metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

Haberler / Dünya

Tarihin Tekerrürü, Özel Askeri Şirketler ve Wagner'in İsyanı | Hüsnü Aktaş

11.08.2023

Günümüzde dünya üzerinde yaşanan kronik kaos halini analiz ederken; ABD, Rusya, Çin, AB Ülkeleri, İngiltere ve İsrail’in siyasi ihtiraslarının dikkate alınması gerekir.  ABD’nin siyasi emellerine hizmet eden Atlantik Paktı (NATO) ülkeleri ile Avrasya Harekâtı’na liderlik eden Rusya arasında yaşanan rekabet, yeni problemleri gündeme getirmiştir.

Son yıllarda BM Teşkilatının imtiyazlı üyeleri sürdürdükleri post-modern savaşın maliyetini azaltmak maksadıyla; Blackwater ve Wagner örneklerinde olduğu gibi, özel askeri şirketlerin ordularını sahaya sürme ihtiyacını hissetmişlerdir. Meselenin bir diğer boyutu da şudur: Cari uluslararası sistemin şaheseri olarak takdim edilen Birleşmiş Milletler teşkilatı (BM) adeta intihar etmektedir. Son yıllarda Çin ve Rusya’nın; diğer daimi üyeler tarafından sadece ‘öteki’ değil, düşman olarak nitelendirildiği malûmdur. Dolayısıyla imtiyazlı ülkelerin karar alabilmeleri imkânsız hale gelmiştir.

TARİH disiplininin konusu zaman içerisinde meydana gelen hadiselerin sebeplerini, vesilelerini ve neticelerini tahlil etmekle sınırlıdır. Ancak tarih kitaplarında yer alan bilgilerin izafi olduğunu, yani o tarihin yazılmasını sağlayan iktidar sahiplerinin ‘resmi yorumlarını’ da beraberinde getirdiğini unutmamak gerekir.

Mütefekkir İbn-i Haldun  ‘Mukaddime’ isimli eserinde ‘Tarih yaşanan zamanın ve halin aynasıdır. Tarihi hadiselere hâkim olan kanunlar hiçbir zaman değişmez. İçinde yaşadığımız hal maziyi aksettirir. 

Yaşanan hayatın geçmişe intikal eden kısmına tarih denilmektedir. Tarihi ve geçmişi iyi öğrenmek, hal ve istikbal hakkında doğru teşhisler yapılmasına imkân verir’ diyerek tarih disiplininin önemine işaret etmiştir. Bir siyaset uzmanının dediği gibi ‘geçmiş asla unutulmuş bir zaman dilimi değildir, hatta geçmiş, geçmiş bile değildir.’ Geçmişte yaşanan hadiseleri iyi tahlil edemeyen ve bir anlamda ibret almayan devlet adamları, tarihin tekerrürü karşısında ne yapacaklarını şaşırırlar. 

Orta çağlarda kilisenin ve kilisenin egemenliğini kabul eden kralların güvenliğini sağlamak niyetiyle başlatılan paralı askerlik uygulaması, kiralık katiller ordusunu ön plâna çıkarmıştır.  Nitekim Niccola Machiavelli hükümdarına şu tavsiyelerde bulunmuştur: “... İyi düzenlenmiş ve ülkesinin zaferi için savaşan bir ordu ile kötü düzenlenmiş ve sadece para için savaşan kiralık ordu arasında fark vardır. Paralı askerler fazla işe yaramazlar. Bu güçler, kendi içlerinde iyi olabilirler fakat onları ödünç alanlar için her zaman tehlikelidirler. Zira eğer yenilirlerse siz mağlup edilmiş sayılırsınız. 

Eğer zafer kazanırlarsa, siz onların esiri olursunuz...” Dünyanın gündemini meşgul eden ve ‘küresel terörle mücadele’ yaygarasını ön plânı çıkaran siyasi hadiseleri tahlil ederken, son çeyrek asırlık döneme damgasını vuran özel askeri şirketlerin işledikleri cinayetleri tahlil etmemiz gerekir.

Malûm 11 Eylül saldırıları sonrasında ABD Başkanı George W. Bush, Kongre’nin birleşik oturumunda ABD halkına yaptığı konuşmasında; “Her bölgedeki, her ulus şimdi bir karar almak zorundadır. Ya bizimlesinizdir ya da teröristlerden yanasınız.

Bu günden sonra, terörizmi koruyan ve destekleyen hangi rejim olursa olsun Birleşik Devletler tarafından düşman bir rejim olarak addedilecektir” sözleriyle, uygulayacakları politikayı ifade etmiştir. Kendisini yeni  ‘Haçlı Savaşı’nın’ komutanı ilân eden George W. Bush,    6 Kasım 2001 tarihinde yaptığı konuşmada “Hiçbir ulus terörle mücadelede tarafsız olamaz” diyerek çok açık bir mesaj vermiş ve şöyle demiştir: “Bundan sonra bizim oluşturacağımız bir tarih olacaktır, hiçbir devlet bunun dışında olamayacaktır. Oluşturacağımız tarih içerisinde ya bizim yanımızda olup çıkan neticeden yarar sağlayacaksınız ya da karşımızda yer alıp sizin için tasarladığımız sonuçları yaşayacaksınız.’

ÖZEL ASKERİ ŞİRKETLER


Günümüzde dünya üzerinde yaşanan kronik kaos halini analiz ederken; ABD, Rusya, Çin, AB Ülkeleri, İngiltere ve İsrail’in siyasi ihtiraslarının dikkate alınması gerekir.  ABD’nin siyasi emellerine hizmet eden Atlantik Paktı (NATO) ülkeleri ile Avrasya Harekâtı’na liderlik eden Rusya arasında yaşanan savaş, özel askeri şirketleri ön plâna çıkarmıştır. Son yıllarda BM Teşkilatının imtiyazlı üyeleri sürdürdükleri post-modern savaşın maliyetini azaltmak maksadıyla; Blackwater ve Wagner örneklerinde olduğu gibi, özel askeri şirketlerin ordularını sahaya sürme ihtiyacını hissetmişlerdir. Blackwater (yeni adıyla Academi) şirketinin; Irak, Afganistan ve Suriye’de akla-hayale gelmeyecek katliamlara imza attığını unutmamak gerekir. 
Soğuk Savaş sonrası dönemde bölgesel çatışmaların sayısının artması ve başarısız devletlerde iç savaşların ortaya çıkması, özel askeri şirketlere duyulan ihtiyacı artırmıştır. Bölgesel çatışmalarda (iç savaşlarda) devletler, bölgesel ve küresel düzeyde etki kapasitelerini arttırmak amacıyla özel askeri şirketleri kullanmaya başlamışlardır. Çünkü hızlı intikal etme ve devlet ile bağlarının inkâr edilebilirliği gibi özelliklere sahip olan özel askeri şirketler, devletlerin uluslararası hukuku ihlal etmeden sınırları ötesinde güç kullanmalarını mümkün hale getirmiştir. Savaş esnasında bile temel uluslararası hukuk kurallarına bağlı olma zorunluluğu bulunan devletler özel askeri şirketler sayesinde kendilerini bu kuralların dışında tutabilmektedirler.

Özel askeri şirketlerin devletle olan informel bağlarının inkâr edilebilmesi ve bu birliklerin üyelerinin mahkûmlardan bile oluşabilmesi devletlerin savaş zamanında en kabul edilemez savaş suçlarını işlemelerini mümkün kılmaktadır. Meselenin bir diğer boyutu şudur: Paralı askerlik kurumu veya özel askeri şirketler, devletlerin egemenliğini tahrip edecek bir unsur haline gelmeleri mümkündür. Zira bu şirketler devletin meşru güç kullanma tekeline sahip yegâne kurum olduğu iddiasını zayıflatırken diğer yandan politik bir güç haline gelerek yine devletlerin politik gücüne meydan okuyabilmektedir. Bunun en temel sebebi askeri bir gücün mutlak surette politik bir güce evrilmeye meyilli olması gerçeğidir. Bir başka deyişle bu şirketler askeri güçleri oranında politik bir etkiye de sahip olmayı istemektedir. Devletlerin askeri gücünü denetleyen ve dizginleyen farklı kurumların bulunduğu göz önüne alındığında; özel askeri şirketlerin sahip olduğu gücü, kendini kiralayan devlete karşı kullanması söz konusu olabilir.

WAGNER’İN ORTAYA ÇIKIŞI 

Rus paralı asker grubu olan Wagner’in İstihbarat İdaresi’nde (GRU) çalışmış olan Dmitri Utkin tarafından kurulduğu iddia edilmektedir. Wagner Grubu’nun sahibi ise Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile iyi ilişkilere sahip olan Yevgeny Prigojin’dir. “Putin’in aşçısı" lakabına sahip olan Prigojin, Eylül 2022’de kendisinin aynı zamanda Wagner’in kurucusu olduğunu açıklamıştır. 2014 yılında Kırım’ın Rusya tarafından ilhak edilmesiyle uluslararası düzeyde tanınır hale gelen Wagner Grubu, Ukrayna’nın doğusundaki Rus ayrılıkçılara yardım etmek amacıyla kurulmuştur. Her ne kadar Wagner, Ukrayna’daki Rus ayrılıkçılara yardım etmek amacıyla kurulmuş olsa da son dokuz yıllık süreçte Rusya’nın müdahalede bulunduğu çatışmalara katılarak Rus dış politikasının önemli bir unsuru haline gelmiştir.

 Öyle ki, Wagner, Rusya’nın askeri müdahalelerinde aktif muharip güç olarak ön plana çıkmış ve bu doğrultuda, Ukrayna’ya ek olarak Suriye, Libya, Venezuela, Sudan, Mali, Mozambik, Madagaskar, Burkina Faso ve Orta Afrika Cumhuriyeti gibi ülkelerde faaliyet göstermiştir. Aktif bir muharip güç olmanın yanı sıra Wagner, faaliyet gösterdiği ülkelerde doğal kaynakların korunması, liderlerin güvenliğinin sağlanması, Rusya ile iş birliği halinde olan yerel güçlerin eğitilmesi ve bu güçlerle birlikte aktif çatışmaya girme gibi görevleri icra etmektedir. Bahse konu görevler karşılığında ve faaliyet gösterdiği devletler tarafından Wagner’e doğal kaynakların çıkarılması, işletilmesi ve silah satışı gibi alanlarda imtiyazlar verilmesi bu şirketin büyümesini sağlamıştır. Aynı zamanda Wagner’in ifade edilen faaliyetlerde bulunması, Rusya’nın Asya ve Afrika’daki önemli sektörlerde ekonomik çıkarlar elde etmesine ve doğal kaynaklar üzerinde hâkimiyet kurabilmesine katkı sunmaktadır. Özellikle Rus ekonomisinde enerji kaynaklarının payının büyüklüğü göz önüne alındığında Wagner’in söz konusu coğrafyalardaki ve doğal kaynaklar üzerindeki kontrolü, Rusya’nın küresel enerji piyasasındaki önemli konumunu pekiştirmesini sağlamaktadır. Öte yandan mevcut uluslararası sistemde bir devletin başka bir devletin topraklarında izinsiz bir şekilde güç kullanma veya askeri güç bulundurmaya hakkı bulunmaması nedeniyle Wagner, Rus dış politikasında uluslararası hukuk sorumluluğundan sıyrılmak için önemli bir araç konumundadır. Meselâ; Rusya, BM tarafından meşru olarak kabul edilen Ulusal Mutabakat Hükümeti’nden davet veya izin almaksızın Wagner vasıtasıyla Libya’da güç kullanabilmiştir.


Rusya yasalarına göre paralı askerliğin illegal faaliyet kapsamında olması ve Wagner’in devletle bağlantısının daima reddedilmesi gibi sebepler nedeniyle Rusya ortaya çıkan ihlallerden sorumlu tutulamamaktadır. Tüm bu koşullar çerçevesinde Wagner, 2014’ten itibaren Rusya ve Putin için önemli bir yardımcı aktör haline gelmiştir. Nitekim grubun lideri olan Prigojin’in Putin ile olan ikili ilişkileri Wagner’in hem Rusya bağlamında sadık bir güç olarak tanımlanmasına hem de Rusya’nın görev verdiği özel askeri şirketler arasında öne çıkmasına neden olmuştur. Wagner’in Putin hükümeti bağlamında sadık bir güçten istikrarsızlaştırıcı bir güce dönüşmesi Rusya'nın Ukrayna'yı işgal harekâtı ile başlamıştır. Putin tarafından “Kiev yönetimince soykırıma uğrayan insanları korumak, Ukrayna’yı Nazizm’den ve militarizmden arındırmak” amaçlarına sahip olduğu açıklanan Rusya’nın Ukrayna işgali, hedeflendiği şekilde hızlı bir başarıyla sonuçlanmamış, Rusya ve Batı arasında yıpratma savaşına dönüşmüştür. Rus ordusunun işgal harekâtında belirginleşen başarısızlıkları ve Putin’in savaşacak asker bulmada yaşadığı sorunlar Wagner’in Ukrayna işgalinde ön cephe hattında görevlendirmesine yol açmıştır. Bahse konu olan görevlendirme sonrasında Wagner Grubu, Ukrayna’nın doğusundaki çatışmalarda görev almış ve Rusya’da “vatansever bir örgüt” olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. Özellikle Bahmut’un Wagner’in yardımıyla ele geçirilmesi, işgal harekâtında Wagner’in Rusya için kritik bir aktör haline geldiğini göstermiştir. Öte yandan Bahmut’un ele geçirilmesi esnasında Rus ordusunda yaşanan aksaklıklar ve ölüm oranlarının artışı Wagner Grubu ile Rusya Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov ve Savunma Bakanı Sergey Şoygu- arasındaki ilişkilerin gerginleşmesine yol açmıştır. Nitekim Wagner Grubu’nun lideri Prigojin, Savunma Bakanı Şoygu ve Genelkurmay Başkanı Gerasimov’u becerisizlikle ve yetersiz ikmal yapmakla suçlamıştır. Bununla birlikte Ukrayna işgalinde Rus ordusunun yaşadığı başarısızlık ve Wagner Grubu’nun Bahmut’ta görüldüğü üzere çeşitli kazanımlar sağlaması, komuta kademesi ile Prigojin arasında bir meydan okumaya dönüşmüştür. Rusya Savunma Bakanlığı’nın Ukrayna işgalindeki gönüllü milislerin faaliyetlerini düzenleme amacıyla milislere sözleşme imzalama şartı getirmesi, Prigojin tarafından Kremlin’in Wagner’i kontrol altında tutma girişimi olarak yorumlanmıştır. 

Öte yandan Prigojin’in “bir avuç yaratığın zafer kazanması ve terfi etmesi” için Ukrayna Savaşı’nın başlatıldığını belirtmesi Wagner Grubu ile Kremlin arasındaki gerginliğin hızla tırmanmasına sebep olmuştur. Son olarak Wagner birliklerinin bulunduğu bir mevziinin Rus Ordusu tarafından vurulması, Prigojin ve Wagner Grubu’nun “adalet yürüyüşü” olarak nitelendirdiği ancak Putin tarafından isyan olarak görülen darbe girişiminin başlamasına neden olmuştur. Söz konusu “adalet yürüyüşü/isyan girişimi” Putin tarafından “ülkeyi arkadan bıçaklamak” ve “vatana ihanet” olarak tanımlanmıştır.  Wagner’in başlattığı isyan girişimi Belarus Devlet Başkanı Lukaşenko’nun Putin’in bilgisi dâhilinde Prigojin ile görüşmesi neticesinde sona ermiştir.

WAGNER İSYANININ SONUÇLARI 

Özel askeri şirket olan Wagner’in; Suriye, Libya, Venezuela, Sudan, Mali, Mozambik, Madagaskar, Burkina Faso, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Ukrayna gibi pek çok ülkede faaliyet göstermesi isyan hareketinin istikrarsızlaştırıcı karakterinin Rusya ile sınırlı kalmama ihtimalini ortaya çıkarmıştır. Nitekim Wagner isyanının Ukrayna’daki Rus ordusunda çözülmelere sebep olacağı ilk saatlerde yaygın bir şekilde düşünülürken, Kremlin-Wagner arasındaki ilişkinin kopmasının Rusya ile askeri konularda iş birliği yapan ülkelerde de benzer bir etki yaratabileceği gündeme gelmiştir. Wagner’in faaliyetlerine karşılık olarak elde ettiği silah satışı ve doğal kaynakların işletilmesi gibi ekonomik imtiyazları silah zoru olmaksızın bırakmayacağı düşünülürse şirketin faaliyet gösterdiği ülkelerde yaratacağı istikrarsızlığın boyutu kapsamlı olacaktır. Benzer şekilde Rusya ve Türkiye’nin girişimleri ile Suriye ve Libya’da ilan edilen ateşkesin de Wagner Grubu’nun isyanının gidişatına göre tehlikeye girme ihtimali ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla Wagner isyanının Rusya’nın iş birliği yaptığı ülkelerdeki mevcut statükoyu kökten değiştirebilecek istikrarsızlaştırıcı bir karaktere sahip olduğu ifade edilebilir. Bu darbe girişimi özel askeri şirketlerin bir “boomerang” gibi kendi siyasi istikrarlarını tehdit edebileceklerini göstermiştir. Söz konusu askeri şirketler devletler nezdinde uluslararası sorumluluğu inkâr etme ve uluslararası hukuk kurullarından azade olma gibi işlevselliklere sahip olarak değerlendirilirken, tam da bu özellikleri sebebiyle devletler için bir tehdit haline gelebilmektedir. Rusya’da paralı askerliğin yasak olması özel askeri şirketlerin Rus devleti ile bağlantısının kanıtlanmasını hukuken zorlaştırırken, Wagner örneğinde görüldüğü üzere bu güçler üzerinde devlet kontrolünün yetersiz kalmasına yol açmaktadır. İfade edilen kontrol yetersizliği Wagner’in kendi amaçları doğrultusunda Rusya için varoluşsal bir tehdit haline gelmesiyle sonuçlanmıştır.


Bu darbe girişimi akabinde Rusya’nın ve Rus askeri gücünün prestiji büyük ölçüde sarsılmıştır. Bu sarsıntının Rusya'nın askeri olarak var olduğu çatışma alanlarında karşı tarafları moral bakımından üstünlüğe sevk etmesi kaçınılmazdır. Bu alanlardan en çok öne çıkanı ise Wagner'in adının ünlenmesini sağlayan Ukrayna'dır. Önümüzdeki süreçte Wagner'in pasifize edilmesi için Ukrayna Savaşı’ndaki görevlerinden uzaklaştırılması ihtimali değişik senaryolara gündeme getirmektedir. Wagner gibi sorumsuz bir askeri gücün “çok kan akacağı” endişesiyle darbe girişimini sonlandırması tatmin edici bir gerekçe değildir. Lukaşenko’nun girişimleriyle Kremlin-Wagner arasında yapılan anlaşmada Prigojin’in Belarus’a taşınması, Prigojin’e yönelik açılan isyan davasının düşürülmesi ve Wagner savaşçılarının hizmetleri göz önüne alınarak yargılanmayacak olmaları, Wagner Grubu'nun kısa vadeli kazanımlarını ifade etmektedir. Bu kazanımlardan hareket edilecek olursa, Wagner'in hedeflediği Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı'nın yakın zamanda Putin tarafından görevlerinden alınmaları beklenilen bir sonuçtur. Aynı zamanda karizmatik bir lider olan Putin’in Prigojin ile yaptığı anlaşma bağlamında hem Rusya’da hem de uluslararası düzeyde ortaya çıkabilecek geri adım attığı yönündeki algıyı ortadan kaldırmak amacıyla başta Prigojin olmak üzere Wagner Grubu’nu pasifize etmeye çalışacağı ileri sürülebilir. Darbe girişimi ulusal ve düzenli orduların halen daha en önemli askeri unsur olduğunu ortaya koymuştur.

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Sayenizde Kurban