metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

Haberler / Yorum - Analiz

9 Mayıs’ın Hatırlattığı Şey: Nazi Zulmü Yenildiğinde / Mehmet Altuntaş

11.05.2026

İkinci Dünya Savaşı’nın üzerinden onlarca yıl geçti. Ancak bugün Gazze’de yaşananlar gösteriyor ki, insanlık bir yandan Nazi barbarlığını anarken diğer yandan yeni bir vicdan sınavıyla karşı karşıya bulunuyor. Dün Avrupa şehirlerini enkaza çeviren ırkçı zihniyet hangi yöntemlerle insanlığı ezdiyse, bugün Filistin’de sivillerin maruz kaldığı ağır yıkım da dünyaya aynı soruyu sorduruyor: Güç karşısında insan onuru yeniden savunulabilecek mi?

8-9 Mayıs: Savaşın Bittiği Günler

Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’nın sona erişi 8 Mayıs 1945 olarak kabul edilir. Sovyetler Birliği ise saat farkı nedeniyle zaferi 9 Mayıs’ta ilan etti. Bu yüzden Batı Avrupa’da “Victory in Europe Day” olarak anılan tarih, eski Sovyet coğrafyasında “9 Mayıs Zafer Günü” şeklinde hafızalara kazındı.

O gün Berlin düşmüş, Adolf Hitler’in kurduğu Nazi rejimi çökmüş ve milyonlarca insanın hayatına mal olan savaş sona ermişti. İnsanlık tarihinin en karanlık ideolojilerinden biri olan Nazizm askeri bir yenilgiyi tattığı gibi ahlaki bir mahkûmiyeti de yaşamıştı.

Bu zaferde Sovyetler Birliği’nin rolü tartışılmaz derecede büyüktür. Kızıl Ordu, Stalingrad’dan Berlin’e uzanan hatta çok ağır bedeller ödedi. On milyonlarca Sovyet vatandaşı hayatını kaybetti. Bazı kaynaklara göre. Yüz yetmiş. Rusya'nın nüfusu yüz elli milyonlara düşmüş.. Yani o savaşta sadece sovyet rusyasında yirmi milyonun üzerinde insan hayatını kaybetmişti. Ruslar, Ukraynalılar, Belaruslular, Orta Asya halkları ve Sovyetler bünyesindeki farklı milletler aynı cephede Nazi işgaline karşı savaştılar.

Bugün Avrupa siyasetinde zaman zaman bu gerçek geri plana itilmek isteniyor. Bugün Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşta. Amerikan emperyalizmine hizmet eden Avrupa Ukraynayı da kışkırtarak Rusyayı zayıflatmaya çalışıyor.. Altını çizmek istediğim bir tarihî hakikat şudur: Nazi Almanyası’nın yenilgisinde Sovyet halklarının büyük fedakârlığı belirleyici oldu.

İdeolojilerden Önce İnsanlık Meselesi

20. yüzyıl boyunca komünizm, sosyalizm ve kapitalizm ekseninde çok sert ideolojik mücadeleler yaşandı. Sovyetler Birliği’nin temsil ettiği sosyalist model de hem destekleyenlerin hem eleştirenlerin yoğun tartışmalarına konu oldu.

Sosyalizm; gelir adaleti, emek hakkı ve toplumsal eşitlik gibi iddialarla ortaya çıkan bir düşünce sistemiydi. Ancak uygulandığı bazı ülkelerde özgürlükler, siyasal çoğulculuk ve insan hakları bakımından ciddi sorunlar da yaşandı. Aynı şekilde kapitalist dünyanın da sömürgecilik, savaşlar ve küresel eşitsizlikler bakımından ağır sicili bulunmaktadır.

Bu nedenle meseleye yalnızca ideolojik sloganlarla değil, insan onuru merkezli bakmak gerekir. İnsan haklarını koruyamayan hiçbir düzen, hangi adı taşırsa taşısın kalıcı adalet üretemez.

9 Mayıs’ın asıl önemi de burada ortaya çıkıyor. Çünkü o gün insanlık, ırk üstünlüğünü esas alan bir barbarlığa karşı ortak mücadele verdi. Bu mücadele Allah'ın ve onun Resulünün bize bildirdiği gibi beyaz olan siyah olan siyah olanla, kırmızı olanın bir farkı yoktu hepsi eşitti, dolayısıyla bu zafer bir devletin zaferi mi yoksa insanlığın vicdanının zaferi mi yeniden düşünmek lazım.

Dün Yahudilere Yapılan, Bugün Filistin’de Yaşanan

İkinci Dünya Savaşı’nın en büyük trajedilerinden biri Yahudi halkının maruz kaldığı “soykırım”dı. Nazi Almanyası milyonlarca Yahudi’yi sistematik biçimde katletti. Toplama kampları, insanlık tarihinin utanç sayfaları arasında yer aldı.

Bu nedenle İsrail devleti kurulurken dünya kamuoyunda güçlü bir tarihî hassasiyet oluştu. Ancak bugün Gazze’de yaşanan ağır sivil kayıplar, yıkım, kuşatma ve yerinden edilmeler dünya vicdanında büyük tepki oluşturuyor. İnanılmaz bir tepki de oluştu zaten. Bir uluslararası kamuoyu vicdanı ses verdi ki Sumut Filosu bunun somut bir örneği..

Kadınların, çocukların ve sivillerin hedef olduğu görüntüler sadece Ortadoğu’nun değil insanlığın ortak meselesidir. İnsan hakları ilkesi, mağdurun kimliğine göre değişmez. Dün Yahudilere yapılan zulme karşı çıkan vicdan, bugün Filistinli siviller için de aynı hassasiyeti göstermek zorundadır.

Aksi halde “bir daha asla” sözü yalnızca siyasî bir slogana dönüşür.

Avrupa’nın Çelişkisi

Bugün Avrupa’da birçok ülke 9 Mayıs anmalarını demokrasi ve özgürlük vurgusuyla gerçekleştiriyor. Ancak aynı Avrupa’nın Gazze konusunda sergilediği suskunluk ciddi bir çelişki doğuruyor.

Bir tarafta Nazi geçmişiyle yüzleşme çağrıları yapılırken, diğer tarafta sivillerin ölümü karşısında sessiz kalınması dünya kamuoyunda güven kaybına yol açıyor.

İnsan hakları evrenselse, bu ilke yalnızca Avrupa sınırları içinde değil dünyanın her yerinde geçerli olmalıdır.

İnsanlık Yeniden Aynı Sınavda

Bugün dünya yeniden büyük gerilimlerin içinden geçiyor. Rusya-Ukrayna savaşı, Gazze’deki trajedi, artan kutuplaşma ve yükselen aşırı akımlar insanlığı yeni bir belirsizliğe sürüklüyor.

Oysa 8 ve 9 Mayıs’ın tarihi bize başka bir şeyi hatırlatıyor: İnsanlık en karanlık dönemlerde bile zulme karşı ayağa kalkabildi yani.

Berlin’de Reichstag’ın üzerine çekilen kızıl bayrak elbette bir ordunun zaferidir de bu zafer aynı zamanda dünyaya “barbarlık yenilebilir” mesajıydı.

Bugün en çok ihtiyaç duyulan şey yeni ideolojik kamplaşmalar değil; insan hayatını merkeze alan evrensel bir vicdandır. Çünkü hangi milletin, hangi dinin ya da hangi coğrafyanın insanı olursa olsun, masum sivillerin hayatı siyasî hesaplardan daha değerlidir.

Ve tarih bize şunu göstermiştir: Zulüm uzun süre güçlü görünebilir; fakat insanlığın ortak vicdanı sustuğunda dünya karanlığa sürüklenir. O vicdan yeniden ayağa kalktığında ise hiçbir baskı düzeni sonsuza kadar ayakta kalamaz.

O gün gelecek Nazi Almanyası nasıl yenildiyse. Siyonist İsrail de yenilecek. Ve insanlığın gözünde çukura gömülecek..

Eldar hocanın dediği gibi: “Allah'ın takdiri. Akdeniz sularının iki metre yükselmesine bakar…”

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş