metrika yandex
  • $18.69
  • 19.34
  • GA1079

Yalnızlığında Tanıdın Kendini

Fatma TUNCER

05.08.2022

Her şeyin ilacı dedikleri zaman, çocukluğunu, gençliğini ve hatıralarını alıp götürüyor. Ve sen avuçlarının içinden akıp giden sevgiye veda ederken başını önüne eğmiş öylece beklemektesin.

Geçen zamanın bir zerresini dahi geriye alma şansın yok bunu biliyorsun ve ayaklarına kapanıp veda ettiğin gençliğine bakarken derin bir hüzne kapılmaktasın. Sanki ciğerpareni, evladını geri dönüşü olmayan bir yolculuğa uğurluyorsun ve gözlerini ufuklardan bir türlü alıkoyamıyorsun.

Ruhun yorgun, bedeninde derman kalmamış ve şimdi başına düşen kar tanelerine bakıp son göç için hazırlıklara koyulmaktasın. Yaşlılığın getirdiği meşakkatler işlerini daha da zorlaştırıyor ve yorgunluğu bütün bedeninde hissediyorsun. İçinde barındığın yaşlı beden artık seni taşımakta güçlük çekiyor ve rutin olarak yaptığın yürüyüşlere ve dost ziyaretlerine veda ediyorsun.

Her şeyin ilacı dedikleri zaman gücünü ve bütün varlığını alıp götürmüş ve seni zayıf bir cesedin içine hapsetmiş. Şimdi başını çevirmiş geminin kıyıya yaklaşmasını bekliyorsun ve zaman gittikçe daralıyor.
Bedenin ruhunu taşımakta güçlük çekiyor fakat bilgeliğin artmış, ruhun olgunlaşmış ve yeryüzüne sığamaz hale gelmişsin.

O kadar çaresiz ve o kadar yalnızlığa düşmüşsün ki, her dakika göz göze geldiğin duvarlarla hasbıhal ediyor ve sırlarını buraya aktarıyorsun. Terk edilmiş bir eşya gibisin, gücünü kaybettiğin gün bütün sevdiklerini de kaybettiğinin şimdi farkına varabiliyorsun.

Kendini karanlık bir tünele hapsedilmiş hissediyorsun ve burada hiçbir ses, hiçbir nefes yok, hiçbir iz yok. Kendinle baş başa kalmış ve hâl muhasebesi yapıyorsun.

Bedenin eskidikçe bilgeliğin artmakta ve her gün göz göze geldiğin insanların alanından yavaş yavaş uzaklaşmaktasın.

Onları kaybettiğin gün aslında kendine dönmekte ve kim olduğunu, ne olduğunu yeniden sorgulayıp iç dünyanda anlamlı bir yolculuğa çıkmaktasın.

Her şeyi kaybettiğinde aslında kendini kazanmakta ve kendinle tanışmaktasın.
Dünya, terkisine aldığı her şeyi öğüten bir değirmen gibi. Öğütülüyorsun ve aldıklarını geri bırakıp hiç ardına bakmadan gidiyorsun… Sanki hayal dünyasında yaşıyorsun!
Dokunduğun, gördüğün, kokladığın, işittiğin her şey bir illüzyondan ibaret!

Uzunca bir rüyadasın ve yaşamın ilk günlerinde olduğu gibi sorular soruyor ve kendini tanımaya çalışıyorsun. Farkına vardın ki sen bu dünyaya ait değilsin, sen burada gurbet içinde gurbeti yaşamaktasın ve gerçek olanı, değişmeyeni, dönüşmeyeni arıyorsun. Yaşlılık senin hakikate açılan penceren oldu ve şimdi gerçeği görebiliyorsun!

Ve o gün... O gün, sonbaharda dökülen yapraklar gibi savrulur ruhun bedeninden. Sen yine yalnızsındır. Son yolculuğuna çıkarken yıllarını verdiğin emeklerine ve edindiğin sahte avuntulara son kez bakıp geri dönmemek üzere yola çıkarsın. Bir serinlik gelir ötelerden ruhuna ve sen bu titreşimle beraber sonsuz bir yola açılırsın.

Cesedin toprakla buluştuğunda, dünyaya ait olan her şeyi ve yalnızlığını buraya terk eder ve ruhunun özgürlüğe doğru uçuşunu seyredersin. Ruhunun niçin bu kadar yalnızlık çektiğini o anda anlarsın ve asli vatanında, öz yurdunda özgürlüğü solurken seni aldatan, seni özünle buluşmaktan alıkoyan her şeyden arındığını fark edip derin bir nefes alırsın.

Kalpleri aşkla çarpan şahsiyetlerin yalnızlıklarını hürriyete çevirdiklerini düşünür ve onların yalnızlığına gıpta ile bakarsın. Sonra ötelerde, çok ötelerde Ashabı Kehf’in kötülerden ve kötülükten uzaklaşıp Allah’a sığındığı kutlu mekânı görürsün.

Düşünsene zalim bir sultanın şerrinden, kokuşmuş donuk ruhlu bir toplumun çirkefliğinden ıssız bir mağarada yıllar yılı yapayalnız kalan birkaç genç... Ama olsun. Allah var. O zaman bir yeis de yok.
Ebu Zer’in yalnızlığında bulduğu özgürlüğünü düşünür ve kardeş olursun onun yalnızlığına! Yalnızlığın piri! Peygamberin yalnızlığındaki tek yalnız adam. Yalnız yaşadı, yalnız öldü ve yalnız dirilecek! Ama Allah var! Allah varsa yalnızlık yok! O zaman dert de yok, tasa da yok, yeis de yok.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş