metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

TEBDİL-İ MEKÂNDA FERAHLIK VARDIR!

AYTEN DURMUŞ
10.07.2026

AYTEN DURMUŞ/TEBDİL-İ MEKÂNDA FERAHLIK VARDIR!

Kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de ‘Yeryüzünde gezin dolaşın…" diye başlayan çok sayıda âyet vardır. Yeni yerler görmek, buraları başka yerlerle ve buraların geçmişiyle karşılaştırmak, pek çok kişide yeni bakış açılarına, düşünce zenginliklerine neden olur. Bu düşünceden hareketle bir süredir gittiğim yerlerde gördüklerimle ilgili bazı notlar almaktaydım. Bu yazıda bunların bir bölümünü paylaşmak istiyorum. Bu notları daha düzenli sunabilmek ve anlaşılır kılabilmek için ara başlıklar altında birkaç bölüme ayırdım.

DİLİMİZ

ÇORUM Öğretmenevi girişinde, ‘karşılama’ bölümünde şu yazı bulunmaktadır: RECEPTİON (Fransızca)

ÇORUM Alacahöyük Müze girişinde ‘danışma’ bölümünde şu yazı bulunmaktadır: İNFORMATİON (Fransızca)

TOKAT Öğretmenevi girişinde ‘karşılama’ bölümünde şu yazı bulunmaktadır: RESEPSİON (Fransızcasının okunuşu)

KAHRAMANMARAŞ Öğretmenevi yemek bölümünde şu yazı bulunmaktadır: CAFETERYA. (İspanyolca cafeteria kelimesinin başı yazılışı, sonrası okunuşu gibi)

MALATYA Polisevi girişinde, ‘danışma’ bölümünde şu yazı bulunmaktadır: RESEPSİON (Fransızcasının okunuşu)

SİVAS Öğretmenevinde danışmada görevli genç hanımın burada konaklayan öğretmenlere, HELLO – BAY demesi de bu konu üzerine acı biberli süs (sos değil) oldu.

MALATYA, Aslantepe / Arslantepe olarak anlamları başka olduğu halde ikisi de yazılan müzenin ‘danışma’ bölümünde şu yazı bulunmaktadır: İNFORMASYON (Fransızca information sözcüğünün okunuşu) (Müze, hayvan olan ‘aslan’ heykeli ile adlandırıldığı için bu şekilde yazılması gereklidir. Bu sözcüğün Müzenin içinde ve dışında ‘yiğit, bahadır’ anlamına gelen ‘arslan’ şeklinde yazılması yanlıştır, düzeltilmelidir.)

ELAZIĞ’da cami tuvaletlerinin girişinde epeyce büyük olarak Arapça ‘Hamam/حمام sözcüğü bulunmaktadır. Bu yazı da Elazığ’da yoğunlaşan Suriyeli ve Iraklı nüfus nedeniyle olmalıdır.

ANKARA Yenimahalle Gimat Yapı Kredi Bankası kapısının iç üstündeki EXİT yazısı da tek geniş odadan ve tek kapıdan ibaret olan bankada, nereden dışarı çıkacağını bilemeyen (!) müşteriler için çok aydınlatıcı ve yol gösterici olmaktadır. Tıpkı kapıyı görse bile ‘entry’ yazısını görmeden nereden içeriye gireceklerini bilemeyen vatandaşlara bu sözcüğün yol gösterdiği(?) gibi.

AZERBAYCAN’da trafik polisi yerine ‘yol polisi’ kullanımı son derece güzel ve anlamlıdır. Göğerti (güverti / yeşil salata), bağlıdır (kapalıdır), ödenişsiz (ücretsiz) gibi güzel sözcükleri bir kuşak öncemizdeki büyüklerimiz kullanmaktaydılar. Burada kullanılan araba yuma (araba yıkama) sözleri ise ‘Mendili yudum arıttım / Gülün dalında kuruttum / Adın ne idi unuttum / Sorulmayı, sorulmayı’ türküsünü hatırlattı.

GÜRCİSTAN-TİFLİS metrosunda ‘Şimdiki…’ diye başlayan ve gidilecek yeri duyuran sözler de bu bölge ile geçmişteki birlikteliğimizden kalan bir ortak payda gibiydi. Kökeni Sanskritçeye kadar giden ve günümüzde Türkler, Farslar, Araplar tarafından kullanılan ‘meydan’ sözcüğünün Tiflis’in orta yerine ad olması da yine ortak geçmişimizden kalan bir ortak payda sayılabilir. Bu sözcükler R.H. Karay’ın yaban elde kalmış, dilinde konuşacak kimse bulamayan bir çocuğun hayatından söz eden ‘Eskici’ adlı öyküsünü hatırlattı. Ancak bu sözcükler oralara yerleşmiş, oralı olmuşlar.


ÖNERİLER

Bir ülkenin dili, kültürünü oluşturan en önemli yapı taşlarının başında gelir. Dili bozulan toplum anlaşma yolunu kaybeder, anlaşması zorlaşan insanları bir arada tutan kültür erir yok olur. Bu nedenle -tıpkı Fransa ve Almanya gibi- ‘Dili koruma yasası’nı gerekli görmekteyiz. Bu yasa çerçevesinde ülkemizde dil konusunda yapılması gerekli görülenler bir dayanağa da kavuşacaktır.

Ülkemizde bulunan her türlü konaklama yerinde, burada söz ettiğimiz ve etmediğimiz resmi ve gayri resmi tüm kurum ve kuruluşlarda bu konuda gerekli talimatlar verilerek bir düzenleme yapılmalıdır. Yukarıda söz konusu ettiğimiz yabancı sözcüklerin ‘DANIŞMA’, ‘KARŞILAMA’, ‘BİLGİLENDİRME’ olarak değiştirilmesi, eğer muhakkak gerekiyorsa yabancı dillerdeki karşılığının alta parantez içinde çok küçük olmak şartıyla yazılması sağlanmalıdır. Trafik polisi yerine Azerbaycan gibi ‘Yol polisi’, ‘Emniyet’ yerine ‘Güvenlik’ sözcükleri de Türkçenin değerini anlamanın birer göstergesi olacaktır.

Bir başka ülkeye giden her kişi, o ülkede kullanması gereken 5-10 sözcüğü öğrenmelidir. Bu, günümüz teknolojisiyle son derece kolaydır. İnsanlar, ellerindeki telefonla her dildeki yazıyı, kendi dillerine çevirerek okuyabilirler. Yabancılar için ülkemizde yer ve yol gösterme, herhangi bir topluma özgü bir dille değil, uluslararası olarak anlaşılabilir bir görselle yapılmalıdır. Eğer görsel yoksa uygun bir görsel, bu işten anlayan uzmanlar tarafından yapılmalı ve yaygınlaştırılmalı ancak anlaşma birkaç emperyalist ülkenin diline bırakılmamalıdır.

ŞEHİR BAKIMI ve DÜZENLENMESİ

ELAZIĞ Öğretmenevinin park yeri yok, konuklar arabalarını bırakmak için nereye gideceklerini bilememektedirler.

AMASYA’da kaldırımlar yaya geçidi gayet güzel ancak tarihi türbeler bakımsız, etrafı çöplük gibi.

ELAZIĞ’ın Harput bölgesi bakımsız kalmış, yeterli temizlik yapılmamaktadır.

MALATYA’nın Orduzu Göleti çok güzel yapılmış ama sık sık temizlenmesi gerektiği unutulmuş.

BOLU Yedi Göller bölgesi, çok ilgi gören bir uğrak yeri ve kamp alanı olmasına rağmen bu güzel ortamdaki su birikintilerindeki atıklar temizlenmemekte ve görüntü kirliliğine neden olmaktadır.

DİYARBAKIR’da, insanların çoluk çocuk ailecek geldikleri, gezginlerin uğrak yeri olarak görmek istedikleri, ortasında bir ağaçtan ve çevresindeki yüksek duvarlardan başka belirgin bir özelliği de bulunmayan Osmanlı döneminden kalma Sülüklühan’da her türlü içecekle birlikte kırmızı şarap verilmektedir.

ANKARA- Esenboğa Havaalanında, bagaj alma bölümünde, derisi yırtılmış kırmızı koltuklar hemen yırtılıp bozulmayacak malzemeyle değiştirilmeli, bekleyenler için bank sayısı artırılmalıdır. Burası dışarıdan gelen yabancılar için ülkemizin yüzü sayıldığından, havaalanı dışındaki çöpler de daha titiz şekilde temizlenmelidir. Havaalanı yolu üzerinde ve tüm kentlerimizde yalnızca ‘Hoş Geldiniz’ yazısı bulunmalıdır. Dünya, işgal ettikleri yerlerde dillerini ‘dünya dili’ diyerek dayatan birkaç emperyalist ülkenin diline mecbur ve mahkûm olmamalıdır. Örnek: Saraybosna, Mostar ve Balkanların genelinde, Osmanlı döneminde yapılmış tarihi eserlerde, bu eserleri yapanların dilinde tanıtım bulunmamakta, tanıtımlar birkaç emperyalist ülkenin diliyle yapılmaktadır.

Örnek: Azerbaycan’daki bir gezide İspanya, Pakistan, Hindistan, Ukrayna ülkelerinden gelen gezginler için rehber İngilizce tanıtım yaptı. Gezginler arasında hiç İngiliz yoktu. Bu durum, İngiliz emperyalizminin başarısıdır. Biz ise tur firmasına kendi dilimizde tanıtım yapılmasını şart koştuk ve öyle yapıldı.

ÖNERİLER

Park yerlerinin belirsizliği ve yokluğu tüm kentlerimizin genel sorunudur. Bu konu tüm ülkede ele alınıp gerekenler yapılmalı, park etme yerleri belli kurallara bağlanmalı, kent merkezlerinde yeraltı ve yer üstü parkları, katlı otoparklar bulunmalı, hiç kimse ‘Şimdi nereye park etsem ceza yemem’ gibi bir kaygıyla hareket etmemelidir. Tüm evler, apartmanlar, siteler her aileye iki araba park yeri hazırlamak zorunda olmalıdır. Kapı önleri, park yeri olmaktan çıkarılmalı, ev ve iş yerlerinin bodrumları park yeri olarak hazırlanmalıdır. Hiç kimsenin aracı, yolu ve kaldırımı kapatmamalı; herkes kendi park yerini kullanmalı, park yerleri hazırlandıktan sonra yolu ve kaldırımı kapatanlara da ağır cezalar verilmelidir. AVM, düğün salonları, toplantı yerleri, lokantalar iş yerlerinin büyüklüğüne orantılı olarak kendilerine park yeri hazırlamakla sorumlu tutulmalıdır. İşin gerektirdiği biçimde araba park yeri hazırlanmadığı sürece, işletme ruhsatı verilmemelidir. Örnek: Keçiören Anahatun Camiinin altında açılan AVM’nin park yeri olmadığı için müşteriler yola park etmekte ve buradan geçmek her zaman sorun olmaktadır.

İçki içilen yerler ve insanların çocuklarıyla gideceği yerlerin kuralları açık ve kesin şekilde belirlenmeli, birbirinden ayrılmalı; şarap ve büyükleriyle meyve suyu içen çocuklar aynı ortamda bulunmamalıdırlar. Doğaldır ki aileler, çocuklarıyla oturdukları yerlerde, yan masada kırmızı şarap içilmesini doğru bulmazlar.

İnsanların ortak kullanmak zorunda oldukları yerlerdeki lavabo ve tuvaletlerde temizlik sürekli olmalı ve genel sağlık için çok titizce yapılmalıdır. Buralardaki lavabo ve tuvaletlerin kırılıp dökülmeden sıkça yenilenebilmesi için bunların kolayca monte edilebilecek özellikteki malzemelerden olması gereklidir. Toplu ve çokça kullanım nedeniyle de sık sık yenilenmelidir.

Her kentimizde, parklarda ve dinlenmek için oturulabilecek gerek duyulan ve mümkün olan her yerde banklar olmalı, bunların da bakımı yapılmalıdır. Falan tarihte yapılmış banklar, yarısı kırık olarak aylarca-yıllarca yerlerinde durmamalıdır. Parklarda da yerlerin ve çevrenin çekirdek, izmarit, başka atıklarla kirletilmesine izin verilmemeli, gereken her yere bu konulardaki kuralları gösteren görseller ve uyarılar yerleştirilmelidir.

Yaşanan her yerde ‘bebekler, çocuklar, hastalar, yaşlılar, vardiyalı çalışanlar, yorulup dinlenenler…’ vardır. Bunların mümkün olan en üst düzeyde sessiz bir ortama ihtiyaçları vardır. Bu nedenle güvenlik ve sağlık hizmetleri için kullanılan araçlar dışında, ‘korna çalmak’ yasaklanmalı ve ağır ceza verilmelidir. Korna çalarak çevreyi rahatsız etmek yerine, uyarı gereken durumlarda ışık yakma öğretilmelidir.

Tüm kurum ve kuruluşlar ‘engelli, yaşlı, bebek arabalı, hasta…’ kimselere hizmet verecek şekilde düzenlenmelidir. Yürüyen merdivenler, asansörler tüm kuruluşlarda zorunlu tutulmalıdır. Tarihi yapılarda, asansörler, binanın yapısının bozulmaması için dışarıdan uygun şekilde eklenmeli; hiçbir kişi, çıkamadığı müzenin, camiin veya herhangi bir yapını önünde olduğu yerde kalmamalıdır. Örnek: Almanya’da bir toplulukla gittiğimiz bir kuruluşun asansörü olmadığı için, tekerlekli sandalyesi çok ağır olan bir gencin, merdivenlerin darlığı nedeniyle üst kata taşınamaması nedeniyle kapıda kalmasının acısını ben hala unutabilmiş değilim. Allah’tan onun orada birkaç arkadaşı varmış, hemen onları çağırmış da birlikte vakit geçirmişler.

Tarihi kentlerimiz başta olmak üzere kent dokusuna aykırı yüksek yapıların rast gele yerlere yapılmasına izin verilmemelidir. Yüksek katlı yapılar için kentlerin dışarısında alan belirlenmeli ve yalnızca buralarda yapılmasına izin verilmelidir. Yoksa İstanbul’da olduğu gibi kentin güzel dokusu bozulur ve Üstad’ın dediği gibi ‘Yeni çirkine mahkûm eskisi güzellerin’ dizesi sürekli somutlaşmış olur.

Temiz kent örneği: Temizlik için Bakü örnek alınmalıdır. Ülkede dışarıda ‘çöp kutularının başı hariç’ sigara içmek yasak, çöp veya izmarit atmak yasak ve ağır para cezası var. Bunun sonucu olarak ülkenin merkezinde ve görebildiğimiz kırsalında herhangi bir yerde ‘çöp; toprakta yok olmayan poşet, pet şişe, izmarit, meyve kutuları, çikolata kağıtları…’ gibi akla gelen hiçbir şeyi görebilmek mümkün değil. Ülkenin başka kentlerinde de aynı kurallar uygulandığından oralar da Bakü gibi tertemizmiş. Bu temizlik için Azerbaycan halkı ve yönetimi tebriki hak etmektedir. Azerbaycan yönetimi gibi Hollanda ve Almanya’da, yerlere çöp atma suçuna ağır cezalar vererek yaşanan yerleri temiz tutma ve koruma alışkanlığını toplumları içinde yerleştirmişlerdir. Bu yasak ve ağır cezanın Türkiye’de de hemen uygulanması gereklidir. Çocuk parklarında, hastane bahçelerinde, cami çıkışlarında, bir parkta bir fıskiyenin karşısında, herhangi bir kişinin sağından-solundan ütüne doğru gelen o kötü kokuyu alması bir zulümdür. Parke taşlarının arasına sıkıştığından görevlinin temizleyemediği, içenin sağa sola fırlattığı izmaritler ve çöp kutusundan başka yere atılan diğer çöpler, en ağır şekilde cezalandırılmalı; bunu sağlamak için kamera sistemi başta olmak üzere gereken ne varsa yapılmalıdır. Çünkü TÜRKİYE herkesin çöpünü savurduğu bir çöplük değildir. Yaşayanlara saygı ve bu topraklar için şehit düşenlere minnet için ülkemizin kentlerinin ve kırsalının çöplük olmaktan çıkarılması acilen gereklidir.

Bolu, Sivas, Gaziantep illerimiz, bakımlı olmaları, temizlikleri, trafik düzeni, yayaya gösterdikleri saygı için takdiri ve tebriki hak etmektedirler.

Hatay, Kilis, Gaziantep, Elazığ, Malatya, Adıyaman, Kahramanmaraş’ başta olmak üzere -görebildiğimiz kadarıyla- bölgedeki köylerde, kasabalarda, ilçelerde yapılan deprem konutları için emek veren, çaba gösteren, destek olan herkes, tüm çalışanlar ve sorumlular, milletimizden takdiri ve tebriki hak etmektedirler.

CAMİLERİMİZ

SİVAS Kale Camii erkeklere tahsis edilmiş; kapı girişinin önünde ayakkabılık yanındaki yer bölünerek 3 metrelik bir yer kadınlara ayrılmış.

ELAZIĞ-Harput Alaca Camii erkeklere tahsis edilmiş, kadınlara küçücük bir ayrılmış.

ELAZIĞ-Harput Kurşunlu Cami erkeklere tahsis edilmiş, dış girişte ayakkabılıkla bölündüğünden kötü kokan küçük bir yer kadınlara ayrılmış.

ELAZIĞ-Harput Sara Hatun Camii erkeklere tahsis edilmiş, yan kapıda ‘Kadınlara mahsustur, kadınlar namazlarını üst katta kılabilirler’ yazmaktadır. Buradan, son derece dik ve dar bir merdivenle çıkılabilmektedir. Burasının görevlileri de tıpkı Diyarbakır Ulu Camii imamı gibi tüm kadınların dizlerinin ve bellerinin sapasağlam olduğunu, gebe kadınların bile bu dik-dar-yüksek merdivenleri çıkabileceklerini var saymış görünmektedirler.

