metrika yandex

Haberler / Yorum - Analiz

Hayatı Kuşatan İman Eylem Bütünlüğü Üzerine../Mehmet Şaşmaz

28.05.2021

Asra yemin olsun ki. İnsan mutlaka bir ziyandadır. Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır. /Asr suresi

İman ve amel ayrılmaz bir bütündür. Kur'an'da yüzden fazla yerde iman ve salih amel beraber zikredilmektedir. Amel, inandığı uğruna ayağa kalkıp eylem yapmaktır.

Vahiyle vazifelendirilmiş tüm Resuller; halklarının baskı alay ve tecritlerine rağmen, inançlarını korkmadan, davalarında en küçük bir gevşeklik göstermeden tebliğ etmişlerdir.

Resulullah’a yürekten iman eden sahabeler de de aynı kararlılığı ve cesareti görüyoruz. Hz. Ömer’in iman ettikten sonra, "Ey Müslümanlar kalkın Kâbe’ye gidiyoruz" diyerek, imanını eyleme dönüştürmesi ya da Yasir ailesinin imanları için bedel ödeyerek, canlarından geçmesidir.

Öyle ki dayanılmaz işkenceler altında gelen ölüme şükürle şehadet etmeleridir. Ki Peygamberimizin (a.s) "sabredin ey Yasir ailesi size cennet vaad edildi, mükâfatınız cennettir." (*) müjdesine mahzar olmalarıdır.

İman ve salih amel /eylem; bütünleştiği zaman, yeni bir dünya inşa edilebileceği, değerlerin anlam bulabileceği aşikârdır. Kavramların anlam dünyasının ve vahye muhataplığın yozlaştığı tarihsel süreçlerde ve günümüzde salih amel, fıkhi ve ibadi boyuta indirgenmiştir. Oysaki en büyük eylem; zalime karşı, mazlumun yanında yer almaktır.

Peygamber örnekliği, Hılful Fudulla zalime karşı olmanın erdemliliğini "yine olsa aynısını yapardım" sözüyle bize istikametimizi göstermektedir. Küçük veya büyük diye ayırmaksızın imanın şahitliği zalime karşı durmaktır. Dönemlerinin sultanlarına karşı, zulme ve baskıya uğramalarına rağmen, her zaman Hakkın ve haklının yanında yer almayı şiar edinerek, Resulullah’ın varisleri olmayı hakkeden alimlerimizin örnekliğidir, bizlere rehber olması gereken..

İmam Ebu Hanife'nin sarayda baş kadılık olan en yüksek mevkii reddetmesi, değil sarayda kadılık, inşaat işlerinde tuğla döşemeyi bile kabul etmemesi... Ahmet bin Hanbeli’n dönemindeki Sultan’ın yemeğini bile yemeği reddetmesi ve sultanın yüzüne karşı "Müslümanlara zulmü reva görenin yemeğini yemem" diye haykırması gibi nice örnekliklerimiz vardır.

Yalnız iman ettik demenin yeterli olmadığını, sınanmadan eylemsiz hareketsiz bedel ödenmeksizin imanın kabul görmeyeceğini Rabbimiz kitabında defaatle bizlere bildirmiştir.

"Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler gibisi sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz? Onlar zorluk ve sıkıntıya uğradılar ve öylesine sarsıldılar ki Resul ve beraberindeki inananlar, "Allah’ın yardımı ne zaman," dediler. İyi bilin ki Allah’ın yardımı yakındır. (Bakara suresi; 214) Bütün bu vahye muhataplık; iman edenlerin eyleme geçmesi, kendini, ailesini ve toplumu eyleme davet etmesidir. Bedeli ne olursa olsun, kaldırabileceği kadarını yüklenmesi ve adım atmasıdır. Eylem hayatı kuşatmalıdır, hayatın içinde olmalıdır. Fikriyatla, bol laflarla üst perdeden nutuklarla hayatı kuşanmak olamaz. İman edenler ayağa kalkıp, hayatın her alanında iman ile eylemi bütünleştirmedikleri sürece felaha eremezler." ....Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe, Allah onlarda bulunanı değiştirmez" (Rad /11) vahyi bize müstahak olur, ümmete müstahak olur. Bu durumdan ancak, hayatı kuşatacak şekilde bütüncül yaklaşımlarla salih amel/eylemler üreterek ve zalime karşı durarak kurtulabiliriz. İşte iman ettikten sonra salih amel; kişinin, ailenin, toplumun vahye göre inşasında olması gereken en iyi eylemliliği yapabilme gücüdür. Bu en iyiyi yapabilme gücünden yoksun olan ümmet zulmü yenemez.

Dinle imanın vicdan işi olduğunu öngören modern dönem Batı tarzı din algısının taklitçiliği, İslam toplumlarını da esir almıştır. Peygamberden sonraki dönemlerde, Müslümanlar açısından her türlü kırılmanın yaşandığı tarihlerde Haricilerin tekfirci görüşlerine karşı kalkan olması için üretilen "iman ve amel nedir" sorusuna, imanı amelden ayırarak amelsiz imanı cennetle buluşturmaları gibi, modernizmle beraber gelen "din kişisel vicdan işidir kalp temizliğidir" . Bu söylemi İslam toplumlarında batıcı elitler tarafından sistemli bir şekilde işletilip; "Benim imanım kalbimde, inanıyorum, tarafım, ama eylemsizim, amelsizim" boyutuna gelinmiştir.

Bizim batıya ram olmuş, coğrafyalarımız bu hareketsizlikteyken; "Fikirler gerçekte hiçbir şey taşımazlar. Fikirlerin bir şeyler taşıması için belirli pratik bir güce sahip insanlara gerek vardır." (*) diyen Karl Marks batıl ideolojisiyle bütün dünyayı etkileyebiliyordu. Elbette ki hangi inanç olursa olsun onu, salt söze indirgeyenler, hiçbir şey taşıyamazdılar. İşte bu yüzdendir ki Marks ve onun ideolojisine iman edenler hayatın içinde pratik bir güçle fikirlerini topluma taşıdıkları için, kitlesel hareketlere öncülük edebilmişlerdi.

Yozlaşmış, çürümüş bir kavimde, yüreği dertlerle dolu çareler arayan Hira'da ki yalnız Adamın (as) "Kalk ve Uyar" emri mucibince çağları aşan bir tebliğ mücadelesiydi iman ve salih amel. O'ndan, varisleri olan âlimlere ve biz acziyet içinde debelenen ahir zaman ümmetine miras kalmıştı bu kutlu yol. Allah'ın dinine iman ettik diyen Müslüman ümmetin evlatlarının tek yolu vardır; Hak din, Hak dava ve eylemlerle karşılığı Cennet olan, karşılığı Hakk'ın rızası olan alışverişe talip olmak..

Akletmek, düşünmek/tefekkür imanımızı eyleme geçirmek için olması gerekendir. Günümüzde eylemsiz ve yalnız çok okumalarla oluşan fikir dünyası, ya karamsarlık ya da komploculuk olarak yansımakta..İman edenlerin vahiy doğrusunda oluşturabilecekleri fikriyatın sonucu olan eylem odaklıdır.

Bu nedenle iman eden bir mümin için karamsarlık yoktur, asla Allah'tan ümidini kesmez, ye'se düşmez. Günümüz meşhur deyimiyle komplocu hiç olmaz.

Çünkü yegane galibin Allah olduğunu bilirler. “Bir zamanlar, o kafirler, seni durdurmak, öldürmek ya da sürgün etmek için tuzak kuruyorlardı. Allah da tuzak kuruyordu.En iyi tuzak kuran Allah’tır.” Enfal 30

Egemen güçlerin her şeye egemen olduğu düşüncesi iman edenlerin aklında ve kalbinde olmaz.

Buna göre salih amele isabet eden eylemliliklerini sabrı ve takvayı kuşanarak itidal üzere yapmaya devam ederler. Müslümanlar Vahiy ile oluşan fikir dünyalarını hayatın pratiklerine taşıdıklarında elbette bu zulüm ve ifsat çarkını kırıp Yeni Bir Dünya İnşa edeceklerdir.

Vesselam..

➖➖➖➖➖➖➖➖➖➖➖

(*)"Sabredin ey Yasir ailesi size cennet vaad edildi." İbn Hacer, el- İsabe, II/512

(*) Muhammed Hamidullah/ İslam Peygamberi

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
zeynep dilek | 30.05.2021 20:27
"Yozlaşmış, çürümüş bir kavimde, yüreği dertlerle dolu çareler arayan Hira'da ki yalnız Adamın (as) "Kalk ve Uyar" emri mucibince çağları aşan bir tebliğ mücadelesiydi iman ve salih amel.       O'ndan, varisleri olan âlimlere ve biz acziyet içinde debelenen ahir zaman ümmetine miras kalmıştı bu kutlu yol." Yazıdan alıntıladığım bu pasaj ve diğer örnekler üzerinden anladığım; salih eylemlerle imanının hakkını veren, her zaman Hakkın yanında haksızlığın karşısında olması gereken bir Mümin için hiç bir şekilde inzivaya/ kenara çekilmek mümkün değildir. Bu anlamda yaşamakta olduğumuz küresel kaotik süreçlerde; çok yönlü okumalar ve araştırmalarla bu süreci anlamak / anlatmak için verilecek emek ve çabalar da, aynı şekilde Müslüman olmanın salih amel boyutuna dönüşen şahitliğidir. Bizler üzerimize düşen şahitliği yapabilirsek elbette va'd edilen yardıma da nail olabiliriz, diye düşünüyorum. Müslüman olmanın gerektirdiği şahitlik çabalarınızın devamını diliyorum. Rabbimiz cehdinizi bereketlendirsin. Selam ile..