Direnişin Dili /Yenilgiyi Aşmak / Ramazan Yazçiçek
Ramazan Yazçiçek'in özenle kale aldığı "DİRENİŞİN DİLİ Yenilgiyi Aşmak" isimli eseri Ekin Yayınları tarafından okuyucusu ile buluşturuldu.
Ramazan Yazçiçek'in özenle kale aldığı "DİRENİŞİN DİLİ Yenilgiyi Aşmak" isimli eseri Ekin Yayınları tarafından okuyucusu ile buluşturuldu.
Elinizdeki bu kitap, Gazze’de yaşanmakta olan soykırımdan hareketle kaleme alınmıştır.
Çalışmanın amacı, yaşanan süreci doğru okumak; ahlâk ve inanç temelli bir yürüyüşü müjdelemektir.
Zaman olur yaşananları sayıp dökmenin, ahu figan etmenin hiçbir anlamı kalmaz; tezelden yapılması gerekenlere yönelmek icap eder.
Bugün, o gündür. Direniş sürerken, bugünden yarınlar için dersler çıkarılmalıdır.
Aksa Tufanı ile yeni bir eşiğin arifesine gelindi. Bu eşik, İsrail’in sonunun habercisidir!
Aksa Tufanı, direniş ruhunu; umudu, gelecek kuşaklara taşımakta. Bunu görebilmek, parça doğrular içinde kaybolmadan, hakîkatin izini sürmeye bağlıdır. Gazze’de yaşananlardan ders alınmalı, geleceğe dair konjonktürün ezberini aşan mesajlar çıkarılmalıdır.
Bir ülkeyi istîlâ etmek, kazanmış olmak değildir. Gazze direnişiyle görüldü ki bir toplum toprağını ve hatta özgürlüğünü kaybedebilir ancak dâvâsını, iradesini yitirmediği sürece, kaybettiklerini de geri alabilir. İradesini ve dâvâ bilincini kaybetmeyen toplumlar tarihe mâl olurlar; ayağa kalkar, mücadeleyi sürdürmeye devam ederler. Bunun için ümmetin yitik halkası olan yenilgiyi aşmak, endişe ve kaygılardan uzaklaşmak gerekir.
İslâm tarihe geri dönüyor! Zifiri karanlığın ardından şafağın sökmesi pek yakındır. Fecr-i sâdık, mukadderdir! Yaşanan bunca sancı, büyük doğumun sancısıdır.
İnancın gölgesinde umudu büyütmeyi, direnişi bilince dönüştürmeyi hedefleyen kitap, “Direnişin Dili” olmayı hedeflemiştir.
Direnişin Dili, Gazze’den hareketle ancak Gazze’yi aşan hedefi, gelecek kuşaklara işaretleme çabasıdır.
Ramazan Yazçiçek TAKDİM Yazısında Şu ifalere yer veriyor:

Elinizdeki kitap, Gazze’de yaşanmakta olan soykırımdan hareketle kaleme alınmıştır. Çalışmanın amacı, yaşanan süreci doğru okumak; ahlâk ve inanç temelli bir yürüyüşü müjdelemektir. Zaman olur yaşananları sayıp dökmenin, ahu figan etmenin hiçbir anlamı kalmaz; tezelden yapılması gerekenlere yönelmek icap eder. Bugün, o gündür. Direniş sürerken, bugünden yarınlar için dersler çıkarılmalıdır.
Gündem, havsalaları zorlayacak bir hızla değişiyor. Kuşkusuz hemen her çağda/dönemde çok önemli olaylar yaşanmıştır; ancak bugün yaşananlar farklı bir değişimi imliyor. Gazze’den dersler, dünden bugünlere nasıl gelindiğinin doğru bilinmesiyle alınabilir. Burada, ân itibarıyla Gazze’yi doğru okumak kadar Siyonistlerin hedeflerine ulaşmak için nasıl bir strateji takip ettiklerinin bilinmesine de ihtiyaç vardır. Bu bağlam, yarınlar için doğru dersler çıkarmanın imkânıdır.
İnsan davranışları gibi toplumların değişimi ve dönüşümü de yasalara bağlıdır. Söz konusu yasalar, sünnetullah1 ekseninde işleyen tekvînî âyetlerin tecellisidir. Kur’ân’ın beyanıyla, münzel âyetler gibi kevnî âyetlerin de söz söylemediği hiçbir alan yoktur. İlgili âyetlerin bireye sözü olduğu gibi sosyal hayata dair de sözü vardır. Bugün de değişim-dönüşüm, sünnetullah ekseninde gerçekleşmektedir. Yaşanan bunca sıkıntının, sünnetullah ve nebevî örneklik esas alındığında geçici olduğu bilinmelidir. Nihâyet, yaşanan zorlu günler geride kalacak; süreç sonsuza dek böyle devam etmeyecektir. Bize düşense, değişim yasaları ekseninde, tedbir ve tevekkülü elden bırakmadan mücadeleyi sürdürmektir.
Gazze, insanlığın içine düştüğü anlamsızlıkla yüzleşmeyi sağladı. Mücadele süreci, Müslüman sosyolojisinde küfür ve kâfirlerle aynılaşan insan tiplerine ayna tuttu. İnsanımızı, ne ile ve kimlerle benzeştiğinin muhasebesini yapmak zorunda bıraktı. Aksa Tufanı ile yeni bir eşiğin arifesine gelindi. Bu eşik, İsrail’in sonunun habercisidir! İsrail, nesli ve ekini helâk ifsâdının kılıç tutanıdır. Buna karşı direniş ruhu, gelecek kuşaklara umut taşımakta. Bunu görebilmek, parça doğrular içinde kaybolmadan, hakîkatin izini sürmeye bağlıdır.
Enes b. Mâlik'ten rivâyet edilmiştir: Bir adam Resûlullah’a (s.a.v.) gelerek “Ey Allah’ın Resûlü kıyamet ne zaman kopacak?” diye sordu. Resûlullah (s.a.v.), (cevabı geciktirmek istercesine) namaza kalktı ve namazını bitirince, “Kıyametin kopmasını soran kimse nerededir?” diye buyurdu.
Adam: “Benim Ey Allah’ın Resûlü” dedi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.), “Sen, kıyamet için ne hazırladın?” buyurarak karşı bir soruyla cevap verdi.
Anlam yüklü bu cevap, kişinin öncelikle mükellef olduğu amellere yönelmesine, sorumluluğunu ertelememesine dair önemli bir mesaj içerir. İslâmdüşüncesinde ilim ile amel ikiz kardeş gibidir. İlim, belirli bir ameli gerçekleştirmek içindir. Nitekim ilmi mûteber kılan, amelin gerçekleşmesinin kendisine bağlı olmasındandır.
Kudemâdan, hikemî yönü baskın bir anlatı nakledilir: Yaşlı bir adam, deniz kıyısında sahile vuran dalgaları sayıyormuş. Oradan geçen bir çift, ona ne yaptığını sormuşlar. Bir iki saat sonra aynı yoldan dönen çift, dedeyi değişmeyen hal üzere görünce yanına varıp, bir nebze istihza ile tekrar sormuşlar: “Sen hiç yerini değiştirmemişsin. Şu âna kadar kaç dalga saydın?” Bilge adam, “Ah evlatlarım! Şimdiye kadar gidenler gitti. Şayet gerçekten merak ediyorsanız oturun yanıma, gelen dalgaları şimdi birlikte sayalım. Bakın! Şu karşıdan gelen, bir” demiş.
Bu bağlamda Gazze’nin bize öğrettiği asıl ders, bir şeyin yaşandığı kadar öğrenilmiş olduğunu bilmektir. Farklı bir ifadeyle, ân itibarıyla üzerimize düşen sorunluluğun gereğini yapmaktır. İnsanoğlunun en belirgin ve belki de en zayıf yönü unutkanlığıdır. Emperyalizmin insanlığa yaşattıklarının bilinçli bir şekilde unutturulması da cabası. Küresel emperyalist güçler, yeni planlarını uygulamaya geçirmek için yaşananları unutturma hesabındalar. Aliya, “Yapılan soykırımı sakın unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır!” uyarısında bulunur. Bu uyarının değeri, 7 Ekim 2023’te Aksa Tufanı ile bir kez daha aşikâr oldu.
Bencillik, imkânları tek başına kabzetme tutkusudur. Bu tutku, malı kabzetmek olan ihtikâr gibi habis bir tutumdur. Modern insan hiççi (nihilist), egoist psikolojiye esaretle yolunu yitirmiş, anlamsızlaşmıştır. Oysa sahipsizleri sahiplenmek, umudu paylaşmak, İslâm inancı açısından varoluşsal kabuldür. Burada önemli eşik, korku psikolojisini aşmaktır. Bu, gelecek tasavvuruna sahip, hedef ve gaye sahibi insanın anlam üzere olmasıdır. Anlam arayışı serüveninde insan, önce kendini tanımalı; zaaflarını doğru yönetmelidir. Zaafları yönetebilmek, öncelikle güçlü bir iradeye muhtaçtır. Güçlü iradenin motivasyon kaynağı ise hiç şüphesiz ahirete yakînen inanmaktır.
Bugün yapıp-edilenler, İbrahim’in (a.s.) ateşini söndürmeye giden karınca misali, öncelikle safını belirlemekle yani güçlü bir irade ortaya koymakla sürdürülebilir. Bunun diğer adı, zaman-mekân aşkın düzlemde iyiden ve iyilerden yana olma kararıdır. Bu safta yer almanın ön şartı, ikna edilmiş değil, inanmış olmak; hesabî değil, hasbî olmaktır. Sonrası mâlûm: “Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz.” (Âl-i İmrân, 3/139).
Ümmet, Gazze ile zorlu bir imtihandan geçiyor. Bilinir ki en değerli şeylere en zor sınavlardan geçerek ulaşılabilir. Bu süreçte, zor sınavı geride bıraktık diyemiyorum; lâkin zor sınavı geçeceğimiz emin yolun eşiğine geldiğimizi Biiznillah söylüyorum. Gazze mektebi, bu yolun işaretlerini döşedi. Bu yolda, küfrün ve kâfirlerin ne kadar zayıf ve korkak olduklarını bizâtihi görmüş olduk. Bu yol, öncelikle umudu tüketmeye hakkımızın olmadığının bilinmesi ile yürünebilir. Ardından, yığını “Ümmet” kılan yitik halkanın farkına varmak; tevhid-vahdet bağını yeniden inşâ etmekle sürdürülebilir. Bize düşense Gazze’den ibret nazarıyla dersler almak ve döşenen yolu işlek kılmaktır.
Bir ülkeyi istîlâ etmek, kazanmış olmak değildir; yine maddî güç karşısında yenilgi de her zaman kaybetmek değildir. Gazze direnişiyle görüldü ki bir toplum toprağını ve hatta özgürlüğünü kaybedebilir ancak dâvâsını, iradesini yitirmediği sürece, kaybettiklerini de geri alabilir. İradesini ve dâvâ bilincini kaybetmeyen toplumlar tarihe mâl olurlar; ayağa kalkar, mücadeleyi sürdürmeye devam ederler.
Gazze’yi doğru okumak, umudu diri tutmaya; bugünden yarınlar için dersler almaya muhtaçtır. Gazze, bir diriliş çağrısıdır. Yankılanan bu çağrı, Tih’ten çıkışı müjdelemekte. Amaçlanan hedefe yürümek, ümmetin yaşananlardan dersler çıkarmasına bağlıdır. Bu düşünceyle kaleme alınan kitap, salt tasvirî/didaktik bir deneme değildir; bilakis, kalemi ve kelâmı tükenme eşiğinde çırpınan birinin şahitlik çabasıdır. Kitabın ilgili bölümleri, sahada şahitliği olan kahramanların paylaşımından hareketle kaleme alınmıştır. İnancın gölgesinde umudu büyütmeyi, direnişi bilince dönüştürmeyi amaçlayan kitap, Direnişin Dili olmayı hedeflemiştir. Direnişin Dili, Gazze’den hareketle ancak Gazze’yi aşan hedefi, gelecek kuşaklara işaretleme çabasıdır.
Yayına Hazırlayan: Fuat Taşcı
Hertaraf Haber / Kültür Sanat Servisi / Ankara
Yorumlar
0