Ömer Hayyam bir rubaisinde “Yediğimiz haramlar içki gibi bize sarhoşluk verseydi, âlemde ayık insan göremezdik” der.
Müslümanlar genel olarak içkiden, domuz eti yemekten, faizden, kumardan uzak dururlar. Böyle biliyoruz. Fakat haramlar bunlardan ibaret değildir. İçki bir kültür işi olduğundan Müslümanların şarap, rakı, viski gibi müskirattan uzak durmalarını anlayabiliyoruz. Kumar da özel bir yetenek ve tutku oyunudur, kumar oynamak için başka oyun arkadaşları gerekiyor. Piyango, toto, loto başka bir işleyiş olduğundan kumar bağlamında oraya girmiyoruz. Müslümanlar faizden kaçmak için “faizsiz, katılım bankacılığını”; zinadan kurtulmak için “dinî nikahı” çözüm yolu olarak başvuruyorlar. Burada yine “faizsiz, katılım bankacılığı, kâr-zarar ortaklığı” konusundaki fıkhî tartışmalara girmiyoruz. Bu konuda Müslümanların bir hassasiyetine, İslâm’ın bu hususlarda getirdiği çözüm arayışına dikkat çekmek istiyoruz sadece.
Müslümanlar bu çıkış kapılarına rağmen helal-haram ölçülerinde büyük açıklar veriyorlar. Bu açık, kamu malından nemalanmakta daha çok görülüyor. Zira kamu malından faydalanmada Müslümanları yanıltan, aldatan bir şey var : Kanunilik. Evet, Müslümanlar bu durumlarda “kanunilik” zırhına sarılıyor. Halbuki “kanuni olan” ile “dinî olan” çatışır. Alev Alatlı Cumhurbaşkanlığı kültür ve sanat ödülü toplantısında bu hususa işaret etmiş “ Her yasal olan helal değildir.” demişti. Örneklemeden geçmeyelim. Bir (eski) bayan bakanın, parti yönetiminin en tepesinde bulunan bir kişinin eşi veya yakınlarının borsaya girmesi, fon sistemine para yatırması kanuni olduğu söylenerek savunmaya geçilebilir. Ama bu kişi nüfuz sahibi biri olduğu için en yumuşak ifadesi ile “etik” değildir. Herkes biliyor ki devletin gücünü yanında göstermek isteyenler, böylece korunma zırhına sahip olacağını düşünenler, rağbeti artırmak için kamu üst düzey yöneticilerini aralarında tutmak isterler. Bu aslında bir sütre arayışıdır. Yüksek tahsil yapmış, doktorası olan bir kişinin bu ayrıntıları bilmediği düşünülemez. Sonuç itibariyle bir skandal patladı ve işaret edilen kişi, partideki görevlerinden istifa etti. Yargı sürecinde neler olacağını zaman gösterecek.
Mazur göstermek için söylemiyorum ama insanın olduğu yerlerde bu tür olaylar hep olmuştur, bundan sonra da olacaktır. Sahabe de olsa insan yanlış yapar, yalan söyler. Fakat ilahi uyarı onu her halükarda düzeltir. Önemli olan husus, masumiyet karinesine riayet etmek, suç ispatlandıktan sonra ‘Fatıma’nın elini kesmek’tir. Kim olursa olsun suç ispat edildikten sonra gereken kanuni işlemler yapılmazsa, zamana, unutulmaya terk edilirse, mazlumların hakkı yenirse işte buraya Karakoç’tan azcık değiştirerek yazıyorum.
“Tarih susmaz. Tarih sussa hakikat susmaz. Herkes sussa vicdan susmaz. Allah unutmaz.”
Şu hususta da birkaç söz söylemeliyiz. Bir kişinin işlediği söylenen usulsüzlükten sonra insanlar “zaten bakanlık yaptığı zamanlarda şöyle demişti, şurada böyle davranmıştı, zaten o var ya....” deyip bagaj boşaltmaya başladılar. Bu tavrı hiç ahlaki bulmuyorum. Yine bu bağlamda daha önce üst düzey yöneticilik yapmış hatta ölmüş kişilerle ilgili bir amel defteri açıp okuyanları da aynı ahlaki zaaf ile nitelendiriyorum. O zaman niye susuldu diye sormak istiyorum. Ambulansın arkasına takılan fırsatçı taksiler gibi, bir olayın ardına düşerek zamanında susup yıllar sonra hak, adalet, ahlak diyenlerin ahlaki bir hassasiyetle hareket ettiklerinden şüpheliyim.
Son olaydan sonra sosyal medyada, gazete ve tv yorumlarında bu konudan hareketle eski defterleri açan o kadar tenkit okudum ki insanlar sanki içini boşaltıyorlar. Bir vesile bulmuşlar üstünde tepiniyorlar. Bu kadar bagajın olması ve bagajların bu kadar dolu olması hususunu yöneticiler, yetkililer dikkate almalıdır. Bagaj boşaltanların büyük bir kesimi araya kaynak yaparak giren FETÖ’cüler, siyasi muhalifler olabilir. Fakat bir o kadar islami hassasiyeti olan insanlar da var. Bu bagaj boşaltmanın gerisinde görünmeyen, seslendirilmeyen bir sansür, bir baskı, bir çekingenlik varsa bunun nedenleri üzerinde durmak gerekir. Meğer herkes Erdoğan’ın tavrını bekliyormuş. Suskunluk Erdoğan’ın nasıl bir tavır alacağını bilmemekle ilgili imiş. Erdoğan, kim olursa olsun sonuna kadar gidilecek, demeseydi o tv’ler ve gazeteciler bu kadar rahat konuşamayacak, kendini baskı altında hissedecek, oto sansür uygulayacak ve içeride başka dışarıda başka konuşacaktı. Erdoğan, gereken tavrı gösterdi ve o ikircikli kişilerin “Erdoğan temiz ama; etrafı ve ekibi temiz değil; Erdoğan bu konuda gerekli hassasiyeti göstermiyor” demelerine fırsat vermedi. Erdoğan’ın bu konularda sessiz kalacağını düşünmeleri, onu tanımadıklarını gösteriyor. Bakanlık için alınacak dezenfektanı kocasının şirketinden alan Bakanı görevden aldığını bilmiyorlar sanki. Gerçekten çok düşündürücü bir şey bu.
Bu konuda tekrar yazar mıyım bilmiyorum. Konu açılmışken Hayyam’a işaretle diyorum ki biz sadece içki içtiğinden dolayı sarhoş dolaşanları konuşuyoruz. Bütün tv’ler, gazeteciler, sosyal medya da böyle yapıyor.
Oysa eğitim, kültür, aile, basın, üretim vs alanlarındaki yanlışlar, eksikler, taammüden işlenenlerle birçok ehliyet ve liyakatsiz üst düzey yönetici tayinleri, makam ve mevki dağıtmak da (manen) sarhoşluktur. Ama içki içmedikleri için ‘ayık’ görünüyorlar. 24 senedir değişen onca bakanlık, üst düzey yetkili, politikalar hep bu sarhoşlukta pay sahibidir. Demek istiyoruz ki bir türlü sarhoşluk yok, çok çeşitli sarhoşluk var. Bahsettiğimiz sahalardaki yanlışlıklar, eksikler, taammüden işlenenler sarhoşluk verseydi ayık insan göremeyecektik. Okullardaki saldırılar, ailedeki dağılmışlık, boşanmalar, kadın cinayetleri, gündüz kuşağı tv programları, intiharlar, lgbt vs sarhoşluk değil midir? Ama bunlar içki gibi sersemlik vermediğinden sallanmadan yürüdükleri için kendilerini ayık sanıyor.
Şüphesiz bu yapılanlar da yasaldır, ilgililer yetkilerini kullanmıştır. Burada sorun yok. Sorun, seküler değerlerin İslâmî değerlendirmelerin önüne geçmesinde ve İslami kimlik sahibi kişilerin; kolay, çıkarına uygun, dost akraba vs de memnun olduğu için yasal olanı tercih etmesidir. Başlıkla ilişki kurarak soralım. Devlet güvencesinde olmayan fonlarda paralarını kaybedenlerin zararı devletin imkanları (kamunun hakkı) ile ödenecek olursa fondan zengin olanlar 85 milyon kişinin hakkını yemiş olmuyor mu? Enflasyon farkı ne olacak, asgari ücret ne kadar olacak hesapları içinde devlet, birkaç liranın hesabını yaparken bu açığı kapatmak için milletten kısmayacak mı ? Banker Kastelli, Emlakbank Engin Civan, Cem Uzan, 28 Şubat sürecinde batan, batırılan bankalar derken yine başa mı döneceğiz? Yeri gelmişken muşarunileyhe’ye bir tavsiyemi iletmek istiyorum. Bir basın toplantısı düzenleyiniz. Bir an boş bulundum, şeytana uydum, beni kandırdılar diyerek özür dileyin ve fondan gelen kâr payını devlete, hazineye iade ediyorum, deyin ve bunu yapın. Sokağa, partililere, dost ve tanıdıkların yüzüne ancak böyle bakabilirsiniz.
En önemli soruyu sona bıraktım.
Bu süreçte kaç kişi ta baştan beri hep ayıktı hep ayık kaldı dersiniz? Yoksa herkes sarhoş mu?
İktibas Dergisi’nin Eylül 2026 sayısı çıktı
02.09.2026
"Savaşa Hayır" İnisiyatifi Kuruldu
23.09.2026
Kalibaf’tan ABD’ye: Büyük Şeytan
02.09.2026
Otomobil Satışları Durdu
02.09.2026
Umran dergisi Eylül 2026 sayısı çıktı
05.09.2026
Silivri Gemi Kazası
03.09.2026
Mekke İttifakı Test mi Ediliyor? AHMET GÜRBÜZ 23.09.2026
sahi “sen kimsin?” MUSTAFA AKMEŞE 24.09.2026
DEVLET VE YÖNETİM SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 30.09.2026
Ezherli Kuytul AHMET GÜRBÜZ 02.09.2026
BİLGİNİN İNSANİLEŞTİRİLMESİ - 6 ÜSTÜN BOL 04.09.2026