TDK’ye göre yalnızlık ‘yalnız olma durumu, kimsesizlik, etrafta kimsenin bulunmaması durumu, ıssızlık ve tenhalık’ olarak tanımlanmaktadır. Kişinin tek başına kalmak isteğinin sonucu olarak yalnız olmasıyla kalabalıklar içinde bile olsa anlamlı ilişkiler kuramadığı için çevresinde yalnızlığını yok edecek yakınlıkta kimsenin bulunmadığını hissetmesi arasında fark vardır.
Yalnız olmak: Bir kişinin çevresinde fiziksel olarak kimsenin olmaması durumudur.
Tek başınalık: Kişinin bilinçli olarak seçtiği, dinlendiği, kendisini dinlediği ve kendine yettiği bir durumdur. Kişi bunu kendisi için gerekli görebilir, bu süreç onun için olumlu bir deneyim ve sezgilerinin arttığı bir dönem olabilir. Bu durumu seçen kişi, bu süreci kendi kontrol eder ve istediği anda sonlandırabilir.
Yalnızlık kalmak: İnsanların soy, evlilik, görüş, inanç bağıyla bağlı olduğu kişiler veya başka kalabalıklar arasında bile kendisini yalnız hissetmesidir. Bu acı veren bir boşluk ve istenmeyen bir duygu durumudur. İnsanlar buna, istemedikleri halde maruz kalabilirler.
İnsanların, fiziksel, ruhsal ve sosyal durumlarının iyi olmasına ‘sağlıklı olmak’ denir. Yalnızlık, insanların fiziksel, ruhsal ve sosyal durumuyla ilgili olduğundan, doğrudan sağlıkla ilgilidir. Genel olarak insanların zaman zaman yalnız olmaları veya tek başına kalmak istemeleri değil, kendilerini uzun süreli yalnız hissetmeleri önemli bir sorundur.
Yalnızlaşmanın Nedenleri
Yüzeysel ilişkiler: Gelişen teknolojinin sağladığı imkânlar ve günlük uğraşlar, insanların birbiriyle yakın ve derin bağlar kurmasını zorlaştırmaktadır.
Güven sorunları: Hayatın herhangi bir döneminde yaşanan hayal kırıklıkları ve görülen ihanetler, insanların yeniden yakın ve derin bağlar kurmaktan kaçınmasına yol açmaktadır.
Farkındalık ve olgunlaşma: Kimi kişiler, çevrelerindeki bazı insanları yakından tanıdıkça ve deneyimler yoluyla bazı durumları öğrendikçe, çevresinde kalabalıklar bulunması yerine daha az kişiyle daha kendi halinde ve kabuğunda bir yaşamı seçebilmektedir. Çünkü onlara göre yalnız olmak, yanlış insanla olmaktan iyidir.
Genel yorgunluk: Bazı ilişki türleri, bir süre sonra insanlara yorucu ve anlamsız gelmektedir. Bu tür ilişkileri ve getirdiği yorgunluğu anlamlı bulmayan bazı kişiler, sıkıntı ve yorgunluk veren bu türlü iş, uğraş ve ilişkileri yaşamlarından uzaklaştırabilmektedirler.
Sosyal ortamların beklentileri: İ
nsanların içinde bulundukları ortamlarda, kendilerini sürekli anlatmak, açıklamak ve başkalarına uyum sağlamak zorunda hissetmeleri, bir süre sonra yorucu gelebilmekte ve bu tür ilişkileri sonlandırabilmektedirler.
Kaç çeşit yalnızlık vardır?
Yalnızlık, yaşanan duruma göre temel olarak şu çeşitlere ayrılır:
Fiziksel yalnızlık: Kişinin bedensel olarak diğer insanlardan uzak olması, çevresinde hiç kimsenin olmaması durumudur. İnsanların olmadığı bir yerde yalnız yaşamak gibi.
Duygusal yalnızlık: Kişinin yakın ilişkilerinde, gerekli gördüğü derin bağı hissedememesi durumudur. Sevgisine ve beklentilerine karşılık alamaması, değerlerine saygı gösterilmemesi durumunda yaşadığı yalnızlıktır. Bu durumda çoğu kere çevre koşulları normal, kişinin beden sağlığı da iyi olabilir. Bu durum, kısa veya uzun süreli olabilir. Sonuçları da sürece bağlı olarak değişebilir.
Derin yalnızlık: İnsanların uzun süre hissettikleri, genel yaşamlarını olumsuz etkileyen, üzerinde durup gidermeye çalışmadıkları yalnızlık hissidir. Bu süreç çoğu kez kaygı, huzursuzluk, yorgunluk, mutsuzluk, gerilim, intihar düşüncesi yaratır. Kalabalıklar arasında bile yaşanabilir. Bu durum, kişinin kurduğu bağların yetersizliğinden veya sosyal bağlarının zayıflığından ya da eksikliğinden kaynaklanabilir. Acı veren derin bir yalnızlıktır. Bu duygunun kronikleşmesi, kişiyi depresyona sokabilir.
Sosyal yalnızlık: Kişinin sosyal ilişkilerindeki yetersizlik, anlaşılmadığını düşünme, yeterli sayı ve kalitede arkadaşa ve sosyal gruba sahip olamama, kendini dışlanmış hissetme duygusudur. Aidiyet hissetme ve bağlantı kurma ihtiyacının karşılanmaması durumudur.
Durumsal / Geçici yalnızlık: Kişinin başka bir yere taşınması, iş değiştirmesi, yeni bir okula başlaması, başka bir ülkeye gitmesi, bulunulan herhangi bir yerde hiçbir tanıdığın olmaması, ayrılık ve ölüm gibi ani yaşanan olaylar nedeniyle geçici olarak hissedilen yalnızlıktır.
Gizli yalnızlık: Dışarıdan bakıldığında hiç sorunu yokmuş gibi görülen bazı kişilerin hissettiği bir yalnızlık türüdür. Bu kişiler, üzüntülerini, öfkelerini ifade edemez; haksızlıklar karşısında tepkilerini dışarıya yansıtamazlar.
Böyle kişiler kendilerini ‘Her şeyi içime atıyorum’ diyerek tanımlarlar. Bu yalnızlığın, kronik ya da ruhsal yalnızlığa dönüşme potansiyeli vardır.
Triad (üçlü) yalnızlık: Bu yalnızlık türünde kişinin sağlık durumunda ve koşullarında bir değişme olmadığı halde kişi kendisini birdenbire yapayalnız hissettiği bir çökkünlük yaşayabilir.
Duyguların karmaşıklaştığı, depresyonun ve korkunun karıştığı bir yalnızlık türüdür.
Seçilmiş yalnızlık: İnsanların çevrelerindeki herkesten kendi istekleriyle uzaklaşması, kendini dinlemek ve dinlenmek amacıyla bilinçli olarak oluşturduğu durumdur.
Varoluşsal yalnızlık: İnsanların ‘Ben neyim, kimim, neden buradayım, ölüm nedir, sonra ne olacak…’ gibi temel varoluş sorularını gündemlerine aldıkları anda, bu soruların hiçbirine tarih boyu insanlara yeterli cevaplar verilememesi sonucu hissettikleri derin bir içsel boşluk duygusudur.
Yalnızlığın yararları
Bilinçli ve dozunda seçilen yalnızlığın insana şöyle bazı yararları vardır:
Zihni dinlendirir: Genel yaşamda sürekli uyaranlara maruz kalan zihin, yalnızlık yoluyla kendini rahatlatır, tansiyonu dengeler, nabzı sakinleştirir, gerilimi azaltır. Sosyal ortamlarda yorulan zihin, yalnızlık anlarında dinlenir.
Üretkenliği artırır: Yalnızlık dönemlerinde, kişi dikkat dağıtıcı unsurlardan uzak kaldığından, bir konuya odaklanması ve yoğunlaşma süresi artar. Zihni dağıtan uyaranlar azalınca kişi serbestçe düşünebileceğinden, yalnızlık, yeni fikirlerin ortaya çıkmasına yardımcı olur. Geçmişte ve bugün pek çok sanatçı, düşünür ve bilim insanı, en üretken dönemlerini yalnızken geçirmişlerdir.
Kendi kendini tanımayı sağlar: İnsanlar, kendi kendilerine kaldıklarında zayıf ve güçlü yönlerini daha kolay görürler. Kendi düşüncelerini, duygularını, gerçekte ne isteyip istemediğini daha kolay anlarlar. Bu da onların kişisel gelişimine temel olacak yönlendirmeyi sağlayabilir.
Amaçlarını netleştirir: Yalnızlık sırasında kendini iyice dinleyen kişi, geleceğe yönelik amaçlarını daha belirgin duruma getirip daha kolay karar verebilir. Bu da onu yönsüz kalmaktan ve enerjisini boşa harcamaktan korur.
İlişkilerini tazeleyebilir: Kendisini dinleyen ve iç barışını sağlayıp sınırlarını çizebilen kişiler, sonraki süreçte çevreleriyle daha sağlıklı, bilinçli ve iyi bağlar kurabilirler. Kişi kendisini daha önce bulunması gerektiğini düşündüğü yer ve ortamlardan uzaklaştırarak gereksiz yorgunluklardan da koruyabilir.
Tek başınalık bilinci verir: İnsan yaratılırken dünyaya tek başına gelir, ölürken de dünyadan tek başına ayrılacaktır. Bu bilince ulaşmak, kişinin sorumluluklarını gerektiği gibi üstlenmesini ve doğru yaşamaya çalışmasını sağlayabilir.
Mutlak özgürlüğü deneyimler: Yalnız dönemlerinde kişi, zamanını ve uğraşlarını kendine göre ayarlar; kimseye açıklama yapmaz, izin almaz. Bu da kişinin istediği gibi karar almasını ve yaşamasını deneyimlediği bir süreç olur.
Yalnızlığı seven kişilerin bazı özellikleri
Yalnızlığı seven insanlar kendi kendilerine yetebilen, iç dünyası zengin, zamanına değer veren ve kalabalıklar yerine yakın ilişkileri seçen, sakinliği tercih eden kişilerdir. Genellikle derin düşünce yapısına sahiptirler, sahte ve yüzeysel ilişkilerden uzak dururlar. Kendi iç seslerini dinler, duygularıyla yüzleşmekten korkmaz, zihinsel rahatlığı öncelerler.
İslam / Kur’an açısından yalnızlığın bazı hikmetleri
Yalnızlık konusunda, Kur'an’ın da insana söylediği sözler vardır ve insanı yönlendirmesi söz konusudur.
Nefis muhasebesi: Yalnızlık, doğru değerlendirilirse kişinin kendi iç sesini dinlemesine neden olur. Bu da kişinin yaptıklarını, yapmak istediklerini, yapamadıklarını değerlendirmesini sağlar.
Buna ‘nefis muhasebesi’ denir ve bu muhasebe, kişinin yönünü belirlemesinde etkilidir. Bu durum için şöyle buyrulmuştur: ‘Nefsini / Kendini arıtan kurtuluşa ermiştir.’ (Şems Sûresi 91/9)
İlahi Yakınlık: İnsanlar, günlük uğraşlar arasında Rabbini unutabilmektedir. İstenilen veya istenilmeyen bir kısım yalnızlıklar yoluyla Allah, insanları çevreleyen ne varsa hepsinden uzaklaştırarak kalbini dinlemesini, ruhunun dinlenmesini ister. Bu süreçte kişinin yalnız olmadığını ona bildirmek için de şöyle buyurur: ‘Ant olsun ki insanı biz yarattık, nefsinin ona neler fısıldadığını da bilmekteyiz ve biz ona şah damarından daha yakınız.’ (Kâf Sûresi 50/16). Bu bilgiyi insana veren Allah, onun kendi uğraşlarını düzenlemesi için de şu bilgiyi vermektedir: ‘(Allah’a inananlar) Boş söz ve anlamsız uğraşlardan (lağv) kaçınırlar.’ (Mü’minûn Sûresi 23/3).
Dua ve Sığınma: Dünyadaki tüm insanlar, darda, zorda ve çaresiz kaldıklarında, kendilerini kimsesizliğin cenderesinde yapayalnız hissettiklerinde gönülden Allah’a yönelirler.
Bu da Allah ile insan arasında kapanmayan bir kapının varlığındandır. Allah, yalnızlığı iliklerine kadar hisseden kişilere şöyle seslenmektedir: ‘Kullarım sana beni sorduklarında bilsinler ki ben gerçekten yakınım, bana dua ettiğinde dua edenin dileğine karşılık veririm. Şu hâlde benim davetime gelsinler ve bana iman etsinler ki doğru yolu bulabilsinler.’ (Bakara Sûresi 2/186)
İç huzuru ve olgunlaşma: Zaman zaman her insanın yaşayabildiği derin yalnızlıklar iyi değerlendirildiğinde, kişinin Allah ile olan irtibatını değerlendiren bir süreç olabilmektedir.
Hayat, insanın tevekkülünün, sabrının, şükrünün yani Allah’a inancının seviyesinin de denendiği bir süreçtir.
Tamamı bir sınanma dönemi olan hayatında kişi, kendisini doğru tanıdığı ve doğru yaşayabildiği takdirde ruhsal olgunlaşması söz konusu olabilecektir.
Kendisinin Yaratıcısıyla irtibatını değerlendirmesi ise kalbinin durumuna bakmasıyla mümkündür. Çünkü ‘Kalpler ancak Allah’ın vahyiyle huzur bulur.’ (Ra’d Sûresi 13/28) buyrulmuştur.
Elçilerin yalnızlığı: Allah’ın elçileri de isteyerek veya istemeyerek zaman zaman bu yalnızlığı yaşamışlardır. Hz. İbrahim, tek başına küfür ve zulümle mücadele etmiş, Kur’an’da onun tek başına bir ümmet gibi ilahi gerçeği temsil ettiği vurgulanmıştır. ‘İbrahim gerçekten tek başına bir ümmetti’ (Nahl Sûresi 16/120). Hz. Zekeriya’nın da yaşadığı yalnızlıktan sığındığı bir duası vardır. O, çevresinde pek çok kişi olmasına rağmen Allah yolunu tebliğ edecek kimse olmaması durumunun sonuçlarını bildiğinden, yaşadığı yalnızlıktan Allah’a şöyle sığınmaktadır:
‘Rabbim! Beni tek başıma bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın.’ (Enbiyâ Sûresi 21/89). İliğine kadar yalnızlık yaşayanların bu âyetle dua etmeleri güzeldir. Hz. Muhammed’in mağaradaki yalnızlığı karşısında arkadaşına söylediği teselli sözü ise Allah yolundaki yalnızların yoldaşının kim olduğunu açıklamaktadır: ‘Üzülme, Allah gerçekten bizimle’ (Tevbe Sûresi 9/40).
Kur’an, uzun veya sürekli yalnızlığı övmemiştir. Bu anlamdaki yalnızlığın, itikaf süresi olan 10 gün ile sınırlandırılması genel olarak önerilmiştir. Daha sonrasında kişi, insanlar arasına katılarak yaşamalıdır çünkü uzun veya sürekli yalnızlık pek çok sorunun temel nedenidir.
Yalnızlığın zararları
Uzun veya sürekli yalnızlığın insana fiziksel, ruhsal, duygusal, zihinsel, davranışsal şöyle bazı zararları vardır:
Fiziksel sorunlar yaşanır: Uzun veya sürekli yalnızlık yaşandığında, bağışıklık sistemi zayıflar ve kişi hastalıklara karşı savunmasız duruma gelir ve iltihaplanmalar artabilir. Bağışıklık sisteminin zayıflaması sonucu olarak kronik yorgunluk ve güçsüzlük görülebilir. Nedensiz baş ve kas ağrıları ortaya çıkabilir. Uyku ve beslenme düzeni bozulabilir. Yüksek tansiyon ve kalp-damar sorunları ortaya çıkabilir. Bu da başka hastalıklara yakalanma riskini artırır.
Ruhsal sorunlar yaşanır:
Yalnızlık depresyon ve kaygı bozukluğuna neden olabilir. Sürekli yalnızlık hissi mutsuzluk, kaygı bozuklukları, kronik stresi artırır. Bu da kişide özgüven kaybı ve değersizlik hissine neden olabilir. Uzun veya sürekli yalnız kalan kişi, bu sırada bir işle de uğraşmıyorsa kuruntularının, vehim ve vesvesenin esiri olabilir.
Zihinsel sorunlar yaşanır: Derinleşen yalnızlık duygusu sonrasında, kişinin gerçeklik algısı bozulabilir. Uzun süre kimseyle konuşmamak, kişinin dış dünya ile bağının zayıflamasına yol açar; bu da zihinsel sorunlara yol açabilir. Beynin fonksiyonlarında yavaşlama, odaklanmada sorun, hatırlamanın zorlaşması, unutkanlık, bunama riski ortaya çıkabilir.
Duygusal sorunlar yaşanır: Yalnızlık nedeniyle insanlar, boşluk, iç sıkıntısı, kalabalık ortamlarda anlaşılamama ve ait hissetmeme duygusu, kendini değersiz veya suçlu bulma, yaşamdan zevk alamama ve genel bir isteksizlik duygusu içinde olabilirler.
Davranışsal sorunlar yaşanır: Yalnızlığın girdabındaki kişilerde, insan ilişkilerinden uzak durma, iletişim kurmayı erteleme, telefon veya mesajlara geç dönme, kendisini eve veya odaya kapatma, günlük meşgalelere ilginin azalması, zamanın çoğunu dijital ekranlar ve sanal bağlarla geçirme, sosyal ortam ve etkinliklerden kaçınıp antisosyal davranışlar gösterme görülebilir. Bu durumdaki kişiler, en derin yalnızlığı hissetmelerine rağmen bir organizasyonun içine girerek görev almak, bir toplulukla ortak çaba içine girmek istemezler.
Bu sorunları yaşayan kişilerin ve onların durumlarının farkında olanların, temeldeki nedeni anlayarak gidermek için gerekenleri yapmaya çalışmadan yalnızca ilaç tedavisine yönelmeleri, bir kişiye batan cam kırığını çıkarmayıp sürekli iltihap giderici ilaçlar verilmesine benzer bir yanlıştır. Ne kadar ilaç verilirse verilsin cam kırığı oradadır.
Yalnızlık duygusundan kurtulmanın yolları
Yalnızlık duygu durumundan kurtulmanın, böylece yaşanabilecek ‘fiziksel, ruhsal, duygusal, zihinsel, davranışsal sorunlar’ karşısında daha güçlü olmanın pek çok yolu ve yöntemi vardır. İnsanlar kendi durumlarına göre bunları yaparak yalnızlık duygusuyla mücadele etmeye başlayabilirler.
Bunlardan bazıları şöyledir:
Yalnızlık duygusunu kabul etmek:
Dünyada her yaşta her insan, zaman zaman kendisini yalnız hisseder. Bu doğal bir durumdur, korkulmamalıdır. Bu duyguyu bastırmak yerine bu duygunun varlığını kabul etmek, üzerinde doğru düşünerek anlamaya çalışmak gereklidir.
Yalnızlık duygusunun geçeceğini bilmek: İnsan, yalnızlık duygusunun geçici olduğunu bildiğinde, durumu daha doğru değerlendirir. Bu bilgiden hareketle durumuna, bu süreci geçirme yöntemiyle ilgili yeni bir ad vererek ona göre zamanını değerlendirir.
Kendini tanımaya dönmek: Yalnız kalmak, bir ceza değil insanların kendilerini dinlemek, tanımak, kendi duygu ve düşüncelerini derinlemesine anlamak için bir fırsat görülmelidir. Kişi bu dönemi, kendisine zaman ayırdığı, kendisiyle barışık yaşamayı öğrendiği bir süreç olarak değerlendirmelidir. İnsanın kendisiyle barışık yaşaması önemlidir çünkü kendisine yaslanan dik durur.
Günlük yaşamı düzenlemek: Uzun veya sürekli yalnız kaldığını düşünen kişiler, kendilerine günlük plan yapmalıdırlar. Bu plan, zihin dağınıklığını azaltır. Her gün veya birkaç günde bir, zorunlu işleri dışında, kendilerini iyi hissedecekleri birkaç aktivite yapmalıdırlar. Temiz hava alacakları uygun bir parkta, yolda, yerde yaş, koşullar ve sağlık durumuna uygun yürüyüşler ve uygun fiziksel aktiviteler yapmak, koşullar uygunsa yüzmek kişinin kendisiyle daha barışık yaşamasını sağlayabilir. İnsanlar çoğu kere yıllarını sevdikleri ve çevrelerindeki diğer kişiler için uğraşıp çalışmakla geçirirler. Yalnızlık dönemlerinde, kendileri için de bir şeyler yapmaları gerektiğini hatırlayarak hayatlarını yeniden düzenleyebilirler.
Yeniden iletişim kurmak: İnsanlar; aile bireyleriyle, akrabalarıyla, komşularıyla, eski ve yeni arkadaşlarıyla az-çok yeniden iletişim kurmak, onlarla konuşmak, onlara mesaj atmak yollarıyla aralarındaki zayıflayan bağı yeniden kurup güçlendirebilirler. Bu bağlar yoluyla kişinin elinden geldiği kadar başkalarına yardım etmesi, yalnızlık duygusunu hafifletebilir. Bu kişiler arasında, daha yakın iletişim kurulabilecek birilerinin olması ve irtibatın derinleşmesi de yalnızlığın çözümlerinden birisi olabilir.
Sosyal etkinliklere katılmak: İnsanların, STK’lerin gönüllü çalışmalarında yer almaları onları yeni kişilerle tanıştırır. Kişinin ilgi duyduğu alanlarda kurslara katılması, uygun yerlerde eğitim alması da benzer alanlara ilgi duyan kişileri bir araya getirerek tanışmalarını sağlar.
Birkaç kişinin birlikte, başka toplulukların etkinliklerine gitmesi de kişiye yeni bir çevre oluşturabilir. İnsanlar bu küçük adımlarla hoşlandıkları yeni sosyal çevrelerle etkileşime geçerler. Bu yöntemlerle başlayan ilişkilerde, ev dışı ortamlarda söz konusu olabilecek günlük rutinler oluşturulabilir, bu da yalnızlık hissini azaltabilir.
Hobiler edinmek: Zorunlu işler dışında yeterli zamanı olan kişilerin yeni ve sevdikleri bir beceriyi öğrenmeleri de yalnızlık hissini giderebilir. Çünkü zanaatla ve sanatla ilgilenmek zihni meşgul eder, ruha iyi gelir. Resim, müzik, hat, dikiş, nakış, örgü, dantel, kilim-halı dokuma, tamirat, taş-mermer-ağaç oyma, bakır işleme… gibi alanlar, kişinin ‘üretmek, onarmak, yenilemek’ duygularını sakinleştirir, zihnini dinlendirir. Sevdiği alandaki hobisiyle ilgilenen kişi yorulmaz ve bu durum onun iç dünyasını zenginleştirir.
Bir kuşak öncesinde, yukarıda saydıklarımıza ek olarak evdeki yiyeceklerin çoğunu hep birlikte kendileri hazırlayan ailelerde kimsenin depresyona girmeye vakti yoktu. Bugün ise her şeyi hazır istemenin ve bulmanın sonucu olarak yaşanmakta olan nankörlük, depresyon, mutsuzluk ve yalnızlık olarak geri dönmektedir.
Anlamlı şeyler üretmeyen insanlar, dedikodu, yalan, sıkıntı, sorun olarak ne varsa hepsini üreteceklerdir. Bu nedenle her insan, sevdiği en az bir alanda muhakkak kendisine ve topluma yararlı bir hobi edinmeli, yapabiliyorsa hobisini meslek haline getirmelidir; bu durum onun yalnızlık hissini azaltabilecektir. (Azerbaycan ve Özbekistan da tanışıp konuştuğumuz Türkiye’ye gelip giden veya bir süre yaşayan bazı kişiler, bize Türk insanının çok gergin olduğunu söylemişlerdi. Bu durumu, oradaki halkla buradaki halkı karşılaştırdığımızda, biz de kabul ettik.)
Halkımızda gözle görünür duruma gelen, çoğunun nedeni bilinmeyen, çoğu bu kadar gerginliği gerektirmeyen bireysel gerginliklerin önemli bir nedeni de insanımızın kendisini rahatlatacak hobilere sahip olmamasıdır.
Okumak ve yazmak: Okumayı ve yazmayı bilmekle okumak ve yazmak alışkanlığına sahip olmak başka niteliklerdir. Ülkemizdeki pek çok kişi, okuma-yazmayı bilir ancak okumak ve yazmak alışkanlığına sahip değildir.
Oysa kitaplar insanın en sessiz dostlarıdır. Ne sır verir ne yüz çevirir ne alınganlık eder ne de bir beklentisi vardır. İnsanların günlük tutarak duygu ve düşüncelerini kâğıda dökmeleri de son derece gönül onaran ve kalp iyileştiren bir alışkanlıktır. Yalnızlık hisseden kişilerin sevdikleri türde kitap okumaya yönelmeleri ve okuyup yazmayı alışkanlık haline getirmeleri, kendilerine çok iyi gelecek, gönül dünyalarını ve ruhlarını son derece zenginleştirecek ve rahatlatacaktır.
Evcil hayvan edinmek:
Genellikle insanın sevilmek ihtiyacı üzerinde durulur ancak herhangi bir varlığı sevmek de insanların önemli bir ihtiyacıdır. Bu nedenle yaşadıkları yerlere göre insanların kedi, köpek, kuş türlerinden uygun olan ve bakabilecekleri bir hayvan edinmeleri, onlara karşı duydukları sorumluluk, onlardan gördükleri ve onlara gösterdikleri sevgi yalnızlık hissedenlere iyi gelecektir. İnsanların, koyun peşinde gitmeyi köylülük, köpek peşinde koşmayı kentlilik saydığı yanlış modernleşme anlayışı karşısında yaşadıkları yalnızlık, yaşanan yere göre evcil hayvanların tümüyle paylaşılabilir.
Sosyal medyayı sınırlamak ve olumlu etkenleri seçmek: İnsanlar, soyut-somut çevrelerinin ortalaması olmaya adaydırlar. Maruz kaldıkları her durum da insanları etkiler. Son yıllarda pek çok kişinin ‘felaket tellalı haline gelen televizyon haberlerini ve ahlâksızlık saçılan, çıplaklığı öven ve yaygınlaştıran dizileri izlememeleri’ bu bilincin bir sonucudur. İnsanlar kendilerini etkileyen hüzünlü şarkılardan, üzüntü veren ve enerjilerini tüketen her türlü yayından, anıdan ve kişilerden uzak durmalı; morallerini yükseltecek bilinçli içerikler ve kişilerle irtibatı seçmeli; başkalarının sadece mutlu anlarını gösterdikleri dijital dünya karşısında gerçeklerden kopmamaya dikkat etmelidirler.
Uzman desteği almak:
Bazı durumlarda insanlar ne yapsalar yaşadıkları yalnızlık duygusunun yükünü azaltamamaktadırlar. Bu durum kendilerinden veya çevrelerindeki kişilerden de kaynaklanabilmektedir. Böyle bir durumda insanların, yalnızlık duygusunun yükünü azaltmak ve yaşanan tıkanmışlıkla baş edebilmeyi öğrenmek için tarafsız kişilerden, uzmanlardan yardım almaları yararlı olacaktır.
Bunu yapmadığı takdirde, yaşadığı sorunlarla ilgili olarak sürekli kendi iç sesini dinleyen müşteki kişinin bireysel mahkemesinde, kendisi aynı anda hem yargıç hem savcıdır; suçladığı kişi/lere ise her durumda ancak suçlu vasfı kalmaktadır.
SONUÇ
Yalnızlık Allah'a mahsustur’ sözü, mutlak tekliğin, hiçbir varlığa ihtiyaç duymamanın yalnızca Allah'a ait olduğunu, insanın ise yaratılışı gereği başka insanlara ve varlıklara muhtaç olduğunu anlatır.
Ailelerde, okullarda, iş ortamlarında, sosyal hayat içinde yalnızlığı hisseden pek çok kişi bulunmaktadır. Bazı istatistikler, her üç gençten birinin yalnızlık hissettiğini, yetişkinlerde bu oranın daha da yüksek olduğunu ifade etmektedir. Hayat herkesin kendisi için seçimlerinden veya kişinin itiraz etmediği başkalarının onun için seçimlerinden ibarettir. Hangi seçimleri yaparsa yapsın insan, yaşadığı pek çok olay ve durumu başkalarıyla paylaşabilir ancak kimse yaşadığı yalnızlığı paylaşamaz çünkü paylaşılabilseydi adı yalnızlık olmazdı.
Yalnızlık duygusu acı vericidir ancak hayatın doğal bir parçasıdır. İnsanlar, kendilerini duyan olmadığında değil; anlayan olmadığında yalnızlaşır. Anlayanı olmayan kişi, kalabalıklar içinde olsa da yalnızdır. İnsanın kendisini anlamayan kişilerle birlikte olmak zorunda kalması ise yalnızlığın acısını katlayan bir durumdur.
İnsanları tanıyan yalnızlaşır, denilse de insan başkalarıyla birlikte yaşamaya mecburdur. Başka türlü hayatta ve sağlıklı kalması mümkün değildir. Yalnızlığın çeşitleri, nedenleri, yarar ve zararları, giderilme yolları üzerinde durduğumuz bu yazının yararlı olabilmesi için insanın kendisine dürüstçe sorması ve cevaplaması gerekli birkaç soru vardır:
‘Neden yalnızım?
Yalnızlık bir sorun mu?
Eğer sorun ise sebep ben miyim yoksa karşımdakiler mi?
Bende de karşımdakilerde de sorun varsa oranı nedir?’
İşte bu sorulara yeterli cevap verdikten sonra yazıda önerilen yöntemlerin kullanılması yalnızlık hisseden kişiye yararlı olabilecektir.
Saadet Partisi'nden hükümete 3 şart
29.08.2026
Kalibaf’tan ABD’ye: Büyük Şeytan
02.09.2026
İktibas Dergisi’nin Eylül 2026 sayısı çıktı
02.09.2026
Otomobil Satışları Durdu
02.09.2026
Silivri Gemi Kazası
03.09.2026
Ezherli Kuytul AHMET GÜRBÜZ 02.09.2026
AA’NIN FİLİSTİN SÖZLÜĞÜ YAYINDA ESRA DURU 01.09.2026
BİLGİNİN İNSANİLEŞTİRİLMESİ - 6 ÜSTÜN BOL 04.09.2026
Yurtta Sulh Cihanda Sulh AHMET GÜRBÜZ 10.08.2026
MEKKE İTTİFAKI SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 09.08.2026
Kasıt ve Kusur: Süleymancılık AHMET GÜRBÜZ 24.08.2026
Genç, Musa ve Hakîm’in hikayesi OSMAN KAYAER 19.08.2026