peygamberlerin imanı başka bir ‘yakın’lıktı.
onlar Allah’ı yalnızca anlatılanlardan bilmiyorlardı.
vahiy geliyordu. konuşuyorlardı. işaretleri gözlerinin önünde görüyor,
rablerinin kendilerine nasıl yol gösterdiğini bizzat yaşıyorlardı.
yakınlık böyle bir şeydi işte.
onun içindir işte yakın iman sahibi olmak
sayısız zor imtihan karşısında istikamet sahibi yapar.
ibrahim aleyhisselam’ın duasını hatırlıyorum.
“rabbim! ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster.”
Allah soruyor:
“inanmıyor musun?”
“inanıyorum rabbim. fakat kalbim iyice yatışsın.”
işte insanın hâli biraz da budur.
iman etmek başka, imanın gönülde kök salması başka…
bizim imanımız ise ilmel-yakîn.
duyduk, öğrendik, okuduk, inandık. peygamberimiz kırk yaşından sonra hira’dan indi ve
“ben Allah’ın resulüyüm” diyerek insanlığa yeni bir yol gösterdi.
onu görenler gördüklerini anlattı, duyanlar duyduklarını aktardı. biz onların ardından gelenlerden, kitaplardan, kur’an’dan, hadislerden duyduk ve iman ettik.
şüphemiz yok.
Allah, âlemlerin rabbidir.
muhammed aleyhisselam onun kulu ve resulüdür.
bunda tereddüt edilecek bir şey yok.
ama…
ilmel-yakîn ile yaşamak bazen başka bir şey be dost...
imanımız doğru olduğu hâlde yürüyüşümüz aksayabiliyor.
yolda duruyor, yoruluyor, bazen yolun ne için verildiğini unutuyoruz.
müslüman olduğumuzu biliyoruz ama müslümanca yaşamanın ağırlığını her zaman taşıyamıyoruz.
peki ne yapmalı derseniz?
belki mesele dindarlığı bilgilenmekten ibaret zannetmekten vazgeçip
imanı gönle biraz daha indirmek.
biraz daha yaşamak.
biraz daha görmek onu derim,
biraz daha yolda olmak.
çünkü kur’an insanı durmadan yola çağırıyor.
yolcuyu, yolculuğu, yürümeyi, bakmayı ve düşünmeyi önümüze koyuyor. bu boşuna değil.
insan bazen ciltler dolusu kitapta okuyamadığını
bir dağın karşısında okuyor.
göğe bakıyorsun…
kendi küçüklüğünü görüyorsun.
dağa bakıyorsun…
ne kadar zayıf olduğunu anlıyorsun.
gece yıldızların altında kalıyorsun…
kendine verdiğin bütün büyük anlamların bir anda ne kadar küçük olduğunu fark ediyorsun.
sonra deniz kabarıyor.
dalgalar yükseliyor.
rüzgâr sertleşiyor.
ve insanın elinde sandığı bütün güçler bir anda susuyor.
işte o zaman dua başka türlü çıkıyor ağızdan.
“rabbim…”
sadece bir kelime.
ama insanın bütün acziyetini içine alan bir kelime.
yağmurun altında yürürken de böyle.
ıssız bir yolda yalnız kalırken de…
bir dağın eteğinde durup gökyüzüne bakarken de…
bazen kâinat, insanın imanına şahitlik ediyor.
ağaçlar susarak konuşuyor.
dağlar ağırlığıyla ders veriyor.
deniz, kudretiyle haddimizi bildiriyor.
gökyüzü, başımızın üzerinde duran sessiz bir ayet gibi bizi kendimize getiriyor.
belki de yolculuk bu yüzden var.
sadece bir yerden başka bir yere gitmek için değil.
insanın kendisinden rabbine doğru biraz daha yaklaşması için.
çünkü yol bir ayrılık hikayesidir ve uzadıkça insan kendi acziyetini daha iyi tanıyor.
muhtaç olduğunu fark ediyor.
fukara olduğunu anlıyor.
gücünün sandığı kadar kendisine ait olmadığını görüyor.
ve tuhaf olan şu:
insan kendisini küçülttükçe Allah’ın büyüklüğünü daha güzel anlamaya başlıyor.
belki yakın olan bir iman biraz da budur.
Allah’ı daha çok bilmekten ziyade, O’na karşı daha çok yakın uyanmak.
okuduğun ayetin içine girmek.
gördüğün ağacı sadece ağaç olarak görmemek.
gökyüzüne bakıp yalnızca gökyüzünü görmemek.
yağmurda yalnızca ıslanmamak.
ey resul
yağmur tanelerine gömleğini açıp göğsünü ıslatırken
“çünkü bu, Rabbiyle ahdi yeni yenilenmiştir” diyen farkındalığına selam olsun!
yolda yalnızca yürümemek.
her şeyin içinde bir işaret aramak.
çünkü kâinat baştan sona serpiştirilmiş ayetlerle dolu.
bize düşen biraz susmak.
biraz bakmak.
biraz yürümek.
ve imanımızı yalnızca dilimizde ve zihnimizde değil, gönlümüzde de büyütmek.
belki o zaman yolun hakkını biraz daha veririz.
belki o zaman müslümanlığımız,
bildiğimiz bir hakikatten yaşadığımız bir hakikate dönüşür.
ve belki insanın rabbine en güzel yürüyüşü de budur:
bilmekten inanmaya, inanmaktan yaşamaya,
yaşamaktan yakınlığa doğru yürümek…
paylaşmaya değer gördüğünüz yazılarımın dilediği kısmı dahil dostlarınıza ikrama açıktır.
bir gönle daha temas etmek iyidir. valla!
Şam’da tarihi açıklama: SDG feshedildi
26.08.2026
Hac kesin kayıtları yarın başlıyor
29.07.2026
Ne Karma Ne De Zorunlu Eğitim|Özkan Yaman
30.07.2026
Kasıt ve Kusur: Süleymancılık AHMET GÜRBÜZ 24.08.2026
YENİ BİR EĞİTİM MODELİ ÖNERİSİ ORHAN GÖKTAŞ 26.08.2026
Yurtta Sulh Cihanda Sulh AHMET GÜRBÜZ 10.08.2026
MEKKE İTTİFAKI SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 09.08.2026