ELAZIĞ-Harput Ulu Caminin açık ve kapalı güzel ve havadar yerleri erkeklere tahsis edilmiş, penceresiz dar ve havasız arkadaki bir alanı da ‘Kadınlar içindir’ yazısıyla bölmüşler.

KAHRAMANMARAŞ Kapalı Çarşı yakınındaki camilerde yaşayanlar/yatanlar, cami içindeki yerleri çaydanlık, tüp, tencere-tavayla orayı camiden başka bir yere benzetmişler.

KAHRAMANMARAŞ Abdülhamit Han Camii erkeklere tahsis edilmiş, girişin sağ yanında yine küçük bir alan kadınlara ayrılmış.

AZERBAYCAN-BAKÜ’de yakın tarihlerde eski temelleri üzerine yapılan ve içinde bir türbe de bulunan Bibi Heybet Mescidi de erkeklere tahsis edilmiş, girişin sağındaki dar koridor kadınlara ayrılmış.

AZERBAYCAN BAKÜ’deki Cuma Mescidinin kadınlar tuvaleti ve buradaki lavabolar da son derece kirli ve kötüydü. Cuma Mescidi de erkeklere tahsis edilmiş, kadınlara da camiin dışında daracık havasız bir alan ayrılmış. Nefes alınması zor bu bölümde, bir kısmı sıkışarak namaz kılan, bir kısmı da kenarlarda sıkışarak oturan kadınlar vardı.

AZERBAYCAN-BAKÜ’de Devletimizin o topraklarda şehit olan askerlerimiz için yaptırdığı Şehitlik Camiinin kadın abdest bölümünde ortada kirli kovalar, duvara dayanmış kirli fırçalar, aynasız kirli lavabolar bulunmaktadır. Tuvaletinde akmayan sifonlar, çeşme altına maşrapa yerine yarısı kesilmiş bidonlar ve evvel zaman naylon sürahileri konulmuş. Oturmak için duvarları kullanmak gerekiyor çünkü camiinin bahçesinde hiç bank yok. Bu camii de erkeklere tahsis edilmiş. ‘Kadınlar içindir’ yazan kapı, minare merdiveniymiş. Minarenin dar üçgen merdiveninden zorlukla çıkıldıktan sonra perdelerle iyice kapatılmasına özen gösterilmiş kadınlara ayrılmış bölüme ulaşılabiliyor. Çıksan bir türlü çıkmasan bir türlü... gönül bu Şehitlik’te devletimizin yaptırdığı camide bir vakit kılmak istiyor. Kâbe’nin, Hilton Otelinin gölgesinde kaldığı gibi, Şehitlik Camii de Alev Kulelerinin gölgesinde kalarak neredeyse görünmez olmuş. Bu devasa yapılar için Bakü de yer mi yoktu ki Şehitlik Camiinin yanına yapıldı? Bu durum bizi üzdü.

GÜRCİSTAN-TİFLİS’te Osmanlı Devletimizden kalma Cuma Camii de erkeklere tahsis edilmiş, kadınlara, dışarıda sol yan tarafta bulunan karanlık, kötü bir girişten sonra kötü-dik merdivenlerden çıkarak ulaşılabilen bir yer ayrılmış.

Daha önce Balkan ülkelerindeki camilerde de aynı durumun söz konusu olduğunu görmüştüm. Son aylarda gezip gördüğüm ülke içi ve dışındaki camilerde de kadınlara yer ver(me)me konusunda Şiîler ve Sünnîler arasında bir fark olmadığını da görmüş oldum.

ÖNERİLER

‘Bir gayrimüslim, Müslüman olduğunda gönülden sevinen ‘din görevlileri, din adamları(?)’ Allah ve İslam adına yapılan yanlışlar, kadınları ikincilleştiren ve dışlayan uygulamalar ve söylemler nedeniyle bu ülke gençlerinin ve kadınlarının adı konulmamış deizm yönelişini görmeyecekler mi? Camilerin neredeyse tamamında görmekten bıkıp usandığım, yukarıda bir kısmından söz ettiğim bu durum karşısında, içimde yükselen sessiz çığlığa engel olamadım: Siz kadın düşmanı mısınız? Sosyal hayatta ve mabetlerde kadınları dış kapının mandalı, ikincil yaratıklar saymaktan, onları iradesini kullanamayan, insanlığın eşit paydaşı olamayan kişiler saymaktan utanmıyor musunuz?

Gezdiğim yerlerde kadınlara ayrılan tanımladığım bölümleri gördüğümde hep aklıma ‘Ben başka dinden olsam veya dinleri araştırıp kendim için bir dine karar verecek olsaydım, bu görüntü ve durumlar karşısında ne düşünürdüm?’ sorusu geliyor ve aklıma gelenleri düşüncemden uzaklaştırmaya çalışıyorum.

Bu konudaki önerimiz şöyle:

Camilerimizin büyük-küçük tamamı, ana kubbenin altından mihrabın tam ortasına gelecek şekilde Kâbe yönünde dikey olarak ikiye ayrılmalıdır. Enine değil dikine ikiye ayrılan camideki bu ayrılma (Kâbe’deki gibi) yüksekliği yarım metreyi geçmeyecek şekilde uygun ipler gerilerek belirlenmeli, kapılar da ona göre ayarlanmalıdır. Müslüman kadınlara, paravan arkalarında, bodrumlarda, çıkılması zor üst katlarda, girişteki ayakkabılıkla bölünen kötü kokan dar alanlarda, sanki namaz kılarken onları kimsenin görmemesi gerekiyor gibi kalın ve gereksiz perdelerle bölünmüş yerlerde namazını kılabileceği söylenmekten vazgeçilmelidir.

DİB çalışanlarını, ilahiyat düzeyinde yetiştiren pek çok kadın öğretim görevlisi olduğu halde neden hiç ‘kadın müftü ve DİB başkanı’ olmadığı, sorgulanması gereken bir durumdur. Ele aldığımız ve yazımızın içeriği gereği ele almadığımız ancak kadınları ‘ikincilleştiren, iradesizleştiren, amaçsızlaştıran, hayatın dışında ya da kenarında tutan, herkesin artçı hizmetlerini görmek üzere formatlamaya çalışan, kadınları kendi hayatları için dahi etkisiz eleman’ haline getirme çabalarının sonucu olan bu durumun ana etkeni, binlerce yıldır olduğu gibi bugün de din alanının erkek egemenliğinde olmasıdır. Onlar da kadın-erkek tüm Müslümanları değil, erkekleri merkeze alan bir din anlayışına sahip olmakta ve bunun gereğini yapmaktadırlar. Bu yanlışın toplum olarak görmeye başladığımız faturası gerçekten çok ağırdır, bu yanlışlar sürdürüldüğü takdirde daha da ağır olacaktır.

KÜLTÜRÜMÜZ, TARİHÎ ESERLERİMİZ

ADIYAMAN Kahta Karakuş Tümülüsü nedense ‘Siz anlamsız işlerle uğraşarak her yüksek yere bir anıt mı dikiyorsunuz? Hiç ölmeyeceğinizi sanarak sağlam yapılar ediniyorsunuz. Elinize imkân geçtiği zaman da onu zorbaca kullanıyorsunuz.’2 âyetlerini hatırlattı.

ADIYAMAN-Kahta Kalesini, Moğol saldırılarına karşı Hakan Aybek yaptırmış. Tam adı Aybek El-Çavşangir El-Türkmenî’dir. Bu kaleyi yaptıran Hakan Aybek’in Mısır’da yönettiği devlete verdiği ad, ed-Devletü’t-Türkiye’dir. O, bu devleti 1250 ve 1257 yılları arasında yönetmiştir. Bu devletin adı, Arap tarihçilerin -anlaşılabilir nedenlerle- adlandırdığı ‘Memlukler/Köleler’ şeklinde değil, devleti yönetenlerin kendi devletlerine verdiği ad olan ed-Devletü’t-Türkiye yani Türkiye diye anılmalıdır. Bu konuda tarih kitaplarında -ne yazık ki- yer bulabilen bu yanlış da hemen düzeltilmelidir. Görkemli Kahta Kalesi (Almanların kalelerini nasıl korudukları ve kullandıkları incelenerek aynı şekilde) korunmalı, ihya edilmeli, günümüzde kullanılabilir hale getirilmelidir. Merdivenleri yenilenmeli, içerisine rahatça çıkılabilmesi sağlanmalı, uygun yerler yemek, çay, kahve için, toplantı ve düğünler için yeniden kullanıma alınmalıdır. Çünkü kullanılmayan her yapı yıkılmaya mahkûmdur. Tüm kalelerimiz ve diğer tarihi eserlerimiz de aslına uygun olarak yenilenip doğru şekilde kullanıma alınmalıdır. Çünkü köklü bir geçmişe sahip olmanın aidiyet duygusuna ve kişilik sağlamlığına etkisi, yazılı bilgiler kadar mimari ile de mümkündür.

TOKAT’taki birkaç müze yeni yapılmış ve birkaç kat olmasına rağmen nedense ‘engelli, bebekli, yaşlı’ insanlar düşünülmemiş; asansörü veya yürüyen merdiveni bulunmamaktadır.

SİVAS Kale Cami dışındaki yitik oyuğu, hayranlık uyandıran bir uygulama olarak hala ayakta durmaktadır. Sivas’taki tarihi eserler genel olarak titizlikle koruma ve bakım altında görünüyor.

KAHRAMANMARAŞ Arkeoloji Müzesinde, Roma sonrası yok. Sanki bu topraklarda Roma sonrası yaşanmamış gibi.

Müzelerin Eksiklikleri: Yeni yapılan pek çok müzede (örnek Tokat Müzesi gibi) asansör ve engelli çıkışı bulunmamaktadır. Oysa bebek arabalı, hasta, yaşlı ve engellilerine verdiği hizmetle bir toplumun görgü ve gelişmişlik düzeyi ortaya çıkar.

Neredeyse tüm müzelerde Roma ve öncesi döneme ait ne varsa olabildiğince sergilenmeye çalışılmış ancak milletimizin Selçuklu ve Osmanlı dönemine, daha öncemize ve bugünümüze ait bölümler veya katlar bulunmamaktadır.

ÖNERİLER

Tüm müzelerin en geniş ve en güzel bölümleri Selçuklu, Osmanlı ve genel olarak TÜRKİSTAN bölgesinde ve dışında daha önceki devletlerimize ait eserlere ayrılmalı ve bu bölümlerin tüm eğitim kademelerindeki öğrencilerimizin ziyaretlerinin yıllık plan içinde yer alması sağlanmalıdır. Çünkü bir toplumun çocukları ancak kendi tarihî köklerine ait eserleri, olayları, durumları tanıdıkça kendi kimliğini bulabilecektir. Müzeler ve tarihi niteliğe sahip başka yerler, öğretmen ve öğrencilere ücretsiz, diğer insanlarımıza da çok düşük ücretle hizmet sunmalıdır. Örnek: Uzun dönem ülkedeki zulmün tanığı olan eski Ulucanlar Hapishanesi, Ulucanlar Müzesi olarak öğretmen ve öğrencilerden ücret almaktadır. Bu yanlıştır. Bir mesaj vermesi amacıyla hazırlanan yerler ise yerli-yabancı herkese ücretsiz olmalıdır. Örnek: Bosna’da, savaşı anlatan merkezdeki bir müze ücreti, kapısına gelenleri girmeden döndürecek yükseklikteydi. Oysa yakın tarihteki büyük bir zulmü anlatan böyle bir müzenin tamamen ücretsiz olması gerekirdi. Yine Bosna’da, savaş döneminde kullanılan tünel için hazırlanan müze de yüksek ücretli üstelik gezdirilen alan sonradan hazırlanmış küçük bir yer. Oysa gelenler bu savaşta gerçekten kullanılan tünelin hiç olmazsa bir kısmını görmek istemektedirler.

HURAFELERİMİZ

ADIYAMAN’da ‘Roma Çeşmesi’ olarak adlandırılan çeşmeye de pek benzemeyen bir su var. Buraya yakın bir yerdeki tanıtımda, ‘Burada akan suyun geldiği yerin bir Roma çeşmesi olduğu sanılmaktadır’ yazmaktadır. Yani bu bir var sayımdır, varsayımla arkeoloji ilmi yapılmaz, ilim kesin delil gerektirir. Bir başkası da çıkıp ‘Hayır burası daha önceden vardı’ ya da ‘Hayır burası daha sonra yapılmıştır’ dese hiçbir ikna edici cevap verilemez. Varsayımla bir yere ad verilmesi yanlıştır, bu hurafedir.

ADIYAMAN’da Ebuzer Gıfari Türbesi adıyla bir ziyaret yeri yönlendirmesi kahverengi tabelalarla yapılmaktadır. Ebuzer Gıfari 652 yılında Medine yakınlarında Rebeze adlı sürgün bulunduğu bir yerde ölmüş ve oraya gömülmüştür. Yani Adıyaman’da mezarının bulunması mümkün değildir. Anlaşılan biri bir mezar bulup buraya ‘Ebuzer Gıfari Türbesi’ diyelim, demiş ve bu uydurmayı tabelalara yazdıracak kadar da başarılı olmuş. Bu hurafedir.

Turizmden gelecek gelir amacıyla da olsa hurafeden uzak durulmalı, yanlış olduğu kesinlikle bilinen durumlarda gerekli düzeltme yapılmalıdır.

SON SÖZ YERİNE

‘Yeryüzünde gezin dolaşın’ âyetine uyarak ne anlaşılabilir:

Türkiye ve Türk düşmanlığını, demokrasi adı altında ‘özgürlük ve muhaliflik’ örtüsüyle gizleyenlerin iki yüzlülüğü değil çok yüzlülüğü ve ülkeye hangi yollarla ihanet ettiklerini anlamaya vesile olabilir. Başka ülkelerin kendilerini bayındır kıldıkları, ülkenin ulaşımını ve eğitimini geliştirdikleri, Mercedes, Ford, BMW yaptıkları dönemde, ülkemizin ‘silahlı-silahsız’ yönetici erki ne ile uğraşıyorlardı, neden?’ Bu ayet, bunları düşünmeye neden olabilir.

Gelişmişliği ve çağdaşlığı, en az giyecek ve cinsel sınırsızlık olarak anlayanların ‘anlayış kıtlığı’ anlaşılabilir. Bu ülkenin kadınları ve erkeklerinin ‘çıplaklık’ düzeyinde giyinmeyi, tüm değerlerinden kopan bir ‘kopuk’ olmayı neden ‘özgürlük’ sandıkları anlaşılabilir. Başka ülkelerin eğitim sistemi ve medyası, gençlerini ve tüm insanlarını değerleriyle barışık erdemli ve daha iyi insanlar yapmak üzere planlandığı halde, bizim ülkemizde özellikle medyanın farklı gerekçe ve program adlarıyla neden 24 saat ahlâksızlığı sundukları, ülkede yaşanan hiçbir güzel durum yokmuş gibi neden sürekli kötü haberler verdikleri anlaşılabilir.

Tüm dünyada ve ülkemizde, kendilerini dinin sahibi sananların, inandıkları dinin mensubu olmaya çalışanları sömürerek zengin olmayı, kolay bir zenginlik yolu olarak kullandıkları görülerek anlaşılabilir. Aracı istemeyen Allah’a rağmen, Allah adıyla aracı olduklarını iddia eden aracılar aracılığıyla sömürülenlerin kurtuluş umudunun nasıl istismar edildiği anlaşılabilir.

Ülkemiz çalışanlarının büyük bölümünün, getirildiği/bulunduğu konumu 'evlat, gelin, damat, hısım, akraba, hemşeri' kontenjanından yeniden istihdam ettikleri ve bunun karşısında ‘liyakat ve ehliyet sahiplerinin’ hiçbir şey yapılamadığı da anlaşılabilir.

Milletimizin onlarca yıl boyu neden tüm hizmetlerden mahrum bırakıldığı, zengin bir ülke olduğumuz halde sürekli soyulduğumuz, uğradığımız zulümlerden ne kadar yorulduğumuz, bıktığımız da başka ülkeleri gördükçe bir kez daha anlaşılabilir.

Yalnızca güçsüzlere işleyen ceza yasasının toplumları nasıl da alt üst ettiği, ‘adalet’ denilen dengeli sistemin kişi, aile, toplum ve devlet için en önemli yapı taşı olduğu anlaşılabilir. Adaleti ayakta tutamayan ülkelerin güçsüzleştiği, halkının umutsuzlaştığı da kendi ülkemizle başka ülkelerin yönetici erki ve halkının karşılaştırılması yoluyla anlaşılabilir.

Devletin, milletin mal varlığını yönetmekle sorumlu olduğu, devlet erkinin ‘devlet ve millet malını’ yiyerek zenginleşme, azgınlaşma ve dönüp yeniden devlete ve millete kafa tutma, milleti ezme gibi bir hakkının olmadığı anlaşılabilir. Rüşvet, hibe, teşvik, örtülü ödenek, örtüsüz ödenek gibi türlü adlar altında milletin zenginliğini hortumlayanların ne kadar da çok olduğu anlaşılabilir.

Özetle: ‘De ki: Yeryüzünde gezip dolaşın da (ilahî ilkeleri) yalanlayarak yaşayanların sonu nasıl olmuş!’3 âyeti bakış açımızı yönlendirmede ve gönül gözümüzü açmakta etkili olabilir.

1 Âl-i İmrân 3/137; En’âm 6, 11; Yusûf 12/109; Nahl 36; Hac 46; Neml 69; Ankebût 20; Rûm 9, 42; Fâtır 44; Muhammed 10.

2 Şuara Sûresi 26/128-130.

3 En'âm Sûresi 6/11.

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
İsikman | 10.07.2026 16:16
TEMİZLİK -İMAN Gayet anlamlı bir yazı. Bana temizlik imandandır hadisi şerifini hatırlatmaktadır.