metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

Haberler / Yorum - Analiz

Toplum Devlet İlişkisinde Başka Bir Seçenek/Ayhan Bilgen

12.09.2026 20:13• Son Güncelleme: 12.09.2026 20:15

 

Toplum devlet ilişkisi siyaset felsefesinin ve yönetim modellerinin zeminini oluşturur.

Geleneksel liberal çizgi, devleti ne kadar zayıf tutarsanız, bireyin o kadar güçlü olacağı varsayımı üzerine kuruludur.

Anarşist felsefe bunun bir doz üzerinde durarak, otoritenin olmadığı bir toplumsal ilişkinin söz konusu olabileceği varsayımı üzerine kuruludur.

Hiç şüphesiz bu iki yaklaşımın tam tersi ilişki biçimleri de vardır. İnsanı, toplumu hiçleştiren, otoriteyi tartışılmaz kutsal bir yere konumlandıran yaklaşımlar yanında, bu düzeyde olmasa da, gücü, iktidarı, otoriteyi merkeze koyan, toplumu da onun bir edilgen nesnesi gibi ele alan siyasal yaklaşımlar söz konusudur.

Toplumun bir kesiminin diğer kesimlerini yönetmesi üzerine kurulu yaklaşımlar da, bu iki uç yaklaşımın arasında sayılabilir. Bir sınıfın, bir inanç grubunun, bir etnik kökeninin, yönetici olduğu, diğerlerinin yönetilen olmaya mahkum edildiği siyasal düzenlerden söz ediyoruz.

Bütün bu yaklaşımlar, devlet ve toplumun birbiriyle çatışmaya mahkum aktörler olduğu varsayımı üzerine kuruludur. İçinden geçtiğimiz dönem ve üzerinde yaşadığımız coğrafya ise, bunun tam tersini zorunlu kılan özellikler taşımaktadır.

Hem devleti güçlü kılmak, ama bunun yolunu da toplumu ve onun farklılıklarını, gerçekliklerini yok saymadan bir ilişki biçimi geliştirmek neden mümkün olmasın ? Yani ne kadar güçlü bir toplum varsa, gücünü toplumdan alan bir devlet ve ne kadar güçlü bir devlet varsa, özgürlükleri bu şekilde koruyan geliştiren bir toplumsal düzen.

Önümüzdeki dönemde İsrail tehdidi bizi bu seçeneği düşünmeye zorlayacak gibi görünüyor. İç cepheyi güçlendirecek bir anayasa da tam bu nedenle farklı bir anlam ifade ediyor.

Farklılıkları eşit haklar ekseninde ele alan, ayrıcalığı da ayrımcılığı da ortadan kaldıran, ortak tehditler karşısında, ortak güçlü irade ortaya koyan, toplumsal ilişkilerde, devletin sınırları da, sorumlulukları da bu eksende ele alınacaktır.

Aynı şekilde, farklı toplum kesimlerinin birbirleriyle ilişkilerinde de, bir hak ve sorumluluk dengesi inşa edilebilir. Bu noktada devlet hem tarafsız kalabilir hem de adaletin gerektirdiği yaklaşımı ortaya koyabilir.

Zayıf olanı destekleyen, koruyan bir yaklaşım geliştirebilir. Devlet toplum ilişkisindeki bu denge, hiç şüphesiz en geniş kesimlerin yararına olanı, diğerlerini ezmeden de koruyabilir.

Özellikle anayasa konusunu, sadece hükümet modeli ve sivil siyasal haklar üzerinden ele almak yerine, ekonomik sosyal hakları merkeze koyan bir anayasa tartışması, önümüzdeki riskler açısından hayati önem taşımaktadır.

Sadece devletin negatif sorumluluklarına odaklı bir liberal yaklaşımın tabulaştırılmadığı, hükümet modelinin denge denetleme esaslı ele alındığı, bir üst hukuk normunda, toplum, ekonominin, hukukun ve siyasetin merkezine konumlanabilir.

Bireyi toplum karşısında ezdirmeden, toplumu gettolar biçiminde şekillendirmeden, bir yeni kamu yararı ve toplumsal fayda yaklaşımı üzerine, tüm kesimler, hep birlikte kafa yormak durumundayız.

Eski şablonlarımız, korkularımız, ön yargılarımız, bu konuda düşünmeyi  sorgulamayı, tartışmayı, bir araya gelip ortaklaşmayı, zorlaştırsa da, başka bir çıkış yolu görünmüyor.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş