15 Haziran itibarıyla Amerika ve İran arasında elektronik ortamda bir barış anlaşması imzalandı. Bu anlaşma gerek bölge ülkelerinde gerekse dünya genelinde olumlu karşılandı. Ancak İsrail, bu anlaşmayı ve İran ile herhangi bir yakınlaşmayı kabul etmediğini deklare etti. On dört maddelik “barış anlaşması”nın ilk maddesi, “Lübnan dâhil tüm cephelerde savaşın derhâl ve kalıcı olarak sona erdirilmesini” içermesine rağmen, İsrail adeta Amerika’ya meydan okurcasına Lübnan’a saldırmaya devam edeceğini duyurdu ve nitekim saldırılarını sürdürmektedir.
28 Şubat’ta başlayan Amerika/İsrail-İran savaşı aslında İsrail-İran savaşı idi. Amerika’nın ne İran’daki rejimle, ne İran’ın balistik füzeleriyle, ne de zenginleştirilmiş uranyum ve nükleer çalışmalarıyla fazla bir derdi yoktu. Çünkü Amerika hiçbir zaman İran’ı bir tehdit olarak görmedi. 12 Haziran’da da, 28 Şubat’ta başlayan savaşta da savaşı isteyen ve teşvik eden taraf Amerika’daki Yahudi lobileri ve İsrail’di.
Niçin İsrail İran’ı, Türkiye’yi, Mısır’ı ve halkının çoğunluğu Müslüman olan diğer ülkeleri tehdit olarak görüyor? Çünkü İsrail gayrimeşru bir devlet(!)tir. Kurulduğundan bu yana kuşatılmışlık ve meşruiyet sorunu yaşamaktadır. Gaspçı bir kimliğe sahip olduğu için de her an kendini tehlikede hissetmektedir. O nedenle etrafında güçlü devletler istememektedir.
Gerek 12 Haziran’da (2025) gerekse 28 Şubat’ta başlayan savaş da gösterdi ki İsrail bizatihi bir güç değil, izafî bir güçtür. Arkasında Amerika ve Yahudi lobileri olmadan asla savaşamaz. Adı geçen savaşlarda İran’ın direnci, 2500 yıllık devlet bilinci ve bu bilincin devamı olan diplomasi tecrübesi hem Amerika’yı hem de İsrail’i arzu ettikleri hedefe ulaştırmadı.
Hedef neydi? İran’daki rejimi yıkmak, nükleer hedefleri yok etmek, İran’ın toprak bütünlüğünü parçalamak, balistik füze imalat projelerini sınırlandırmak, zenginleştirilmiş uranyumu elde etmek gibi birçok amaçla savaşlar başlatıldı.
Sonuç itibarıyla gelinen noktada savaşın saha galibi yok ama masa galibi var. Evet, İran masada, diplomaside savaşın galibidir.
Aslında Trump da, Netanyahu da adeta bir bisiklet sürücüsü gibidir; ayaklarını pedaldan çektikleri an düşebilirler. Önümüzdeki sonbahar her ikisi için de kritik. İki ülkede de seçimler var.
Trump, küreselcilere karşı kazandığı seçim zaferini Kasım 2026’da yapılacak kısmi seçimlerde kaybetmek istemiyor; zira Kasım seçimlerini salimen atlatması için savaşı sonlandırarak Amerikan halkının ekonomik beklentilerine olumlu bir cevap vermek istiyor. Trump da biliyor ki Amerikan halkı apolitiktir; ne zaman bu halkın cebine dokunursanız politik hâle gelir. Şu an için Amerika’da yaşanan da budur.
Bahsi geçen halk, tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan çıkar, bununla ilgilenmez. O halk, cebine giren paraya ve benzin istasyonlarındaki benzin fiyatına bakar. Ama İran halkı öyle değil. İran halkı, devletinin bekası için canını feda etmekten çekinmez.
İran halkı ile siyasiler arasındaki önemli fark ise halkın öncelikli tercihinin İran’daki rejim değil, devlet olmasıdır. (Tıpkı 15 Temmuz’da Türkiye’de olduğu gibi.) Siyasilerin ve ruhanilerin tercihi ise rejimdir.
İsrail’e ya da Netanyahu’ya gelince; Netanyahu’nun asıl amacı, kendisinin biyolojik ve siyasi ömrünün uzamasıdır. Netanyahu, savaşı uzatarak ya da Suriye, Batı Şeria, Gazze ve Lübnan’a saldırarak bu topraklarda kalıcı olamayacağını o da biliyor. Amaç, fanatik Yahudilerin ve Siyonistlerin arz-ı mevud beklentilerine katkıda bulunmaktır.

O da biliyor ki artık başta Türkiye olmak üzere bölge ülkeleri asla böyle bir beklentiye izin vermeyeceklerdir. Bölgenin jeopolitik ve jeostratejik üstünlüğü el değiştirmiştir. Bu üstünlük birinci derecede Türkiye’dedir.
İsrail gazeteleri, sürekli Türkiye’nin liderliğinde bölgede oluşan ve oluşacak ittifaklara dikkat çekerek adeta yöneticilere ve İsrail halkına alarm veriyor. Mesela İsrail Yedioth Ahronoth gazetesi şu başlığı atıyor: “Suudi Arabistan, Suriye ve Erdoğan’ın Yeni Osmanlı Ticaret İmparatorluğu.” İsrail Maariv gazetesi ise, “İsrail’in burnunun dibinde: Türklerden akıl almaz hamle. ‘Müslüman ittifakının’ kurulması artık hiç olmadığı kadar yakın.” diyor.
Yine bir başka İsrail gazetesi, “Ankara, İsrail’in çevresini saran yeni bir askerî ağ kuruyor. Türkler, Tel Aviv’i kuşatıyor.” başlığını atıyor.
Hasılı, sonuçsuz kalan savaşlar İsrail’e ve Netanyahu’ya ciddi bir şekilde korku salmıştır. İsrail, yeniden 1982’de olduğu gibi işgal ettiği topraklardan çekilmek mecburiyetinde kalabilir. Sanıyorum İsrailli yetkililer, 2006’daki Hizbullah-İsrail savaşındaki mağlubiyeti unutmamışlardır. Umarım Hizbullah da İmam Humeyni’nin emriyle kurulan Hizbullah’ın kuruluş gayesini unutmaz.
Gelinen Sonuç
Amerika ve İsrail, Aralık 2025’te başlayan iç ayaklanma ve terör hareketlerinden ümitlenerek 28 Şubat’ta rejimi devirmeye yönelik bir yığın saldırı gerçekleştirdi. Başta Rehber Ali Hamaney olmak üzere birçok üst düzey yönetici ve komutan öldürüldü. Özellikle ayrılıkçı Kürt unsurlar ile Belucistan/Zahedan bölgesindeki Beluçların rejime karşı ayaklanmaları beklendi; fakat bahsi geçen Kürt ve Beluç ahali, meselenin rejime yönelik değil, direkt devlete yönelik olduğunu okudu ve devletin yanında yer aldı, almaya da devam etmektedir.
Amerika’nın ve diğer emperyal güçlerin okuyamadıkları husus şudur: İran, Türkiye ve Mısır gibi bölge ülkeleri nevzuhur ülkeler değildir. İran’ın geçmişi M.Ö. dördüncü yüzyıla dayanırken, Türkiye’nin geçmişi M.Ö. 220 yılına dayanır. Mısır’ın kuruluş tarihi ise M.Ö. 3150 yılına uzanır. Amerika’nın geçmişi ise M.S. 1776 iken, tetikçi İsrail ise 1948’de kurulmuştur.
Amerika ve İsrail, ne 2025 Haziran Savaşı’nda ne de 28 Şubat 2026’da başlayan savaşta istedikleri hiçbir sonuca ulaşamadılar. Üzerinde en çok durdukları iki konu da muallakta kaldı. Birincisi zenginleştirilmiş uranyuma el koymak, ikincisi ise İran’ın nükleer silahlara sahip olmamasıydı. İran, herhâlde ne kadar zenginleştirilmiş uranyum olduğunu açıklıkla ortaya koyacak bir devlet değildir. Kaldı ki mecbur kalırsa bu uranyumu dost ve müttefik bir ülkeye verebilir.
Nükleer silah konusuna gelince; hem İmam Humeyni hem de Ali Hamaney’in açık fetvaları ortadadır. Her iki imam da nükleer silahın caiz olmadığı konusunda fetva vermiştir. Ancak karşı taraf buna tevessül ederse bu fetva revize edilebilir. Nitekim 2022’de İranlı milletvekili Muhammed Sabbagiyan Balfi, “düşmanların tehditlerinin devam etmesi halinde İran dini lideri Ali Hamaney’den nükleer silahları yasaklayan fetvasını geri çekmelerini isteyebileceklerini” ifade etmiştir.
Kaldı ki son savaş sürecinde İsrail, İran füzelerine karşı koymakta zaafa düştüğünde nükleer silaha başvurabileceğini belirttiğinde, Pakistan Genelkurmay Başkanı Münir Asaf karşılık verebileceklerini söylemiştir.
İsrail ne kadar hırçınlaşırsa hırçınlaşsın, o işgal ettiği topraklarda kalamayacaktır. Biliyorum, İsrail işgal ettiği topraklardan çıkmaz ama çıkartılır. Gelecekte İsrail, 1967 öncesi topraklara çekilmeyi kabul edebilir. Ne var ki geçmişte Ebu Cihad ve İbrahim Gudde’nin ifade ettiği gibi Filistin halkı buna razı olacak mı?
Hem sonra, galiba İsrail artık bölge hâkimiyetinin, jeopolitik ve jeostratejik üstünlüğün el değiştirdiğinin farkında değil. Herhâlde artık İran ve diğer bölge ülkelerinin başkalarının ürettiği politikaları tüketmediklerini emperyal güç odakları anlamışlardır. Bundan sonra İsrail, bölge ülke topraklarını işgal etmek ve bölge ülkeleri ile savaşmak yerine Amerika başta olmak üzere neredeyse tüm insanlıkla karşı karşıya gelecektir.
Dünya Gazze katliamlarını unutmadı; dünya, savaşın ilk günü İran’ın bir kentinde bir ilkokulda 167 çocuğa yönelik caniliği de unutmadı. Sonuç olarak artık İsrail kendisine yeniden yaşayabileceği yer aramalıdır. Artık bu yer Arjantin mi olur, Ukrayna mı olur bilemem…
17 Haziran 2026
sarslantas46hotmail.com
Sait Çamlıca ile Derkenar
14.06.2026
Mehmet Yaşar Soyalan ile Derkenar...
05.06.2026
Kurban Bayramı 27 Mayıs'ta idrak edilecek
18.05.2026
YOLDAKİ TAŞ/KEVSER KIRAN
19.05.2026
Dindarların Çelişkileri YUSUF YAVUZYILMAZ 13.06.2026
Bireyselleştikçe Tükenen Vefa AHMET GÜRBÜZ 15.06.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ - 5 ÜSTÜN BOL 23.05.2026
oyaladı dost… MUSTAFA AKMEŞE 21.05.2026
Koç'un Fıkrası ve Ayrımcılık YUSUF YAVUZYILMAZ 08.06.2026