metrika yandex
  • $18.69
  • 19.34
  • GA1079

Muhafazakârlıkla Neyi Muhafaza Ediyoruz?

Mustafa YILDIZ

04.07.2022

Gerçekçi ve sağlıklı bir toplumsal analiz yapmak için dönüşüm çizgisini de doğru tespit etmek büyük önem taşır.Bu bize geçmişi anlamamızı sağladığı gibi geleceğe dairde öngörülerimize katkılar sağlar.Geçmişten gelen bu çizgiyi anlamak veya görmezlikten gelerek o boşluğu ilgisiz şeylerle doldurmaya çalışanlar, halkla sağlıklı bir ilişki de kuramazlar.Bu nedenle olacak ki, sağlıklı bir ilişki kuramayanlar normal ve meşru yollardan bir türlü iktidara gelememektedirler.Ancak buna mukabil bir ukde gibi duran bu beklentilerini gerçekleştirmek içinde içeride yapılacak darbelere, dışarıdan ise olası yapılacak müdahalelere bel bağlamaktadırlar.
 
Toplumlarda değişim ve dönüşümler dışarıdan bakıldığında sakin ve sabit duruyorlar gibi görünürler.Oysa toplumda zaten var olan ‘’uydum kalabalığa’’ kolaycılığı bir zaaf olarak son derece hareketli ve dinamiktir.Çünkü; değişim ve dönüşümler bir süreçtirer.Mesela; komşuluk ilişkilerinde bulunduğumuz nokta yani mevcut konum bir değişim durumu iken, gelinen noktaya kadar nerelerden geçerek buralara gelindiği ise bir dönüşüm analizidir.
 
Toplumlar; bu değişim ve dönüşüm sürecini yaşarken adeta sesizce sahilden uzaklaşan duba gibi fark edilmezler.Hatta süreçler yaşanırken toplumun büyük bir çoğunluğu bu hareketliliği hissetmez bile.Süreç devam ederken zaman zaman dönüp geriye bakıldığında ve geçmişle bir kıyaslama yapıldığında görülecektir ki, geçen süre zarfında ilk savunduklarınız ile şimdi gelinen noktada savunulanlar arasındaki mesafenin ne kadar açıldığını ancak o zaman fark edersiniz.Tıpkı hızla ilerleyen bir trenin yollar arasındaki makas değişimlerini fark etmediğimiz/edemediğimiz gibi.
 
Özellikle birbirine yakın görüştekiler düşünce geçişlerini ve fikri kaymaları fark bile etmezler.Mesela; İslâm’dan İslamcılığa kayma, oradan da daha sempatik görünen muhafazakârlığa, muhafazakârlıktan da herkesin savunduğu ortak bir değer kabül edilen demokrasiye evrilmeleri, bu gel-gitler yaşanırken yapılan sessiz geçişler savunulan ilk fikirlerin nasıl sessizce yer değişirken bir seyir izlediklerini bir gözlemci olarak dışarıdan bakıldığında ancak o zaman fark edilirler.Farklı düşünen çevreler arasındaki makasın yavaş yavaş nasıl kapandığı yaptığınız veya yapacağınız adil bir iç muhasebeyle ancak fark edebilirsiniz.Keza, Hürriyetlerin kısıtlanmaması adına siyasilerin ötekilere gösterdikleri tolerans ve hoşgörünün de mensuplarını zamanla nasıl demokrat olmaya zorladığını, demokrat olmakla kalmayıp zamanla toplumun nasıl liberal olmaya itildiğini, liberal olmanında bir müddet sonra bireyleri nasıl ‘’deist’’ olmaya ‘’deist’’ olma da zamanla bireyi nasıl ‘’Ateist’’ olmaya doğru sürüklediğini görebiliriz.İşte bu gün muhafazakâr bir yönetim döneminde gençlerin gidişatının da bu yönde seyrettiğinin zamanı geçmeden artık farkına varılmalıdır.
 
Bu geçişler genelde toplum içinde marjinal görünmemek adına adeta taviz olarak aralanmış kapıların toplumu sürüklediği tabii bir seyri ve tabii bir sonucudur.Zaten hedefinize koyacağınız bir idealiniz kalmayınca birilerinin gölgesinde kimliksiz/kişiliksiz ve her hangi bir değerin mensubu olmadan da yaşayabilirsiniz.Zira demokrasi kaşesi altındaki siyaset oyunları ile birilerini tatmin ederek hayatınızı renksiz, kokusuz bir şekilde devam edebilirsiniz.Zira ‘’İnandığınızı yaşamadığınız için, doğal olarak yaşadıklarınıza inanmaya başlarsınız’’ ki, artık sizde olanları hoş görmeye, hatta yaşadıklarınız yanlış olsalar bile size normal gelmeye başlar.Bu durum toplumun büyük çoğunluğuna sirayet etmişse şayet tehlike çanları çalıyor demektir.
 
Ülkemizde takriben üçyüz yıldır başlayan batılılaşma ve demokratlaşma hevesiyle yavaş yavaş seyreden değişim hareketleri Cumhuriyet dönemiyle birlikte dönüşüme doğru bir kırılma yaşamaya başladı.Daha önceleri şeklende olsa halkın gönül dünyasında yeri olan bir takım gelenek ve göreneklere tutunarak ayakta durmaya çalışan müslümanlar, Cumhuriyetle birlikte yapılan çarpık bir Laiklik tanımlamasıyla bu değerler de toplumdan dışlandı.Hatta o kadar ki bireysel hayata yapılan bazı müdahaleler İslâm görünür olmaktan da çıkartarak Laikliğin din ve vicdan özgürlüğü tanımına havale edilerek gönüllere hapis edilmiş oldular.
 
Halbuki muhafazakârlık, Marx’ın tanımında bile bir sınıf bilinci olarak anlaşılmamış, bilakis belli bazı değerler etrafında toplanmış ‘’aşkın değerler’’ olarak korunma altına alınmıştır.Ama bizde kendimize has yapılmış farklı laiklik yorumlarıyla ‘’Hindi’’ misali ‘’Vicdanında inancını yaşa, ama inandığını kimseye ikrâr etme’’ şeklinde yorumlanarak halka dayatılmıştır.
 
Oysa Muhafazakârlık, Laik kesimlerde var olan mevcut kazanımları korumak şeklinde anlaşılırken, sağ ideoloji sahibi kesimler tarafından ise ‘’bu aşkın değerleri ritüelleri olmasa bile özü itibariyle korumaya çalışmak’’ şeklinde anlaşılmıştır.
 
Keza; Muhafazakârlık kök itibariyle Arapçadan, kelime ve türemiş haliyle de Farsçadan dilimize girmiş bir kelimedir.Arapça ‘’Muhafaza’’ ve Farsça ‘’-kâr’’ ekinden oluşan türetilmiş bir kelimedir.Muhafazakâr; genel olarak ortada olan bir durumu koruma, kollama amacını güden düşünce tarzını destekleyen kişilere yani, toplumun ve bireyin değişmesine karşı direnç gösteren kişilere dolayısıyla Sağ kanat olarak bilinen siyasi ideoloji, tutucu, dini yaşam tarzına daha yatkın kişler’’ şeklinde de tanımlanmıştır.
 
Edward Shils tarafından ortaya atılan muhafazakârlık, bir ideolojik bir düşünce şeklinde ortaya atılırken, ülkemizde de merkez ve çevre kavramlarıyla harmanlanarak Türk siyasetine yeni bir kavram olarak kazandıranda Şerif Mardin olmuştur.
 
Geleneklerimizde Merkez; genelde ‘’Yönetenler’’ pozitif eğitim almış, şehirli. şeklinde anlaşılırken.Çevre de; ‘’Yönetilenler’’ köylerden şehirlere gelen, şehirle uyum problemi yaşayanlar şeklinde anlaşılmıştır ki, bunların çoğuda muhafazakârlardan oluşmaktadır.Bu gün mevcut iktidarı ta baştan beri hazmetmeyen çevrelerin gösterdikleri belkide en büyük tepkinin nedeni açıkça ifade edilmese bile çevreden gelenlerin merkezdekilerin önüne geçerek yöneten konuma gelmeleridir.Halen bazı mahfillerin iktidarı hazmetmemeyi sorun etmelerinin asıl nedenlerinden belkide en başta gelen sebebide budur diyebiliriz.
 
İşte bu tılsımlı merkeze yaklaşan ve olan bitenden haberdar olan dindar ve muhafazakâr kesim bu manyetik alan içerisinde yıllarca türlü emeklerle savundukları İslâm, gelenek, kültür, tarih ve aşkın değerleri aşındırarak topluma sunmak ve bunu da meşrulaştırmak amacıyla demokrasiyi öne sürmeye çalışma çabalarını görmek, daha önceki konumları ile nasıl bir kayma ve yer yer de nasıl yer değiştirdiklerini dışarıdan bakınca daha iyi görebiliyoruz.Demokrasi homojen bir toplumsal yapıyı bünyesinde barındırmak ister.Buda ister istemez beraberinde tavizler vermeyi zorunlu kılar.
 
Bu durumu gören ve fotoğrafın tümünü yorumlayamayan ufku dar müslümanlar ile sol laik kesimlerin pompalamasıyla eyvah ‘’yenildik’’, ‘’kaybettik’’, ‘’yanıldık’’ psikolojiyle yeise düşenler genellikle beklentiyi çok yüksek tutan ve ‘’aceleci insan’’ profilini unutmaktadırlar.Halbuki, müslümanlar İslâmsızlaşmaktan şikayet ederken, sol laik kesimler ise kalelerinin teker teker yıkıldığından ve her tarafın İslamileştiğinden şikayet ederler.
 
Karl Marks marksizmi sanayisini tamamlayan sınıfsal altyapısı müsait Ingiltere için tasarlamıştı.Ama tarıma dayalı, köylü sınıfın yoğunluklu yaşadığı SSCB’de uygulama alanı buldu.Yani bu ideoloji daha ilk ortaya çıkışta yanılmıştı. Halbuki, İslâm, ondört asırdır her gün kendini yenileyen, her asırda gelecek bir müceddit tarafından derlenen ve asrın idrakına sunulan bir dinin felsefik boyutunu yorumlayamayan müslümanların fikir dünyasında yeni menfezler açmamaları tıkanıklık sebebi olarak görülmelidir.Dünyanın gerek sistem olarak ve gerekse teknoloji olarak kurtuluş yollarını bulma, barışa katkı vererek insanlığım önünü açma görevi ‘’Aklı muhafaza’’ edilen müslüman gençler arasından çıkması müslümanların asli bir görevi olarak kabül edilmelidir.
 
Henüz vakitte geçmiş değildir.Zira, toplumun kültürel kodları dini, fiziki, maddi, kültürel, geleneksel, etnik, coğrafik v.s.gibi pek çok unsurun uzunca bir zaman kaynaşmasından sonra meydana çıkmış ve bir hayli de dayanıklı olgulardır.Kolay kolayda değişmezler.Yönetimlerde değişen ekonomik kalıplar ve siyasal yönetim biçimleridir.
 
Zira kültürel kodların taşıyıcıları toplumun fikren en istikrarsız kesimleri olan okumuş-yazmış seçkinler değil, bilakis okuması-yazması olmayan geniş halk katmanlarıdır.Bu nedenle bu değerleri toplumdan tamamen söküp atmak oldukça zordur.Henüz kaybedilmiş bir şeyde yoktur.Yeter ki müslümanlar yeniden kaybettikleri ‘’Emin’’ olma sıfatını tekrar kazansınlar.Özet olarak;
 
Bak bize bir nazar oldu, Cumamız pazar oldu,
Ne olduysa bize hep azar, azar oldu.
 
Ne şöhretten hastayız, ne de candan hastayız.
Ne ruhça ne vücutça ne de kandan hastayız.
Avrupa’ya bir değil iki pencere açtık,
Uzun zamandan beri cereyandandan hastayız.
Batı batı diyerek eyvah hep batıyoruz.Arif Nihat Asya
 
Bir elde kadeh, bir elde Kur’an;
Bir helâldir işimiz, bir haram.
Şu yarım yamalak dünyada
Ne tam kafiriz, ne tam müslüman./Ömer Hayyam
 
Mustafa YILDIZ
Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş