettiği cılız kınama söylemlerinin arkasında, Siyonist rejimin bölgedeki en önemli jeopolitik ve lojistik kalkanı olarak işlev görüyor.

  • Körfez sermayesi işgali fonluyor: Körfez dünyasının iki yüzlülüğü sadece diplomatik arka kapı siyasetiyle de sınırlı kalmıyor. Meydanlarda Filistin davasından bahseden bu sermaye odakları; eylemde İsrail’in hava savunma sistemleriyle anlık istihbarat paylaşımı yapıyor, Yemen hattından gelen füzelere karşı Siyonist rejime hava kalkanı oluyor ve Kızıldeniz'deki haklı ablukayı delmek için kurulan "kara ticaret koridorunun" ana lojistik üssü olarak hizmet veriyor. Bölge devletleri, Siyonist kuşatmanın kalıcı hale gelmesi ve direniş hatlarının kırılması için arka kapıdan milyarlarca dolarlık ekonomik ve askeri can suyu taşımaya devam ediyor.

Avrupa kendi içinde bölündü

Batı cephesinde söylem birliği sahada tam bir çatlamaya işaret ediyor. Avrupa Birliği üyesi ülkeler, Gazze ve İran krizinde tek bir refleks göstermek yerine, tarihin en büyük jeopolitik bölünmelerinden birini yaşıyor. Kınama mesajlarının arkasına saklananlar ile somut kararlar alanlar arasındaki bu makas, AB'nin dış politika iflasını da gözler önüne seriyor.

  • Macaristan’da Netanyahu için kelepçe resti: Mayıs 2026 başında Macaristan’da yaşanan tarihi iktidar değişimi, Orta Avrupa’daki tüm dengeleri altüst etti. Yeni Başbakan Péter Magyar, koltuğa oturur oturmaz Viktor Orbán döneminin Siyonizm koruyuculuğu politikasını tamamen çökerterek küresel adalete bağlılık ilan etti. Budapeşte'nin yeni yönetimi, Avrupa Birliği bünyesinde Netanyahu hakkındaki tutuklama kararlarına karşı daha önce konulan tüm çekince ve ret oylarını resmi olarak geri çekti. Başbakan Magyar, Macaristan’ın Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) kurucu belgesi olan Roma Statüsü’ne bağlı kalacağını ilan ederek, Netanyahu’nun ülke topraklarına ayak basması halinde kolluk kuvvetleri tarafından kesinlikle tutuklanacağını açıklayarak Avrupa'da diplomatik bir deprem yarattı.

  • İrlanda baskılara boyun eğmiyor: Avrupa kıtasında Filistin davasına ve uluslararası hukuka en istikrarlı desteği veren ülke şüphesiz İrlanda oldu. Dublin hükümeti, AB içindeki tüm Alman ve Fransız baskılarına rağmen Filistin devletini resmi olarak tanıma kararından geri adım atmadı. İrlanda liderliği, İsrail ile olan ticari ortaklık anlaşmasının insan hakları ihlalleri nedeniyle AB düzeyinde askıya alınması için resmi süreç başlattı ve Brüksel'in iki yüzlü tutumuna karşı Avrupa'nın vicdanı oldu.

  • İspanya Trump tehditlerine meydan okudu: Avrupa’da eylemiyle söylemini en istikrarlı şekilde birleştiren ev sahibi İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, hem Filistin devletini resmi olarak tanıdı hem de İsrail’e tam askeri ambargo uyguladı. Bu dik duruş karşısında Washington’dan yükselen ekonomik yaptırım ve askeri yardımları kesme tehditlerine ise Sánchez, Barselona kürsüsünden net bir yanıt verdi: "İspanya’nın dış politikası Washington’daki lobilerin tehditleriyle değil, uluslararası hukukun ve insanlık vicdanının emirleriyle yazılır. Tehditleriniz, Gazze’deki soykırıma karşı sesimizi kısmaya yetmeyecektir."

  • İtalya üslerini savaşa kapattı, Trump tehdit etti: Washington-Tel Aviv hattının İran’ı hedef alan topyekun savaş stratejisine karşı İtalya, sahada en somut eylemsel dirençlerden birini gösterdi. Trump’ın, İtalya’yı hedef alarak yayımladığı "İran nükleer silaha kavuşursa iki dakikada İtalya’yı haritadan siler, Meloni bunu umursamıyor. Onlar bizim için orada yoksa, biz de onları savunmayız" yönündeki pervasız tehditlerine ve şantajlarına Roma boyun eğmedi. İtalyan hükümeti bu tehditleri "kabul edilemez" ilan ederken, eylemde de geri adım atmadı. İtalya, kendi topraklarındaki Aviano ve Sigonella gibi kritik askeri üslerin, ABD uçakları tarafından İran’ı bombalamak amacıyla kullanılmasına kesin bir dille set çekerek üslerini Amerikan operasyonlarına kapattı.

  • Fransa ve Almanya ikili oynamaya devam ediyor: Batı cephesinin en riyakar ve ikircikli eylem modeli ise Paris ve Berlin hattında yaşanıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Gazze konusunda insani yardımlardan bahseden diplomatik söylemler üretse de İsrail'e giden askeri lojistiği ve ticari bağları kesmeye yanaşmıyor. Berlin hükümeti ise yükselen küresel baskılar nedeniyle kamuoyu önünde söylem değişikliğine gitmek ve kürsülerde insani dramdan bahsetmek zorunda kaldı. Ancak ne yazık ki sahada İsrail’e mühimmat ve askeri malzeme satışını net bir şekilde durdurduklarını hiçbir zaman açıklamadılar; perde arkasından lojistik sevkiyatı sürdürdüler.

Doğu bloku eylemsizliği fırsata çeviriyor

Söylemi güçlü ama eylemi kendi çıkarlarına endeksli olan Rusya ve Çin ikilisi, Batı'nın çifte standartlarını yüzüne vurmak adına kürsülerden en sert eleştirileri yöneltiyor. Ancak bu söylem, sahadaki katliamı durduracak somut bir yaptırımdan ziyade, ABD'nin küresel hegemonyasını zayıflatma stratejisinden öteye geçmiyor. Yine de sahada, Washington ve Tel Aviv’in Orta Doğu planlarına karşı Pekin hattından yükselen kurumsal ve hukuki setler dikkat çekiyor.

  • Pekin Washington’ın İran taleplerini reddetti: Washington-Tel Aviv hattının İran’ı küresel sistemden tamamen yalıtma stratejisi, Pekin’in resmi duvarına çarptı. ABD yönetiminin, Çin'in İran'dan gerçekleştirdiği stratejik petrol alımını ve finansal ortaklıkları sonlandırması yönündeki resmi diplomatik taleplerine Çin Dışişleri Bakanlığı kameralar karşısında net bir yanıt verdi. Pekin, Birleşmiş Milletler onayı olmayan hiçbir tek taraflı yaptırımı tanımayacağını ilan ederek, Tahran ile yürütülen enerji ticaretinin uluslararası hukuka uygun ve meşru olduğunu vurguladı; Washington’ın baskı diplomasisine sahada geçit vermedi.

  • Yaptırımlara karşı iç hukuk mekanizması devreye girdi: Bu küresel restleşmenin en somut halkası, Mayıs 2026 başında ABD Hazine Bakanlığı'nın İran petrolü satın aldıkları gerekçesiyle Çinli 5 büyük rafineri şirketini yaptırım listesine almasıyla yaşandı. Çin Ticaret Bakanlığı, bu adıma karşı kendi iç hukuk koruma mekanizmalarını işleterek doğrudan Washington'a meydan okudu. Tek taraflı Amerikan yaptırımlarının Çin sınırları içinde hiçbir hukuki geçerliliği olmadığını belirten bakanlık, şirketlerinin yasal haklarını korumak için gerekli tüm hukuki adımları atacağını ilan etti. Çin, ABD'nin finansal yaptırım zırhını kendi yasalarıyla delerek Washington’ın tek taraflı baskı politikalarına set çekti.

  • Kuzey Kore askeri eylem hattında: Kuzey Kore ise bu denklemde en net eylemsel pozisyonu alan aktör oldu. Sadece söylem üretmekle kalmayan Pyongyang, Batı ambargolarını doğrudan delen lojistik adımlarla anti-Siyonist cephede yer alıyor. Sahada askeri teknolojinin ve mühimmatın el değiştirmesini sağlayarak ABD-İsrail ittifakının bölgedeki askeri baskısını doğrudan dengeleyen gizli bir eylem gücü olarak öne çıkıyor.

Müslüman Asya’dan somut ambargo hamleleri

Kürsülerde üretilen boş kınama mesajlarına sığınmayan ve Siyonist rejimin lojistik ile hukuki damarlarını kesmek için somut devlet eylemi ortaya koyan Güneydoğu Asya güçleri, söylem-eylem tutarlılığının en net örneklerini sergiliyor.

  • Malezya limanlarını İsrail gemilerine kapattı: Güneydoğu Asya’da söylemini en radikal devlet eylemine dönüştüren ülke şüphesiz Malezya oldu. Başbakan Enver İbrahim, Gazze’deki katliamlara yanıt olarak İsrail bayraklı veya İsrail merkezli tüm kargo gemilerinin (başta küresel denizcilik devi ZIM olmak üzere) ülke limanlarına demirlemesini ve yük almasını resmi bir kararnameyle tamamen yasakladı. Söylemde kalmayan bu tam liman ambargosu, Siyonist rejimin küresel lojistik ağlarına Asya-Pasifik'ten vurulmuş en somut eylemsel darbelerden biri olarak tarihe geçti.

  • Endonezya’dan Lahey’de hukuk taarruzu: Dünyanın en kalabalık Müslüman nüfusuna sahip devleti olan Endonezya, uluslararası hukuk kürsülerini İsrail'e karşı eylemsel bir cepheye dönüştürdü. Cakarta yönetimi, hem Uluslararası Adalet Divanı (UAD) hem de Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) nezdinde İsrail’in işgal altındaki topraklardaki hukuk dışı varlığına ve savaş suçlarına karşı resmi yazılı beyanlar vererek ve duruşmalara bizzat müdahil olarak küresel adalet mekanizmasını Siyonist rejime karşı eylemsel olarak harekete geçiren itici güçlerden biri oldu.

Gerçek eylemi akademi dünyası başlattı

Siyasetçilerin bu riyakar ve ikircikli tavrına karşı gerçek, somut ve tavizsiz eylem küresel eğitim kurumlarından geldi. ABD ve AB üniversitelerinde başlayan öğrenci hareketleri, boş sloganların ötesine geçerek üniversite yönetimlerine somut adımlar attırdı. Siyasetçilerin cesaret edemediği akademik ve ekonomik boykot, tüzüklere resmen işlendi.

  • Trinity College Dublin (İrlanda): Üniversite yönetimi, öğrencilerin kararlı duruşu karşısında İsrail kurumlarıyla tüm bağlarını koparma kararı aldı. Rektör Linda Doyle, resmi kararın ardından "Öğrencilerimizin haklı öfkesini ve kurumsal sorumluluğumuzu görüyoruz. İsrail şirketleriyle olan tüm ticari ve akademik yatırımlarımızı tamamen sonlandırma sürecini başlattık" diyerek Avrupa'daki en net kurumsal geri adımı tescilledi.

  • Barselona Üniversitesi (İspanya): Katalonya'daki üniversitelerin çatı yönetim kurulu, İsrail araştırma enstitüleri ve üniversiteleriyle olan tüm iş birliği anlaşmalarını dondurdu. Senato adına yapılan açıklamada, "Gazze'de uluslararası hukuk ve insan hakları açıkça çiğnenirken, bu suça ortak olan kurumlarla hiçbir akademik ortaklık sürdürülemez" denilerek ilişkiler askıya alındı.

  • Ghent Üniversitesi (Belçika): Üniversite rektörlüğü, yürüttüğü detaylı incelemenin ardından İsrail'deki su araştırma enstitüleri ve askeri teknoloji ortaklığı bulunan kurumlarla olan tüm projeleri tamamen iptal etti. Rektör Rik Van de Walle, "Akademik özgürlük, insanlığa karşı işlenen suçları görmezden gelme lüksü vermez" sözleriyle kararını savundu.

  • Evergreen Devlet Koleji (ABD): Washington eyaletindeki bu köklü kurum, öğrencilerin kurduğu çadır kamplarının ardından tarihi bir uzlaşıya imza attı. Kolej yönetimi, İsrail'in işgal politikalarından kar sağlayan şirketlere (Caterpillar, Boeing, General Electric) ait tüm fonları ve hisseleri resmi olarak dondurduğunu ve üniversite bütçesinden tamamen çıkaracağını taahhüt etti.

Gençlik, devlet liderlerinin diplomatik masalarda yapamadığını üniversite senatolarında bizzat yaparak eylemin ve dik duruşun gücünü tüm dünyaya gösterdi.

Eyleme geçmeyen söylem suç ortaklığıdır

Dünya siyaseti artık ikili oynamayı kaldıramayacak kadar ağır bir insanlık sınavından geçiyor. Kelimelerin arkasına saklanıp statükoyu koruyanlar ile somut kararlar alarak statükoyu sarsanlar arasındaki fark hiç bu kadar netleşmemişti. Bizler kürsülerdeki bu söylem ve eylem savaşını analiz ederken, sahada Gazze’deki siyonist kuşatma tüm vahşetiyle sürüyor; gıda ve tıbbi yardımların girişi engellenerek bir halk sistematik olarak açlığa mahkum ediliyor, bombalar altında can veren insanların topraklarında pervasızca yeni yerleşim yerleri açıklanıyor. Katliam haritası Lübnan’a uzanırken, bölgeyi ve İran’ı "taş devrine gönderme" tehditleri havada uçuşuyor.

Tam da bu kanlı gerçekliğin ortasında, eyleme dönüşmeyen her güçlü söylem, zamanla sadece suçluluk psikolojisini bastıran diplomatik bir gürültüye dönüşür ve sahibini bu suça ortak eder. Bugün insanlık, sadece konuşan ve statükoya can suyu veren liderleri değil; tüm tehditlere rağmen üniversitelerde iş birliklerini donduran gençleri, limanlarda askeri gemileri durduran işçileri, İsrail’e silah satışını meclis kararıyla resmen yasaklayan cesur devletleri ve adaleti sahada cesaretle inşa eden gerçek eylemleri selamlıyor.

17 Mayıs 2026

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş