çocuklara, torunlara ve sonraki gelecek tüm neslime sözüm olsun,
bilinsin diye yazıyorum
çünkü tek yazma sebebim bu…
hangi bağın koruğu olduklarını bilsinler ki istikamet sahibi olsunlar...
bazı şeyler vardır; ne anlatılır ne de ilk kez fark edilir.
insan bilir… en başından beri bilir. sadece dile düşürmez.
belki de söylemeye gerek duymaz.
bazı hakikatler,
kelimeye döküldüğünde küçülür gibi gelir.
çünkü yapılan şey bir iyilik değil ki… bir hayat tarzı, bir duruş diye düşünürüz.
ama yine de insan susmamalı. çünkü susunca, hak yerini bulmuş olmuyor.
söylemek, kıymeti eksiltmez. bilakis yerini sağlamlaştırır.
derim ki dost;
ey yâr;
on sekiz yaşında bir kapıdan girdin…
oradan bir anne geçti,
bir omuz geçti,
bir sükût geçti.
yirmi beşinde dört çocuk sahibi… otuz yaşında beşincisi geldi...
sayıyla söylenince kolay… ama hakikatte her biri bir imtihan, her biri bir emanet demek.
ben dışarıda evin erkeği olarak bir yolun peşindeydim…
Allah, peygamber, kitap diyordum, dava diyordum, mazlum diyordum.
kahrolsun zalimler diyordum.
sen içeride o yolun kökünü tuttun.
ben cümle kuruyordum,
sen o cümlelerin anlamını evde yaşatıyordun.
bir evin içinde gürültüsüz kurulan bir düzen varsa eğer…
hani kimse fark etmez. sofraya oturulur, çocuklar büyür, hayat akar.
ama o akışın arkasında ortak bir irade vardır. işte sen, o iradeden birisin.
çocuklar büyüdü… ev genişledi, zaman geçti.
ama hiçbir şey taşmadı, dağılmadı, eksilmedi. çünkü sen vardın.
kocasının yükünü hafifletirken, bunu ona hissettirmeyecek kadar zarif.
çocuklarını büyütürken, onların ruhuna dokunacak kadar derin.
yorulurken bile, yorgunluğunu bir şikâyete dönüştürmeyecek kadar güçlü.
bir kadın düşün...
5 çocuk büyütülecek bir evde
ve o ara bey rahatsız olmasın diye
çocuk bezi yanında hiç değişmeyecek, öyle valla öyle işte…
bir anne… sadece doğuran değil, yön veren.
bir eş… sadece yanında duran değil, omuz olan.
bir yol arkadaşı… sadece yürüyen değil, yolu kolay eden…
sen bunların her birini yaptın. yerli yerinde, ölçülü, taşmadan.
aynı yolda yürümek, aynı hedefe bakmak yetmez.
o yolu taşımak gerekir. yükü paylaşmak değil sadece…
bazen yükü yani evi tek başına sırtlanmak gerekir. sen bunu yaptın.
ve bunu yaparken ne bir gürültü, ne bir sitem, ne de bir hesap bıraktın arkada.
şimdi birileri “nasıl bir anne?” diye sorarsa…
anlatılacak şey, sadece çocuk sayısı değil. nasıl büyüdükleri, nasıl bir iklimde yetiştikleri.
“nasıl bir eş?” diye sorulursa…
cevap, sadece birlikte geçirilen zaman değil. o zamanın içinde kurulan denge.
“nasıl bir yol arkadaşı?” diye sorulursa… en doğru ifade şu olur:
yol zorlaştığında yükü artan, kolaylaştığında geri çekilen…
önde yürümek istemeyen ama geride de kalmayan…
görünmeden var olan…
ey yâr; varlığın, bir evden fazlasını kurdu.
öyle işte…
Umran dergisi Eylül 2026 sayısı çıktı
05.09.2026
ABD uçağı pistten çıktı: 5 ölü
07.09.2026
Dindarlaşarak Gavurlaşma|Fuat Durgun
13.08.2026
BİLGİNİN İNSANİLEŞTİRİLMESİ - 6 ÜSTÜN BOL 04.09.2026
Yalnızlık Allah'a Mahsustur! AYTEN DURMUŞ 04.09.2026
Korkak Ebeveynlik FEYZULLAH AKDAĞ 10.09.2026
Kasıt ve Kusur: Süleymancılık AHMET GÜRBÜZ 24.08.2026
Genç, Musa ve Hakîm’in hikayesi OSMAN KAYAER 19.08.2026
YENİ BİR EĞİTİM MODELİ ÖNERİSİ ORHAN GÖKTAŞ 26.08.2026
Ezherli Kuytul AHMET GÜRBÜZ 02.09.2026