metrika yandex

Haberler / Yorum - Analiz

Nükleer Füze Korkusu, Kontrollü Kaos Hali ve Kirli Savaş / Hüsnü AKTAŞ

24.11.2022

Günümüzde cari olan modern politik kültür; hakikate değil, şartlara göre gerçek olması muhtemel olan izafi değerlere dayanan bir kültürdür. Geçtiğimiz yüzyılda meydana gelen iki dünya savaşından sonra barış, adalet, huzur ve istikrar noktasında, meydana gelebilecek sınır ihtilâflarının sulh yoluyla halledilmesi için çok uluslu örgütler kurulmuştur. Son yıllarda BM Güvenlik Konseyi’de alınan kararları veto etme imtiyazına sahip olan ABD, Rusya, Çin, Fransa ve Birleşik Krallık (İngiltere) gibi ülkeler, kendi aralarında mücadele etmeye başlamışlardır. Dünyada “gerçek ötesi” denilen, bir anlamda yalanların gerçekmiş gibi sunulduğu post truth bir siyaset tarzını, bu imtiyazlı ülkelerin yaygınlaştırdıklarını unutmamak gerekir. Rusya’nın 2014 yılında Kırım ve Sivastopol’ü kolayca ilhak etmesi; başta BM Teşkilatı olmak üzere, NATO ve AB ülkelerinin siyasi zaaflarını ön plâna çıkarmıştır. Meselenin değişik açılardan tahlil edilmesi gerekir.
 
TASAM | Birleşmiş Milletler'in 70. Yılında Devletlerin İnsani Sorum...
 
GÜNÜMÜZDE cari olan modern politik kültür; hakikate değil, şartlara göre gerçek olması muhtemel olan izafi değerlere dayanan bir kültürdür. Geçtiğimiz yüzyılda meydana gelen iki dünya savaşından sonra barış, adalet, huzur ve istikrar noktasında, meydana gelebilecek sınır ihtilâflarının sulh yoluyla halledilmesi için çok uluslu örgütler kurulmuştur. Son yıllarda BM Güvenlik Konseyi’de alınan kararları veto etme imtiyazına sahip olan ABD, Rusya, Çin, Fransa ve Birleşik Krallık (İngiltere) gibi ülkeler, kendi aralarında mücadele etmeye başladıklarını söylemek mümkündür. Dünyada “gerçek ötesi” denilen, bir anlamda yalanların gerçekmiş gibi sunulduğu post truth bir siyaset tarzını, bu imtiyazlı ülkelerin yaygınlaştırdıklarını unutmamak gerekir. Rusya’nın 2014 yılında Kırım ve Sivastopol’ü kolayca ilhak etmesi; başta BM Teşkilatı olmak üzere, NATO ve AB ülkelerinin siyasi zaaflarını ön plâna çıkarmıştır. ABD ve müttefiklerinin siyasi ihtiraslarına hizmet eden Atlantik Paktı (NATO) ülkeleri ile Avrasya Harekâtı’na liderlik eden Rusya arasında yaşanan siyasi mücadele, Ukrayna coğrafyasında sekiz aydır devam eden kirli bir savaşı beraberinde getirmiştir. Meselenin değişik açılardan tahlil edilmesi gerekir.
 
Putin, gıda krizinden Batılı ülkeleri sorumlu tuttu - Son Dakika Ekonomi  Haberleri | Ntv ParaÖnce bir tesbitte bulunalım. Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin, “Yeni Rusya” (Novorossiya) idealini savunan ve soğuk savaş dönemindeki SSCB’nin sınırlarını ‘anavatan’ ilân eden bir devlet adamıdır. SSCB’nin dağılmasıyla bağımsızlıklarını ilan eden bazı ülkelerin topraklarını, Rusya’nın sınırlarına dahil etmek için bütün imkânlarını seferber ettiği görülmektedir. Son on yılda Gürcistan’a bağlı Güney Osetya ve Abhazya, Moldova’ya bağlı Transdinyester ve Çeçenistan gibi coğrafyaları ele geçirmiştir. Ukrayna toprağı olan Kırım’ı, 2014 yılında yaptırdığı göstermelik bir referandum sonrası ilhak edilmiştir. Aynı yıllarda Donbass bölgesinde (Donetsk ve Luhansk) Rus destekli ayrılıkçıların başlattığı iç savaşı sekiz yıldır devam ettirdiği bilinmektedir. 24 Şubat 2022 tarihinde Rus askerlerinin Ukrayna topraklarına girmesi, bu ana plânın bir parçasıdır. Kremlin’in ilk hedefi, önce Kiev’i kısa süre içinde ele geçirmek ve Rusya’ya bağımlı olan bir iktidarı iş başına geçirmekle sınırlıdır. Ancak Ukrayna’nın direnişi, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin desteğiyle Rusya’nın bu planını başarısızlığa uğramıştır. Strateji değişikliğine gitmek zorunda kalan Rusya bütün enerjisini Ukrayna’nın güney ve doğu bölgelerinde yoğunlaştırmıştır. Donetsk, Luhansk, Zaporijya ve Herson, bölgelerini (Kırım’da uygulanan stratejiye benzer şekilde) ilhak ettiğini ilân etmiştir. 
 
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in dört bölgeye yönelik "ilhak kararı” açıklamasından kısa bir süre sonra Ukrayna güçleri karşı atağa geçmiştir. Rus kuvvetlerinin doğu lojistik merkezi konumunda olan Donetsk bölgesine bağlı Liman kasabasının alınması Ukrayna açısından oldukça stratejik bir başarıdır. Bazı analistler geri çekilmenin bir Rus taktiği olabileceğini ileri sürmektedirler. Bunun bir “taktik” değil aksine önemli bir “kayıp” olduğu gerçeğini, Putin’in “Korgeneral” rütbesi verdiği Çeçen lider Ramazan Kadirov’un sert sözlerinden anlamak mümkündür. “Her zaman söylerim, gerçekler acı da olsa dile getirilmelidir. Bu nedenle Liman’da yaşananlara sessiz kalamam. Bu bölümün savunması Merkez Askeri Bölge Komutanı General Alexander Lapin’in sorumluluğundaydı. İki hafta önce Ahmet Özel Kuvvetleri (babasının adına kurulan birlik) Komutanı, sevgili kardeşim Tümgeneral Alaudinov savaşçılarımızın kolay hedef olacağını bana bildirmişti. Genelkurmay Başkanı Gerasimov’u bilgilendirdim. Ancak o General Lapin’in yeteneklerine dair hiçbir şüphesi olmadığını, Liman’dan geri çekilmenin mümkün olmadığına dair beni temin etti. Bir hafta sonra Generalin yüzünden büyük bir toprak parçasını kaybettik. Elimde olsa Lapin’in rütbesini söküp er yapar, ödüllerinden mahrum bırakır ve elinde bir tüfek ile utanç içinde cepheye yollardım." Kadirov’un ayrıca sıkıyönetim ilân edilmesini ve düşük verimli nükleer silah kullanılmasını talep ettiği malûmdur. Kremlin sözcüsü Peskov, “Ülkemizde nükleer silah kullanımı ancak ilgili doktrinde belirlenen şartlar dâhilinde olabilir’ diyerek Kadirov’a cevap vermiştir.
 
Son günlerde Ukrayna ordusunun; başta Herson olmak üzere, birçok bölgede kayda değer ilerlemeler kaydettiği bilinmektedir. Putin’in «İlhak Anlaşması» imzaladığı Herson’un sözde Bölge Başkanı da son durumu itiraf etmiştir: “Ukrayna kuvvetleri Güney Herson bölgesinde bazı ilerlemeler kaydetti ve bazı yerleşim yerlerinin kontrolünü ele geçirdi" İlhak edilen bölgelerin hiçbirisi Rusya’nın tam kontrolünde değildir. Seferberlik kararının alınması, Rusya için sahada işlerin iyi gitmediğinin bir göstergesidir.  On binlerce Rus vatandaşı başka ülkelere kaçmak zorunda kalmıştır. Ülke içinde sınırlı da olsa protesto gösterileri devam etmektedir. Moskova Savcılığı, internet üzerinden protestolara katılma çağrısı yapan kişilere ve protestolara katılanlara; silahlı kuvvetlerin itibarını zedeleme, Rus ordusu hakkında “yalan haber” yayma veya çocukları protestoya teşvik etme suçlarından 15 yıla kadar hapis cezası ile karşı karşıya kalınabileceği uyarısında bulunmuştur. Dezenformasyona karşı alınan sert tedbirler karşısında protesto gösterileri sınırlı kalmıştır. Rusya Devlet Başkanı Putin’in  21 Eylül’de “kısmi seferberlik” açıklamasını yaptıktan sonra Milli Güvenlik Kurulu’nda yaptığı konuşmada “hatalarımızı bir an önce düzeltmeli ve tekrarlamamalıyız” çıkışında bulunmuştur.
 
İlhak kararı sonrasında Avrupa Birliği, ABD ile birlikte yaptırımlara devam edeceğini açıklarken bir yandan da yaklaşan kış aylarını ve enerji krizine nasıl çözüm bulunabileceğine dair alternatif çözümler aramaya başlamıştır. Ancak kısa vadede bu problemin çözülmesi kolay değildir. Ayrı günlerde Danimarka ve İsveç açıklarında Rusya’ya ait Kuzey Akım 1 ve Kuzey Akım 2 boru hatlarında patlamaların meydana geldiği malûmdur. Kiev yönetimi ilk anda, patlamadan Kremlin’i sorumlu tutmuştur. Oysaki böyle bir sorunun oluşması Moskova’dan ziyade Washington’un daha fazla çıkarınadır. Elbette Beyaz Saray patlamanın kaynağının kendileri olduğu iddialarını kabul etmemektedir. Ayrıca bu sızıntılara neyin sebep olduğunun öğrenilmesinin uzun zaman alacağını açıklamışlardır. İsveç İstihbarat Servisi olay ile ilgili soruşturma açmıştır. Bu arada Rus enerji şirketi Gazprom, Kuzey Akım 1 ve Kuzey Akım 2 boru hatlarında basıncın normale döndüğünü ve sızıntıların sona erdiğini duyurmuştur. ABD Başkanı Biden, hadiseyi “kasıtlı bir sabotaj eylemi” olarak yorumlarken, “müttefiklerimizin bu kritik altyapının korunmasını geliştirmesine yardımcı olmaya başladık” açıklamasında bulunmuştur. Bu noktada akıllara Ukrayna işgalinden iki hafta önce Almanya Şansölyesi Olaf Scholz ile basın toplantısı yapan Başkan Biden’ın sözleri gelmektedir: "Rusya, Ukrayna'yı işgal ederse, yani askerler ve tanklar Ukrayna sınırını geçerse Kuzey Akım 2 artık ortada kalmaz, sonunu getiririz. Size söz veriyorum, bunu becereceğiz."
 
Avrupa Parlamentosu'nda Türkiye oturumu - Dünyadan Haberler
 
Ukrayna savaşı ile ortaya çıkan büyük enerji krizi Avrupalı üreticileri mecburen ABD’ye doğru itmektedir. Amerikan WSJ de bu konuyu manşetine taşımıştır: “Avrupa’daki enerji krizinin en büyük kazananı ABD ekonomisidir. Hızla yükselen gaz fiyatlarıyla hırpalanan Avrupa’da çelik, gübre ve diğer hammaddeleri üreten şirketler, daha istikrarlı enerji fiyatları ve güçlü hükümet desteğiyle faaliyetlerini ABD’ye kaydırıyor.” Beyaz Saray’ın üretim ve yeşil enerji alanlarında hazırladığı teşvik paketinin en önemli amaçlarından biri de budur. Mevcut şartlarda savaşın uzaması en fazla Beyaz Saray’ın işine gelmektedir. Kontrollü kaos halinin devamı için elinden gelen her şeyi yapmaktadır. Şu ana kadar Ukrayna'ya 15,2 milyar dolarlık silah tedarikini gerçekleştirmiştir. Ancak stoklarda büyük oranda azalma olduğu için bu yardımı (uzun bir zaman diliminde) sürdürebilmesi kolay değildir. Aynı durum Avrupa için de geçerlidir. AB Yüksek Temsilcisi Josep Borrell de bu problemi açıkça dile getirmiştir: “Avrupa’daki NATO üyesi ülkelerin çoğunun askeri stokları tükenmiş diyemem ama büyük oranda tükendi. Çünkü Ukrayna hükümetine çok fazla askeri kapasite sağlamış bulunuyoruz.”
 
Putin’in Kutsal Saydığı Köprü
 
Bilindiği gibi Kerç Köprüsü, Rusya Devlet Başkanı Putin’in stratejisi açısından sembolik öneme haiz olan bir köprüdür. Köprü, Rusya anakarası ile 2014 senesinde ilhak edilen Kırım yarımadasını birbirine bağladığı stratejik bir öneme haizdir.  Ukrayna Savaşı sırasında Rus askeri teçhizatının sevkiyatının büyük bir kısmı bu köprü üzerinden sağlanmıştır. Ayrıca bu köprü sayesinde Kırım, Rusya’nın doğal bir uzantısı haline dönüştürülmüştür. Nitekim Putin, kendisiyle yapılan bazı mülakatlarda Kerç Boğazı Köprüsü’nün saldırıya uğramasının bir felakete yol açacağı imasında bulunmuştur. Kerç Boğazı Köprüsü’ne düzenlenen saldırının hemen öncesinde, Kuzey Akım boru hatlarına yönelik gerçekleştirilen sabotajlar bize kritik alt yapının taraflarca hedef alınabileceğini göstermiştir. Rusya’nın varlıklarına zarar veren bu tür saldırılar sonuçta Moskova’ya yönelik bir cezalandırmadır. Verilen ekonomik zarar bir yana Rusya’nın istihbarat, lojistik, koordinasyon gibi alanlardaki zayıflıklarını gözler önüne sermiştir.
 
Rusya'ya 2. sembolik saldırı: Stratejik Kerç Köprüsü'nde büyük yıkım - Yeni  Şafak
 
Ukrayna ve destekçileri cezalandırıcı bir eylem olarak gerçekleştirdikleri Kerç Köprüsü saldırısı ile ‘referandum ve ilhak kararlarının cezasız kalmayacağını’ Rusya’ya ve uluslararası kamuoyuna göstermiştir. Kaldı ki Kerç Köprüsü'ne yapılan saldırı, Ukrayna'nın Kırım'dan vazgeçmediğini gösterdiği gibi ABD ve bazı müttefiklerinin de savaşı Kırım'a taşıma konusunda olurlarının alındığını ortaya koymaktadır. Kırım Kerç Köprüsü'ne saldırıların devam etmesi halinde Rusya, tehdit ettiği gibi nükleer güç kullanmazsa içeride büyük bir eleştiri ile karşı karşıya kalacaktır. Nükleer güç kullanırsa da Rusya'nın dağılmasıyla sonuçlanacak bir karşılık verileceği endişesi söz konusudur. Fakat Rusların öngörülemezliği ve «yapamazlar» denilenleri geçmişte yapmış olmaları, Batı ülkelerini endişelendirmektedir.
 
Türkiye’nin Tarafsızlık Politikası
 
ABD, Rusya-Ukrayna savaşını daha da derinleştirecek hamleler yaparken, Türkiye’nin izlediği dengeli dış politika ile ön plana çıktığını söylemek mümkündür. Kırım’ın ilhakına karşı sesini yükselten Türkiye; Herson, Zaporijya, Luhansk ve Donetsk’in de ilhak edilmesine en üst düzeyde karşı çıkmıştır. Bunun yanında iki ülke ile sağlam bir diplomasi yürütmeye çalışan tek ülke Türkiye’dir. Antalya diplomasi forumunda Dışişleri Bakanlarını bir araya getiren, İstanbul’daki ateşkes müzakerelerine ev sahipliği yapan, yine İstanbul’da “tahıl koridoru” anlaşmasını Birleşmiş Milletler gözetiminde imzalanmasını sağlayan ve son olarak esir takası anlaşmasını başaran Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki Türkiye olmuştur. Rusya’dan kaçarken ABD’ye tutulan ve büyük bir enerji krizi girdabına giren Avrupa için çözüme giden yolun kalbinde Ankara vardır. Türkiye aldığı tedbirlerle kışa rahat girecek. 3,2 milyar metreküpten, 4,6 milyar metreküpe genişletme çalışmasında sona gelinen Silivri yer altı gaz deposu ve 1,2 milyar metreküplük Tuz Gölü depolama alanı tam olarak doldurulmuştur. Doğru dış politika anlayışı sebebiyle Türkiye’nin enerji tedariki konusunda herhangi bir problemi bulunmamaktadır.
 
Netice olarak şunu söyleyebiliriz: Kontrollü kaos halinin ve kirli savaşın sona ermesi için  uluslararası topluma düşen görev, tarafları önce Ateşkese ikna etmektir. Bu bağlamda füze saldırısı sonrasında, Moskova’dan gelen en iyi haber G-20 toplantısında, Batı’nın Ukrayna Savaşı’na dair makul planla gelmesi halinde Putin’in, ABD Başkanı Biden ile görüşebileceği yönündeki mesajıdır. Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ın savaşan taraflar arasında yeniden arabuluculuk girişiminde bulunmak için zemin yoklaması, bu kritik anda oldukça değerli bir girişimdir. Bu aşamada Türkiye’nin devreye girerek diplomasi aracılığıyla tansiyonu düşürüp en azından şimdilik geçici de olsa bir ateşkesin sağlanması dünya ve bölge barışı için vazgeçilmez önemdedir. Türkiye’nin diplomasinin bayraktarlığını yapması da Türk dış politikasının koruduğu pozisyon açısından mühimdir. Ancak Ukrayna’da bir çıkmaza vesile olan Rusya kadar Ukrayna’nın (ve Batı’lı müttefiklerinin)  maksimalist tutumudur. Tarafların maksimalist anlayıştan vazgeçmeleri ve Türkiye’nin “adil bir barışta herkes kazanabilir” çağrısına kulak vermeleri gerekir.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş