metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

YENİ BİR EĞİTİM MODELİ ÖNERİSİ

ORHAN GÖKTAŞ
26.08.2026

ORHAN GÖKTAŞ/YENİ BİR EĞİTİM MODELİ ÖNERİSİ

 

AK Parti hükümeti, yirmi yılı aşkın süredir eğitim alanında farklı modeller deniyor. Ancak bütün bu çabalara rağmen istenilen sonuca bir türlü ulaşılamadı. Hatta bazı açılardan, hedeflenenin tam tersi sonuçlarla karşı karşıya olduğumuzu söylersek sanırım abartmış olmayız.

AK Parti'nin eğitim sisteminden beklediği sonucu Sayın Recep Tayyip Erdoğan, “Dindar nesil yetiştirmek istiyoruz” sözüyle özetlemişti.

Ancak bugün geldiğimiz noktada, dindar bir nesil yerine dinden, kültürden ve ahlaki değerlerden uzaklaşan nesillerin yetiştiğine şahitlik ediyoruz.

Peki, neden böyle oldu?

Bana göre öncelikle sorunun kaynağına bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor.

Sadece Sistemin Parçalarını Değiştirerek Sonuç Alınabilir mi?

İmam Hatip okullarının sayısını artırmak, İlahiyat Fakültesi mezunlarını eğitim lideri ve yöneticisi yapmak, okullara seçmeli Kur’an-ı Kerim ve Siyer dersleri koymak, cemaat, tarikat, Diyanet veya İslami STK’larla iş birliği içinde projeler geliştirmek elbette bazı olumlu sonuçlar doğurabilir.

Fakat bütün bunların tek başına dindar bir nesil yetiştirmeye yetmeyeceği artık anlaşılmış olmalıdır.

Eğitime bakış açısı temelden değişmedikçe; Maarif Modeli, Proje Okulları, Değerler Eğitimi, ÇEDES ve benzeri uygulamalarla bu hedefe ulaşmak mümkün görünmüyor.

Elbette bu çalışmalardan olumlu sonuçlar alınıyor olabilir. Ancak bu sonuçların bir toplumu dönüştürecek boyuta ulaşması, mevcut sistemin temel mantığı değişmediği sürece mümkün değildir.

Çünkü mevcut eğitim sisteminin kuruluş mantığı ve felsefesi büyük ölçüde materyalist ve pozitivist temellere dayanmaktadır. Eğitim sürecinin temel unsurları olan öğrenci, öğretmen, okul, derslik, müfredat ve yöntemler de bu anlayış doğrultusunda şekillenmiştir.

Dolayısıyla yalnızca sistemin bazı parçalarını değiştirmek yeterli değildir.

Temel yaklaşımın değişmesi, eğitim sürecinin bütün unsurlarıyla birlikte yeniden ele alınması gerekiyor.

Önce İnsana Bakışımızı Değiştirmeliyiz

Her şeyden önce mevcut eğitim sisteminin insana bakış açısını kökünden yeniden değerlendirmek gerekiyor.

İnsanı seküler ve materyalist bir anlayışla, doğada kendiliğinden var olan, belirli yetenekleri ve düşünme kapasitesi bulunan bir canlı olarak görmek yerine; vahyin öngördüğü şekilde yaratılmış, sorumluluk sahibi, imtihan edilen ve yeryüzünü imar ve inşa etme görevine sahip bir varlık olarak tanımlamak gerekir.

Bu bakış açısı eğitim sisteminin bütününe yansımalıdır.

Eğitimin amacı yalnızca sınavlarda başarılı, iyi bir meslek sahibi veya ekonomik olarak üretken bireyler yetiştirmek olmamalıdır.

İnsanın kendisine, ailesine, topluma, diğer insanlara ve bütün varlık alemine karşı sorumluluklarının farkında olan şahsiyetli bireyler yetiştirmek de eğitimin temel amaçları arasında yer almalıdır.

Bilime Bakış Açımız da Değişmeli

Mevcut eğitim sistemi bilime büyük ölçüde pozitivist bir bakış açısıyla yaklaşmaktadır.

Pozitivist anlayış, bilgiyi esas olarak gözlem ve deney yoluyla, somut olgular üzerinden elde edilebilen bilgilerle sınırlar.

Bunun yerine, bilgiyi yalnızca deney, gözlem ve somut olgularla sınırlamayan bir anlayış geliştirilmelidir.

Tevhidi bakış açısı, Allah'ın varlığını ve birliğini merkeze alır. Bu anlayışta bilim, yaratılmış alemi anlamanın önemli bir aracıdır. Ancak insan bilgisinin sınırlı, Allah'ın bilgisinin ise sonsuz olduğu gerçeği göz ardı edilmez.

Dolayısıyla öğrencinin bilim anlayışı yalnızca “Nasıl?” sorusuna cevap aramakla sınırlı kalmamalı, “Niçin?” sorusunu da sorabilmelidir.

