*Kendi hinterlandını(arka bahçe) kurma arzusu olan Yerli ve Milli ideolojinin 7 Ekim sonrası dönemde yaşananlara gösterdiği refleksler, üzerine konuşulması gereken bir konu olarak önümüzde duruyor. Temel kabulleriyle Gazze meselesinde gösterdiği politik tutum paralellik gösteriyor.
Nihai olarak ulus devletin çıkarlarını, kimliğini, toplumsallığını, hukuki yapısını mutlak veri olarak ele alan bu ideoloji, motivasyon kaynağı olarak gördüğü İslam’ı ve üst anlatılarını araçsallaştırarak karşımıza çıkıyor. Haliyle İslam’a ait tüm anlatılar ulus devletin çıkarları bağlamında anlamını buluyor. Farklı temellere ait düşüncelerin karşılaşması, eğer ikisini de terk edemiyorsanız birini diğerine göre yorumlamak kaçınılmaz hal alıyor. Yerli ve milli ideoloji için, İslam bu anlamda iç ve dış siyasette ulus devlete göre yeniden yorumlanıyor.
*İnanç odaklı örgütlenmenin yerini ticaret kapitalizmiyle beraber ekonomi odaklı örgütlenme aldı. Feodal dönemde de toprak üzerinden kimlik edinimi ekonomik temeldeki örgütlenmenin de merkezinde bulunmaktadır. Bu örgütlenme ve kimlik edinimi hukuk yapısıyla içersinde bulunduğumuz ulus devlet paradigmasının temel gerçekliğini ortaya koyuyor. Yerli ve milli ideoloji bu gerçekliğe kendi örgütlenme, kimlik edinimi ve hukuki yapısıyla mutlak itirazlar sunan İslam'ı yeniden yorumlayarak yapıbozumuna uğratmaktadır. Türkiye'nin erken döneminden günümüze kadar ki rejimle yaşanan çatışmaların temelinde İslamın temelden getirdigi itirazların etkisi her zaman görülmüştür.
İslamın modern dünyaya itiraz sunan temel kabulleri, modern değerler üzerine inşa edilmiş her kurumsal yapı için çatışma/tehdit oluşturuyor. Yerli ve milli düşünce kaçınılmaz olan bu çatışmaları yeniden yorumlamayla dinamizme dönüştürme iddasıyla karşımıza çıkıyor.
Dinamizm, seküler temellere sahip ulus devletin, İslami motivasyonlarla kutsanmasını formüle ediyor. İslam ulusal dine dönüşürken, müslüman profilde ulusal hukuka uygun fıkhi yorumlarla kimliklenip verili olan toplumsallığı içselleştiriyor. Tüm bu yeniden yorumlama faaliyetleri göstermektedir ki, ulusçu yaklaşımı mümkün kılan en önemli mefhum ulusallaştırılmış dindir.
Tıpkı din gibi, tarih de tabi olarak bu süreçlere göre yeniden yorumlanıp meşruiyet aracına dönüştürülüyor. Kurgulanan profili merkeze alan tarih yorumunda Türkiye merkezli anlatı, tüm bu çelişkileri örten afyon olmaktan başka bir işleve sahip değildir. Nihai olarak İslamı yeniden yoruma tabi tutan yerli ve milli düşünce iç politikada olduğu gibi dış politikada da İslamı araçsallaştırmaktadır.
* Yerli ve milli ideolojinin Ortadoğu’ya bakışında iki temel faktör ön plandadır. Kullanılmayı bekleyen kaynaklar ve küresel bazda aktör haline gelmek için hinterland haline getirme. Din bu konuda tarihle beraber meşruiyet sağlayan ana faktör haline getiriliyor.
Dini liderlik ve tarihi miras anlatısı Ortadoğu’da atılacak adımlar için birer araç olmaktan öte bir amaca hizmet etmemektedir. Yerlilik ve millilik kendisine biçtiği dini ve tarihi misyonu, küresel siyasete itiraz sunmak için değil onun çatısı altında eli kuvvetli şekilde bulunmak için kullanmaktadır. Bölge devleti olmaktan küresel aktör haline gelmek ortadoğuda siyasi, ekonomik, kültürel vb alanda etki alanı oluşturmaktan geçmektedir. Burada amaç İslam değil merkeze alınmış ulus devletin çıkarlarıdır.
Eğer İslama ait anlatılar mutlaklaştırılmış ulusal çıkarlarla çelişiyorsa tercihleri, araçsallaştırılan İslamın yok sayılması şeklinde olacaktır. Türkiye'nin Gazze konusunda aldığı politik tutumu da bu şekilde anlamlandırabiliriz.
*Gazze de verilen mücadelede, Türkiye'nin aldığı tavır 7 Ekim öncesinin paralelinde seyir izlemektedir. Bir yandan Filistin vurgusu varken, diğer yandan İsraille her türlü siyasi, ekonomik, askeri politikaların devam etmesi savaş sonrasında da kendisini göstermektedir. Türkiye'ye ve özelinde hükümete uhrevi anlam yükleyen kitleler için hayal kırıklığı olsa da yerli ve milli ideolojinin temel kabulleri bu politikaların devamlılık göstereceğine ışık tutmaktadır.
Güncel bir konu olarak, Soykırım sözleşmesine taraf olan Türkiye'nin Uluslarası Adalet divanında İsrail'e uyguladığı vahşetten dolayı dava açma ve/veya açılan davaya taraf olma hakkı bulunmaktadır.
Ancak bu konuda herhangi bir adımın atılmaması Türkiye'nin bu süreçte takındığı rolün iç siyasette motivasyon üretmekten başka bir anlamı olmadığını gösteriyor.
Aynı zamanda ümmet kavramının ve Filistin meselesinin ulusal çıkarlar söz konusu olduğunda ne kadar anlamsızlaştığını da. İslami çevrelerin bu süreçte Türkiye'nin takındığı role dair itirazları varsa öncelik olarak dış politikayı belirleyen içerdeki ideolojik yapının reddiyle işe koyulmaları gerekir.
Yerli ve milli ideolojinin bağlamında ulusallaştırılmış din iç politikada kitleler için afyon görevi görürken, dış politikada küresel siyasetin ve bölgedeki aktörlerinin katliamlarına alan açmaktadır.
Kalibaf’tan ABD’ye: Büyük Şeytan
02.09.2026
İktibas Dergisi’nin Eylül 2026 sayısı çıktı
02.09.2026
Otomobil Satışları Durdu
02.09.2026
Silivri Gemi Kazası
03.09.2026
Umran dergisi Eylül 2026 sayısı çıktı
05.09.2026
Dindarlaşarak Gavurlaşma|Fuat Durgun
13.08.2026
Ezherli Kuytul AHMET GÜRBÜZ 02.09.2026
AA’NIN FİLİSTİN SÖZLÜĞÜ YAYINDA ESRA DURU 01.09.2026
BİLGİNİN İNSANİLEŞTİRİLMESİ - 6 ÜSTÜN BOL 04.09.2026
Yalnızlık Allah'a Mahsustur! AYTEN DURMUŞ 04.09.2026
Yurtta Sulh Cihanda Sulh AHMET GÜRBÜZ 10.08.2026
Kasıt ve Kusur: Süleymancılık AHMET GÜRBÜZ 24.08.2026
Genç, Musa ve Hakîm’in hikayesi OSMAN KAYAER 19.08.2026
YENİ BİR EĞİTİM MODELİ ÖNERİSİ ORHAN GÖKTAŞ 26.08.2026
Ezherli Kuytul AHMET GÜRBÜZ 02.09.2026