İlahi…
unutkanlığımızın bile şahit olduğu bir sözümüz var bizim. farklı alemlerde…
aziz kitabın hatırlatmasıdır. bilirim.
ve şimdi…
yol’a düştük.
omzumuzdaki yol’a ait olanların ağırlığıdır. “sarp bir yokuştayız” işte...
ey Rabbim,
yolda seni unutturmayan kaderler yaz bize.
kolaylık isterim elbette ama zira kolaylık bazen gaflettir,
zorluk istemem ama hatırlatan zorlluk, rahmettir.
hayat,
dışarıdan bakana bir tesadüfler silsilesi gibi görünür.
oysa hiçbir karşılaşma başıboş değildir.
hiçbir göz, sebepsiz değmez bir diğerine.
hiçbir söz, vakitsiz düşmez kalbe.
kesişen yollar derim dost…
ama aslında kesişen yollar değil,
yazılmış kaderlerin birbirine dokunuşudur bu.
akar gider hayat, evet… çılgın bir nehrin üzerindeki çerçöp misali.
lakin her kesişme, bir iz bırakır.
ve o iz…
insanı eski hâline haram eder.
artık hiçbir şey eskisi gibi değildir.
çünkü sen de eskisi gibi değilsindir.
bazen bir bakış…
ama öyle sıradan değil, içine işleyen bir nazar…
bazen bir söz…
ama öyle kulağa değil, yüreğe düşen bir söz…
bazen bir temas, ama öylesine değen değil, dağlayan bedeni
kısacık sanırsın. ama ömürlük bir yön değiştirir.
adamı alır, bildiği bütün yolları unutturur.
ve onu, kendine bile yabancı bir istikamete sürer.
işte o an
yolunu kesen sıradan biri değildir.
belki bir imtihan,
belki bir rahmet,
belki de seni senden alıp sana getirecek bir vesiledir.
biraz kendimize çevirelim bunu…
bugün biriyle karşılaştığında,
onun kalbinde nasıl bir iz bırakıyorsun?
haklılığın mı kalıyor, yoksa hâlin mi?
çünkü o hikâyelerde değişimi başlatan şey, çoğu zaman doğru söz değil… doğru tavırdır.
ey yolcu
yolda yalnız değilsin.
ve şunu artık iyice bil:
yolunu kesen hiçbir şey, senin seçimin değildir.
sen niyet edersin,
ama kader, önüne kimleri, neleri çıkaracağını çoktan yazmıştır.
bilinmezlik dediğimiz şey,
aslında ilahi bilginin bize kapalı olan yüzüdür.
işte bu yüzden…
kader deriz adına.
ve kader…
aklın çözmek için çırpındıkça düğümlenen,
kalbin teslim oldukça açılan bir sırdır.
kibirlenme.
ne gücümüz yeter,
ne de aklın çözer bu ince dengeyi.
önce boyun bükülecek
sonra yüzümüz çevrilecek…
ama kalabalıklara değil,
sebeplere değil,
insanlara hiç değil…
yüzümüz BİR’e çevrilecek
çünkü yol da O’nun,
kesişme de O’nun,
karşılaşma da O’nun…
sadece dikkat edeceğimiz:
yolun kenarlarına taşma.
çünkü taşkınlık,
başkasının izini bizim yolumuza bulaştırır.
ve her iz…
seni ya kendine yaklaştırır,
ya da senden uzaklaştırır.
ey yolcu…
iz bırak.
ama kuru bir hatıra değil,
bir dua gibi bırak.
seni görenin kalbinde
iyiliğe meyil bırakan bir iz…
seni tanıyanın zihninde
hakkı hatırlatan bir iz…
ve yollarını kestiğin insanların kaderinde
bir güzellik vesilesi olacak bir iz…
çünkü izsiz geçen ömür,
yaşanmış sayılmaz.
Sahi, izin yoksa,
yollarda ne ararsın ki?
bunca telaş, bunca yorgunluk…
bunca arayış…
ne için?
bil ki…
dünya zindanına attığın her çentik,
özgürlüğe değil,
varlığa attığın imzadır.
ve insan…
iz bıraktığı kadar vardır.
bahtın açık olsun yolcu…
ama daha mühimi:
kalbin açık olsun.
paylaşmaya değer gördüğünüz yazılarımın dilediği kısmı dahil dostlarınıza ikrama açıktır.
bir gönle daha temas etmek iyidir. valla!
Nezaket Üzerine Birkaç Kelam |Tuğba Kayaer
06.05.2026
KURBAN'LA GÜLÜMSET
06.05.2026
Trump, Papa'ya saldırdı
13.04.2026
Tayvan ile Çin arasında 'tarihi' temas
13.04.2026
Haz mı, Huzur mu? AHMET GÜRBÜZ 10.05.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ -3 ÜSTÜN BOL 09.05.2026
Thiago Avila DERVİŞ ARGUN 06.05.2026
yürümeyen, yazgısını eksik yaşar MUSTAFA AKMEŞE 23.04.2026
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE İRAN SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 20.04.2026
Mezhebin Kadar Savaş! DERVİŞ ARGUN 13.04.2026