Cuma namazı yazısı yazmak niyetiyle başladığım bu yazıda, talibi varsa, samimi bir şekilde içimi dökmeden önce Hacı Bayram Camiide cuma namazına ilişkin gözlemlerini ve tecrübelerini benimle paylaşan kardeşimin affını rica ediyorum, notlarımı ilk fırsatta yazıya dökeceğim. Neden “talibi varsa”? Öyle günler yaşıyoruz ki insanlar birbirinin hatırını sorarken ya “iyi değilim!” derse diye korkuyor. Günlük işlevlerimizi yürüten kılıflarımızın içinde yalnızca bezgin, yorgun, üzgün bir hava balonu olduğunu hepimiz biliyoruz. O kılıflara dokunursak yıkılıverecek suretlerimiz... Biz de devirip kırdıklarımızın ortasında kalıvereceğiz.
Kendimizi toparlayamadığımız günlük hayatlarımızda, başkalarının enkazını görmemek için körebe oynuyoruz. Hiç kimse odadaki filden ilk bahseden olmak istemiyor. Bizi bu kayıp hissiyle dolduran, hep birlikte muhatap ve şahit olduğumuz birçok sebebe ek şahsi sebeplerimiz de bulunuyor.
Çevremizi sardığını hissettiğimiz bu karanlığın arkasında bizim dışımızda siyonist, emperyalist, kapitalist unsurların yanında, İslam’ı iyi anlayamamış, hazmedememiş olmamızın, inandığımız ilkeleri rehber edinememiş oluşumuzun büyük rolü var. Bu ağırlığın gölgesinde geçtiğimiz aylarda yazmadığım birçok yazı tasarladım, yazmaya başladıklarımı tamamlayamadım, yazdıklarımı gönderemedim. Böyle “sussam gönül razı değil, konuşsam faydası yok” ikliminde salınıp duran bir yığın fikirle havada asılı kaldım.
Bir yandan Gazze’yi anmadığımız bir yazı yazmak, bir söz söylemek içimizi acıtırken, bir yandan rutin hayatlarımızla ilgili yazılar yazmak gerekliliği de içimizi kemiren bir kurt gibi rahatsızlık veriyor. Ama Gazze o kadar çok ki insan başka bir şey yazmaya utanıyor. Gazze’de ne olup bittiği herkesin gözünün önünde. Bunları yeniden yeniden yazmanın, konuşmanın, Gazzelilere bir faydası oluyor mu bilmiyoruz. Gazze’yi konuşmak ayrı, konuşmamak daha ayrı ağır geliyor. Yine de Gazze’de bir ateşkes olmadığını, İsrail’in her gün onlarca insanı, sokakta, harabeye dönmüş evlerinde, sel basan, rüzgardan uçan çadırlarında, arabalarında öldürmeye devam ettiğini bilelim.
Sosyal medyadan takip ettiğimiz, kardeşiyle, kedisiyle, korumaya çalıştığı domates fidesiyle, pişirdiği yemeklerle, annesiz, babasız, kardeşsiz, elsiz ayaksız kaldığı halde söylediği şarkıyla, ayak uydurduğu akımlarla videolar paylaşan, isimlerini, yaşlarını öğrendiğimiz Gazzeli çocuklara İsrail’in her an bir şey yapabileceği korkusuyla bilelim.
Dört yaşının tatlılığıyla ana okulundaki ilk gününü anlatan, orada yaslanabileceği bir duvar ve oynayabileceği oyuncaklar olmasını beklerken uğradığı hayal kırıklığını anlatan çocuğun hüsranıyla bilelim.
Sokakta İsrail askerlerinin itip kaktığı, kolundan tutarak korkuttuğu, sırtında çantasıyla sadece okula gitmeye çalışan çocukların dehşet dolu bakışlarına, ağlamaklı yüz ifadelerine bakıp bilelim.
Kırmızı elbiseli küçük bedeniyle İsrailli yerleşimcilerin karşısına dikilip “Vallahi hiçbir yere gitmiyoruz! Eğer evimizi yıkarsanız yeni ev yaparız! Eğer okulumuzu yıkarsanız o zaman yeni okul yaparız! Eğer çitimizi keserseniz yeni çit çekeriz! Defolup gidin!” diye bağıran küçük kızın cesaretine hayranlıkla bilelim.
İsrail’in bombaladığı evlerinden, yurtlarından kaçarken engelli kardeşinin tekerlekli sandalyesini diğer kardeşine bırakıp bir süre yürüyen sonra ağlayarak geri dönüp itmeye devam eden kızın yorgunluğuyla bilelim.
Filistinlilerin, Gazzelilerin yıllardır “normal bir ölüm” dilediklerini bilerek bilelim.
Dünyada Gazze hakkında oluşan farkındalığın farkında olarak, üzerimize düşeni yapabilmek bilinci ve sorumluluğuyla bilelim.
Üstümüze düşeni yap-a-mıyorsak altında ezildiğimiz vicdanımızın ağırlığıyla bilelim.
Boğazımızda koca koca yumrularla yutkunmaya çalışalım ve bilelim!
Bu bilme bize ne yapıyorsa bilelim!
Kıymetli Talibe Not:
Yazının burasına kadar okuduysanız iç dökme talebimi reddetmemişsiniz demektir. Çok kıymetlisiniz, bunu da bilin! Daha iyi anlaşılmak kaygısıyla ve bir hediye niyetine yazının dinleme önerisi olarak Ömer Karaoğlu’ndan Yaldızlı Yalanlar’ı, okuma önerisi olarak da İsmet Özel’den Münacat’ı buraya bırakalım.
Esra Özer Duru, Ankara, 1 Ekim 2026.
"Savaşa Hayır" İnisiyatifi Kuruldu
23.09.2026
Silivri Gemi Kazası
03.09.2026
Umran dergisi Eylül 2026 sayısı çıktı
05.09.2026
DEVLET VE YÖNETİM SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 30.09.2026
bana bütün yolu gösterme rabbim MUSTAFA AKMEŞE 01.10.2026
MERHAMET! EY MERHAMET! AYTEN DURMUŞ 02.10.2026
BİLGİNİN İNSANİLEŞTİRİLMESİ - 6 ÜSTÜN BOL 04.09.2026
Yalnızlık Allah'a Mahsustur! AYTEN DURMUŞ 04.09.2026