Dine Bakış Açımız Değişmeden Dindar Nesil Yetişir mi?

Dindar bir nesil yetiştirme iddiasındaysak, dine yaklaşımımızı da yeniden gözden geçirmek zorundayız.

Mevcut eğitim anlayışında din, çoğu zaman insanın vicdanında yaşaması gereken bir inanç alanı olarak görülmekte; hayatın diğer alanlarına müdahalesi ise sınırlandırılmaktadır.

Bu anlayış bazı dinler açısından kabul edilebilir olabilir. Ancak İslam söz konusu olduğunda durum farklıdır.

İslam, insanın doğumundan ölümüne kadar hayatının bütün alanlarına ilişkin ölçüler ortaya koyan bir hayat nizamıdır. Müslüman yalnızca kendisinden sorumlu değildir. Ailesine, topluma, diğer insanlara, diğer tüm canlılara ve çevresine karşı da sorumluluk taşır.

Dolayısıyla dindarlık yalnızca yumuşak huylu, dürüst ve kibar olmak; vergisini vermek, anne babaya ve akrabalara iyi davranmak; namaz, oruç, hac ve zekat gibi ibadetleri yerine getirmekten ibaret değildir.

İslam; insanın siyasi, ekonomik, sosyal ve diğer bütün ilişkilerini Kur’an ve Sünnetin ortaya koyduğu ölçüler doğrultusunda düzenlemesini öngören bir hayat anlayışıdır.

Mevcut sistem daha çok itaatkar ve iyi vatandaş yetiştirmeyi hedeflerken, İslam'ın ortaya koyduğu ideal insan tipi yalnızca iyi bir vatandaş olmakla yetinmez.

İyi insan olmayı, insanlığa ve hatta bütün kainata faydalı olmayı hedefler.

İşte eğitim sisteminin temel hedefi de burada yeniden düşünülmelidir.

Peki, Ne Yapmalıyız?

Bütün bu temel değişikliklerin yanında, pratikte uygulanabilecek bir eğitim modeli üzerinde de düşünmemiz gerekiyor.

Benim önerim, ahlakı merkeze alan bir eğitim modeli oluşturulmasıdır.

“Dindar insan, güzel ahlak sahibi insandır” gerçeğinden hareket ederek bir model geliştirmeye çalıştım.

Ahlaklı bir nesil yetiştirmek için beş temel unsurun bir araya gelmesi gerektiğini düşünüyorum:

Ahlaklı olmak isteyen öğrenci ve veli talebi

Ahlaklı eğitimciler

Ahlaklı yöntem

Ahlakı davranışa dönüştüren bir eğitim süreci

Ahlaklı eğitim ortamları

1. Ahlaklı Öğrenci

Çocuğunun ahlaklı bir insan olarak yetişmesini isteyen ebeveynlerin çocukları bu okullara alınmalıdır.

Belirli bir yaştan sonra öğrenci, bu eğitim modelinde devam edip etmek istemediğine kendisi karar verebilmelidir. Modeli benimsemeyen veya devam etmek istemeyen öğrencilerin başka okullara geçebilmesinin önü açık olmalıdır.

Buradaki temel unsur gönüllülüktür.

2. Ahlaklı Eğitimciler

Bu okullarda görev yapacak öğretmenlerin yalnızca akademik ve mesleki yeterliliğe sahip olması yeterli görülmemelidir.

Eğitimcilerin üstün ahlaki vasıflara sahip olması da temel şartlardan biri olmalıdır.

Bu nedenle öğretmenler özel bir seçme ve yetiştirme sürecinden geçirilmelidir.

Eğitim fakültelerinde aldıkları öğretmenlik meslek bilgisine ek olarak, ülkemizden ve dünyanın farklı bölgelerinden seçilmiş İslam alimlerinin eğitim ve ahlak anlayışlarından yararlanabilecekleri teorik ve pratik bir eğitim programından geçirilmelidirler.

Teorik ve pratik yeterliliğini ispat edenler bu okullarda öğretmen ve eğitim lideri olarak görev yapabilmelidir.

Ayrıca öğrenci sayısı, eğitimci kapasitesine göre belirlenmelidir. Eğitimci sayısı arttıkça öğrenci sayısı da artırılmalıdır.

Zaman içerisinde bu okulların başarısı görüldükçe talebin de artacağı kanaatindeyim.

3. Ahlaklı Yöntem

Materyalist ve pozitivist müfredat yerine; insanı, düşünmeyi, üretmeyi ve sorgulamayı önceleyen özgürlükçü bir müfredat geliştirilmelidir.

Eğitim; faydacı, bencil, dayatmacı, körü körüne itaatkar, durağan ve yalnızca ikna etmeye dayalı bir anlayıştan uzak tutulmalıdır.

Öğrencinin soru sormasına, düşünmesine, araştırmasına ve kendi iradesiyle doğruyu bulmasına imkan tanınmalıdır.

4. Ahlaklı Eğitim Süreci

Eğitim daha çok pratiğe dönük olmalıdır.

Öğrenciye teorik olarak ahlak anlatmak yeterli değildir. Teorik bilginin davranışa dönüşmesi sağlanmalıdır.

Başarı ölçütünün ana eksenini davranışlar oluşturmalıdır. Teorik sınavlar başarının tek ölçütü olmamalıdır.

Bir öğrenci teorik olarak çok başarılı olabilir. Ancak davranışlarında ve yaşam tarzında ciddi ahlaki zaafiyetler varsa yalnızca sınav başarısına bakılarak başarılı kabul edilmemelidir.

Çünkü eğitimin nihai amacı bilgi yüklemek değil, bilgiyi doğru davranışa dönüştürebilen insan yetiştirmektir.

5. Ahlaklı Eğitim Ortamları

Okul ve derslikler yalnızca ders yapılan mekanlar olmamalıdır.

Öğrencinin ahlaki düzeyini şekillendiren bir eğitim ortamı, adeta bir “habitat” oluşturulmalıdır.

Cömertlik, adalet, dürüstlük, emaneti korumak, çalışkanlık, görgü, vefa, duyarlılık ve çevre bilinci gibi değerlerin yalnızca anlatıldığı değil, günlük hayat içerisinde uygulandığı bir ortam oluşturulmalıdır.

Amaç, güzel davranışları ders konusu olmaktan çıkarıp hayatın doğal bir parçası haline getirmektir.

Nereden Başlanmalı?

Öncelikle bakanlık içerisinden ve dışından; İslam ahlakına sahip, ilmi ve/veya akademik yeterliliği bulunan, eğitim tecrübesine sahip, istekli ve bu işe adanmış insanlardan oluşan bir komisyon oluşturulmalıdır.

Bu komisyon mümkün olduğunca bağımsız çalışmalı ve çalışmalar, komisyon tarafından oluşturulacak bir icra kurulu aracılığıyla yürütülmelidir.

Burada saydığım beş unsurdan herhangi biri eksik kalırsa projenin istenilen sonucu vermesi zorlaşacaktır.

Bu nedenle öncelikle iyi bir müfredat hazırlama ve eğitimcileri yetiştirme süreci başlatılmalıdır.

Müfredat ve eğitimcilerin yetiştirilmesi devam ederken eğitim kampüslerinin de projelendirilmesine ve yapımına başlanabilir.

Bu kampüsler yalnızca okul binalarından ibaret olmamalıdır. Bir insanın gününün önemli bir bölümünü verimli ve anlamlı şekilde geçirebileceği farklı mekanları bünyesinde barındırmalıdır.

Bu mekanlar belirli zamanlarda öğrenci velilerine de açık olacak şekilde planlanabilir. Böylece okulda kazanılan güzel davranışların aile hayatına da taşınması sağlanabilir.

Örneğin yemek salonlarında öğrencilere öğretilen ve uygulaması yaptırılan yemek yeme adabına aileler de belirli zamanlarda dahil edilebilir. Böylece okulda kazanılan davranışların evlere taşınması mümkün hale gelir.

Sonuç Yerine

Önerdiğim model, kısa vadede sonuç alınabilecek kolay bir proje değildir.

Sabır, emek, nitelikli insan kaynağı ve uzun soluklu bir çalışma gerektirir.

Ancak doğru bir şekilde uygulanabildiği takdirde, yalnızca sınavlarda başarılı öğrenciler değil; kişilikli, adil, sorumluluk sahibi ve erdemli insanların yetişmesine katkı sağlayabilir.

Asıl hedef de yalnızca “dindar görünen” bir nesil yetiştirmek olmamalıdır.

Hedef; inandığı değerleri davranışlarına yansıtan, ahlakı hayatının merkezine koyan, düşünen, üreten, sorumluluk alan ve çevresine faydalı olan şahsiyetler yetiştirmek olmalıdır.

Bunun için eğitim sisteminin yalnızca müfredatını değil, insana, bilgiye, bilime, dine ve ahlaka bakışını yeniden düşünmek zorundayız.

Çünkü eğitim sisteminin temel felsefesini değiştirmeden, yalnızca sistemin parçalarıyla oynayarak köklü bir sonuç almak mümkün değildir.


 

Bu yazı, önerdiğim eğitim modelinin kısa bir özeti ve köşe yazısı formatına indirgenmiş halidir. Elbette ortaya koyduğum model eleştirilebilir, geliştirilebilir ve farklı görüşlerle zenginleştirilebilir.

Bu konuda çalışma yapmak isteyen muhataplar ve ilgililer olması halinde, modelin ayrıntılarını ve uygulanmasına ilişkin daha kapsamlı önerilerimi paylaşmaya her zaman hazır olduğumu belirtmek isterim.


 

Vesselam…

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş