Haber: Mehmet Altuntaş
YKS tercih döneminde asıl soru “Kaç puan aldın?” değil, “Sen kimsin, neye yatkınsın ve hangi işi yaparken kendin olabilirsin?” olmalı. Eğitimci-Yazar Çetin Olgun’un ÖNDER Ankara Okul Aile Birliği Komisyonu programında anlattığı “baskın yetenek” yaklaşımı, çocuklarımızın geleceğini puan merkezli değil, insan merkezli düşünmemiz gerektiğini hatırlatıyor.
YKS sonuçları açıklandı, tercih dönemi başladı. Milyonlarca öğrenci için hayatın belki de en önemli kararlarından biri gündemde: Hangi üniversite, hangi bölüm, hangi meslek?
Bu soruların cevapları çoğu zaman birkaç rakama indirgeniyor.
“Puanın kaç?”
“Bu puanla hangi bölüme girebilirsin?”
“Şu üniversite daha iyi.”
“Doktor ol.”
“Hâkim ol.”
“Mühendislik oku.”
Oysa bütün bu soruların önünde sorulması gereken daha temel bir soru var:
“Sen kimsin?”
Çünkü insanın hayatını belirleyen yalnızca hangi üniversiteye girdiği değil, kendisine uygun bir alanda olup olmadığıdır.

ÖNDER Ankara Okul Aile Birliği Komisyonu tarafından gerçekleştirilen “Tercihten Önce Kendini Keşfet” programında Eğitimci-Yazar Çetin Olgun’un anlattığı çalışma tam da bu noktaya dikkat çekiyor.
Önce puanı değil, insanı tanımak
Çetin Olgun, YKS ve LGS tercihlerinde öğrencilerin kendi yeteneklerini ve baskın özelliklerini tanımasının önemine dikkat çekiyor.
Bu düşünce yalnızca teorik bir yaklaşım olarak da kalmamış.
ÖNDER Ankara Okul Aile Birliği Komisyonu bünyesinde yaklaşık 60 veliyle bir pilot çalışma yapılmış, 30’un üzerinde rapor hazırlanmış. Çalışmanın Hafız İmam Hatip Ortaokulunda da devam ettirilerek geliştirildiği ve daha kapsamlı bir sistem/form ortaya konulduğu ifade ediliyor.
Burada dikkat çekici olan nokta şu:
Çocuğu bir sınav sonucundan ibaret görmemek.
Çünkü sınav, öğrencinin belirli bir zaman dilimindeki performansını ölçebilir. Fakat bir insanın bütün hayatını belirleyecek potansiyelini tek başına ölçemez.
Bir çocuğun matematikten yüksek puan alması, mutlaka mühendis olması gerektiği anlamına gelmez.
Türkçesi güçlü olan bir öğrencinin mutlaka hukukçu olması gerekmez.
Biyolojiyi seven bir öğrencinin tek seçeneği tıp değildir.
Üstelik bazı çocuklar sınav sisteminde kendilerini yeterince gösteremese de farklı alanlarda son derece güçlü yeteneklere sahip olabilir.
İşte “baskın yetenek” yaklaşımı burada önem kazanıyor.
Her çocuk doktor, hâkim veya mühendis olmak zorunda değil
Eğitim sistemimizin ve toplumumuzun önemli problemlerinden biri de başarıyı belirli mesleklerle özdeşleştirmemiz.
Çocuğumuzun doktor, hâkim, mühendis veya başka bir “itibarlı” meslek sahibi olmasını istiyoruz.
Bazen çocuğun ne istediğini sormadan…
Bazen neye yatkın olduğunu araştırmadan…
Bazen karakterini, ilgi alanlarını ve zihinsel yapısını dikkate almadan…
Hatta bazen kendi gerçekleştiremediğimiz hayallerimizi çocuğumuz üzerinden gerçekleştirmeye çalışarak…
Oysa çocuğun geleceği, anne babanın prestij arayışının taşıyıcısı değildir.
Her insan aynı işi yapmak için yaratılmamıştır.
Toplumun bütün bireyleri aynı mesleğe yönelseydi hayat nasıl devam ederdi?
Kim öğretmen olacak?
Kim çiftçi olacak?
Kim teknisyen olacak?
Kim sanat üretecek?
Kim yazılım geliştirecek?
Kim tasarım yapacak?
Kim araştıracak?
Kim insanlarla iletişim kuracak?
Kim üretimin farklı alanlarında görev alacak?
Bir toplumun gücü, herkesin aynı işi yapmasından değil; herkesin kendi kabiliyetini doğru yerde kullanabilmesinden doğar.
Zekâ başka, yetenek başka
Çetin Olgun’un üzerinde durduğu önemli noktalardan biri de “zekâ” ile “yetenek” kavramlarının birbirinin yerine kullanılmaması.
Howard Gardner’ın Çoklu Zekâ Kuramı üzerinden de değinildiği üzere insanın zihinsel kapasitesini tek bir ölçüye indirgemek mümkün değildir.
Sözel, sayısal, görsel, sosyal ve başka alanlarda farklı güçlü yönler ortaya çıkabilir.
Fakat burada da yalnızca “zekâ”yı ölçmek yeterli değildir.
Çünkü bir meslekte başarılı olmak için yalnızca zihinsel kapasite değil, o işe ilişkin yetenek, ilgi, kişilik özellikleri ve başka birçok unsurun bir arada değerlendirilmesi gerekir.
Çetin Olgun’un anlatımında bu nedenle yedi temel değişken öne çıkıyor:
Zekâ, yetenek, ilgi, kişilik özellikleri, ahlaki/karakteristik tutumlar, zihinsel yapı ve nörodavranış.
Bu yaklaşım, meseleyi klasik “Hangi dersten daha yüksek not alıyor?” sorusunun çok ötesine taşıyor.
Doğru meslek, insanın kendisiyle uyumlu olan meslektir
Bir insanın yaptığı iş ile sahip olduğu özellikler arasında uyum varsa bundan yalnızca kişi değil, toplum da kazanır.
İşini seven insan daha istekli çalışır.
Kendisini geliştirmeye daha fazla zaman ayırır.
Üretmekten daha fazla haz alır.
Yeni şeyler öğrenmeye daha açık olur.
Başarısızlık karşısında daha dirençli davranabilir.
En önemlisi de yaptığı işin yalnızca geçimini sağlamak için değil, hayatının anlamlı bir parçası olduğunu hissedebilir.
Buna karşılık yetenekleri ve ilgileriyle uyuşmayan bir mesleğe yönelen insan, yıllar sonra ciddi bir hayal kırıklığı yaşayabilir.
Videoda aktarılan araştırma bulgularından biri de oldukça dikkat çekici: Çalışanların önemli bir bölümünün imkânı olsa aynı mesleği yeniden seçmeyeceğini belirttiği ifade ediliyor.
Bu veri, üzerinde düşünmemiz gereken bir gerçeğe işaret ediyor:
Yanlış meslek tercihi yalnızca dört yıllık bir üniversite tercihi değildir; bazen insanın hayatından onlarca yılı götürebilir.
Yanlış tercih sadece öğrencinin değil, toplumun da kaybıdır.
Bir öğrencinin yanlış bölüme yerleşmesi, yalnızca kendi hayatında sorun oluşturmaz.
Bir yıl kaybedebilir.
Yeniden sınava hazırlanabilir.
Bölüm değiştirebilir.
Üniversiteyi bırakabilir.
Meslek hayatında mutsuz olabilir.
Yıllar sonra “Keşke başka bir tercih yapsaydım.” diyebilir.
Bütün bunların ekonomik ve sosyal bir maliyeti vardır.
Bir ülkenin insan kaynağının doğru yönlendirilmesi bu nedenle yalnızca bireysel bir eğitim meselesi değildir; aynı zamanda kalkınma meselesidir.
Çünkü bir ülkenin en büyük sermayesi insanıdır.
İnsanın kabiliyetini doğru yerde değerlendiremeyen bir sistem, sahip olduğu insan kaynağının önemli bir bölümünü verimsiz kullanıyor demektir.
Testten daha fazlası: Çok boyutlu analiz
Çetin Olgun’un anlattığı yöntemin dikkat çekici taraflarından biri de klasik test anlayışından farklı olarak yedi ayrı değişkeni birlikte değerlendirmeye yönelik olması.
Videoda, bu değişkenlerin matematiksel ve istatistiksel formüllerle değerlendirildiği bir “çok boyutlu analiz” yaklaşımından söz ediliyor.
Ayrıca soruların ezbere verilmiş cevapları ortaya çıkarmaması için senaryo temelli hazırlandığı belirtiliyor.
Bu önemli.
Çünkü bir öğrenci kendisine “Lider olmayı sever misin?” diye sorulduğunda, toplumun kendisinden beklediği cevabı verebilir.
Ama gerçek hayattaki bir senaryoda nasıl davrandığı, hangi seçeneği tercih ettiği ve hangi davranış biçimine doğal olarak yöneldiği daha farklı bir tablo ortaya koyabilir.
Dolayısıyla mesele yalnızca öğrencinin ne söylediğini değil, nasıl düşündüğünü ve nasıl tercih yaptığını anlamaya çalışmaktır.
Anne babalara da bir görev düşüyor
Burada anne babalara büyük bir sorumluluk düşüyor.
Çocuğumuzun geleceğini planlarken önce kendi beklentilerimizi bir kenara bırakmalıyız.
“Benim çocuğum ne olmalı?” sorusundan önce:
“Benim çocuğum kim?”
diye sormalıyız.
Neyi seviyor?
Neyi yaparken zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyor?
Hangi alanlarda daha hızlı öğreniyor?
İnsanlarla mı, sayılarla mı, fikirlerle mi, nesnelerle mi, sanatla mı daha güçlü bir ilişki kuruyor?
Tek başına mı daha verimli?
Bir ekibin içinde mi?
Risk almaya mı yatkın?
Analitik mi düşünüyor?
Üretmeyi mi, araştırmayı mı, anlatmayı mı, yönetmeyi mi seviyor?
Bütün bu soruların cevapları çocuğun geleceği açısından en az sınav puanı kadar önem taşıyor.
Eğitim sisteminin hedefi sadece sınav kazandırmak olmamalı
Asıl mesele belki de burada başlıyor.
Eğitimin amacı yalnızca öğrenciyi bir sonraki sınava hazırlamak değildir.
Eğitim, insanın kendisini tanımasına; kabiliyetini keşfetmesine; karakterini geliştirmesine ve toplum içindeki yerini bulmasına yardımcı olmalıdır.
Sadece sınav kazanan öğrenciler değil, kendini tanıyan öğrenciler yetiştirmeliyiz.
Çünkü kendisini tanımayan bir öğrenci, çok yüksek puanlarla yanlış bir yere gidebilir.
Kendisini tanıyan bir öğrenci ise bazen daha mütevazı görünen bir alanda çok büyük bir başarı ortaya koyabilir.
Rekabetten iş birliğine
Çetin Olgun’un konuşmasının sonunda ortaya koyduğu düşünce de bence ayrıca üzerinde durulması gereken bir nokta.
İnsan kaynağını doğru yetiştirdiğimizde yalnızca bireysel başarıyı artırmış olmayız.
Merak, öğrenme isteği ve üretme arzusu da güçlenir.
İnsanlar birbirinin rakibi olmak yerine birbirini tamamlayan unsurlar hâline gelir.
Bir doktorun mühendisle, öğretmenin yazılımcıyla, hukukçunun ekonomistle, teknisyenin mühendisin çalışmasına ihtiyaç duyduğu bir dünyada asıl başarı, herkesin aynı şeyi yapması değil; farklı kabiliyetlerin aynı hedef için bir araya gelebilmesidir.
Bu nedenle çocuklarımızı birbirleriyle kıyaslamak yerine onların kendi potansiyellerini keşfetmelerine yardımcı olmalıyız.
Tercihten önce kendini keşfet!
YKS tercih döneminde gençlerimize verebileceğimiz en önemli tavsiye belki de şudur:
Tercihten önce kendini keşfet.
Çünkü tercih listesine yazılan her bölüm, aslında bir hayat tercihidir.
Bu nedenle üniversite tercih robotlarına bakmadan önce biraz da insanın kendi iç dünyasına bakması gerekiyor.
Puanını bil.
Sıralamanı bil.
Üniversiteleri araştır.
Bölümlerin imkânlarını incele.
Ama bütün bunlardan önce kendini tanı.
Çünkü doğru tercih sadece “puanının yettiği” bölüm değildir.
Doğru tercih; yeteneğinle, ilginle, karakterinle, zihinsel yapınla ve hayat beklentinle uyuşan tercihtir.
ÖNDER Ankara Okul Aile Birliği Komisyonunun gerçekleştirdiği bu çalışma da tam olarak böyle bir düşünceyi gündeme taşıyor.
Belki de çocuklarımızın geleceği için yapabileceğimiz en büyük iyilik, onlara hazır bir meslek seçmek değil; kendi yollarını bulabilecekleri bir pusula vermektir.
Çetin Olgun’un anlatımıyla “baskın yetenek” çalışması, bu pusulayı oluşturma çabasının önemli bir örneği olarak üzerinde düşünülmeyi hak ediyor.
İlgilenen öğrenciler, veliler ve eğitimciler “Tercihten Önce Kendini Keşfet: Eğitimci-Yazar Çetin Olgun Anlattı” başlıklı videonun tamamını izleyerek çalışmanın ayrıntılarını görebilir.
Çocuğumuzun geleceğini onun yerine seçmeyelim. Önce onu tanıyalım.
Çünkü bazen doğru meslek tercihi, doğru üniversiteyi bulmakla değil, doğru insanı keşfetmekle başlar.
Dindarlaşarak Gavurlaşma|Fuat Durgun
13.08.2026
GÜNDEMDEKİ KONULAR|DAVUT GÜLER
18.08.2026
Özgür Özel, yeni partiyi ilan etti
21.07.2026
8 üniversiteye rektör ataması
23.07.2026
TBMM'den Somali tezkeresine onay
23.07.2026
TÜRKİYE SİYASETİNİN SORUNLARI YUSUF YAVUZYILMAZ 15.08.2026
BİLGİNİN İNSANİLEŞTİRİLMESİ- 4 ÜSTÜN BOL 19.08.2026
Genç, Musa ve Hakîm’in hikayesi OSMAN KAYAER 19.08.2026
CHP, REJİM VE DEVLET SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 26.07.2026
Yurtta Sulh Cihanda Sulh AHMET GÜRBÜZ 10.08.2026