Tarihin akışı zamana bağlıdır asra yemin eden Rabbimiz insanların zamansallığını ifade eder.
Dünyanın geçiciliği de zamana bağlıdır. İnsan hayatını kendine bahşedilmiş zaman içinde yaşar.
İnsanların toplumsallığı zaman ve mekan kuramları ile ifade edilir, bu durum insanlık için olmazsa olmazdır.
Sorumluluğumuz ve davranışlarımız İçinde bulunduğumuz zaman ve mekan kavramı ile yakından ilgilidir.
Buna göre Müslümanca yaşamak nasıl olmalıdır?
Müslümanlar kendilerine bu soruyu sorduklarında anlayış ve kavrayışa göre çok farklı görüşler ortaya çıkması mukadderdir.
Sahih din anlayışı adına bu soruyu nasıl cevaplamamız gerekiyor.
Yaşadığımız coğrafya mekansa, zamanda şu an yaşadığımız çağdır.
Kuşkusuz bu sorulara ilk muhatap olanlar Yahudi İngiliz İmparatorluğu'nun hegemonyasına giren İslam coğrafyasının Müslüman düşünürleridir.
Afgani ile başlayan süreç günümüze kadar gelmiştir.
Zamanımızda sahih din anlayışı bu topluma nasıl anlatılır ve yaşanır. Gelişmiş medeniyetler geri kalmış medeniyetleri her zaman etkilemiştir.
16.ve 17.Yüzyılda başlayan coğrafi keşifler ve sanayi devrimi ile beraber başlayan felsefi akımlar İslam ümmeti üzerinde egemenlik kurmuştur.
Bu egemenlik sadece teknolojide değil, fikir davranış ve toplumların nasıllığı üzerinde de etkinlik sağlamıştır.
Modernizm kavramının felsefeleşmesi 18.yüzyılda İngiliz sömürge İmparatorluğunu sanayi devrimini arkasına alarak zirveye ulaşmıştır.
Fransız İhtilali ile gelen seküler din dışılık felsefeleşmiş bu felsefenin etkisi İslam coğrafyasının sarsmıştır. Sarsılma kaçınılmaz değişim şarttır, ama nasıl?..
İslam coğrafyasında bu sorunun karşılığı "teknolojik ilerleme" üzerinedir. Müslümanların oluşturduğu fikriyat; teknik ilerlemenin getirdiği yenilmişlik duygusu ile "batının fennini alalım kültürünü almayalım" görüşü modern zaman İslam ümmetini dağıtmış, kafalar karışmış din adına söylemler değişmiştir.
Değişimin kaçınılmaz olduğunu sorgulayanlar, Angligan protestan papazların İncil'e uyarlamalarını örnek aldılar; "Allah bu ayeti ile ne demek istedi" bu o kadar ileriye gitti ki, günümüze kadar gelen dinde reform, din adına çağa uygun tefsir/fıkıh anlayışlarını doğurdu.
Müslümanlar her coğrafyada sömürgecilerin oluşturduğu dünyanın acı tadına baktılar.
Türkiye'de olanlar ise İslam coğrafyasının özetidir.
Modernleşme süreci dindışı seküler tarzda değişimsel mühendislikle beraber uygulandı.Türkiye'nin modernleşme tarihi tepeden inmeci zorlamalarla oluşmuştur.
Bu toplumsal zorlamayla biçilen ve giydirilmeye çalışılan modernleşme elbisesi Anadolu halkı tarafından kabul görmemiştir; kendi kültür kimliği ile beraber yaşadığı dini her durumda yaşatmasını bilmiş, modernizmin yaşam şeklini reddetmiştir.
Genelleme olarak bu söylenebilir, zorlamayla oluşan modernizm kendi elit aydınlarını ve sermaye sahiplerini oluşturmuş, Anadolu nüfusuna hükmetmiştir.
Siyasal çalkantılar ve süreçler devamlı olarak modern elit ve sermaye tarafından idare edilmiş ve hegemonya kurmuşlardır.
Büyük nüfusun çoğunluğu bu hegemonyaya karşı zaman zaman kendi iradelerini ortaya koymuşlar ve toplumsal nasıllığı üzerinde hak iddia etmişlerdir; bu hak iddia ediş nihayete ermiş, siyasal da olsa kazanımlar elde etmişlerdir.
Şu bilinmelidir ki; kazanım elde edenler nasıl sorusuna "tekniği alalım kültürünü almayalım" diye ilk çıkışları muhafaza edenlerdir, ancak bu süreçte şunu ıskaladılar; tekniğini aldığınızda kültür arkasından geliyordu, ve geldi de..
Batı tekniğini başarıyla güncelleyenlerin, kültürün gelmesi ile ilgili projeleri yoktu, açıkta yakalandılar. İlerlemeci Batı medeniyetinin tekniği ile ulaşmak ve hatta aşmak idealine karşı, gelen kültüre hangi çareler bulmalıyıza kafa yoramadılar.
Oluşan yeni toplumsal sınıf haklar kazandı; kazanılan haklarla ilerlediler, okudular, fabrika kurdular, müteahhit oldular; gözleri ve gönülleri hep ilerideydi. Ne de olsa Batı tekniğini çözmüşlerdi, artık onları kim tutardı!
Siyasal söylem ve toplumsal mutabakat kendi zengin sınıfını ve elitini oluşturmalıydı!
Ne yapalım bu işler böyleydi!
Kendi sınıfını oluşturmayanların, siyasal olarak toplumda karşılığı olamazdı!
Müslümanın zengin makbûldü!
Makam ve mevki sahibi olan makbuldü artık!
Şeyhler Mercedese biner, koltuk sahibi 5 yıldızlı otelde düğün yapabilirdi!
Bunlar dünya nimetleriydi!
Kim derdi ki dünya nimetleri yasak.
İkircikli ruh halinde olan fertler olundu ; koltukta başka, sokakta başka, işçisine başka, hocasına başka davranan tipler oldu.
Neydi, kimdi bunlar, nereden gelmişlerdi nereye gidiyorlardı!?
28 Şubat'ta noktalanan bir kırılma vardı hayatlarında; hegemonik modern elit ve sermayecilerin Müslüman kitle üzerinde oluşturdukları zorbalıklarının kırıldığı tarih..
Hak kazanımlarının başlangıcı; kim kime neyi vermişti ?
Avrupa katı modernizmden vazgeçeli 30 yıl olmuştu; postmodernizme geçip kendini güncelledi.
Ne menem şeydi bu postmodernizm..
Türkiye 20 yıl sonra Avrupalı dostları sayesinde geçti.
Bireysel özgürlüklerdi;
sen de haklısın, sen de haklısın!
Neye inandığının önemi yok!
Bu senin görüşün bu da benim görüşüm!
Bu benim yaşantım..Bu benim bedenim..
Bu benim evim.. Bu benim param..
İnsanı bireysel olarak ilahlaştırarak özgürleştiğini zanneden toplumsal dönüşümün adıydı postmodernizm..
Hak kazananların dönüşümü, postmodern bir dönüşümdür!
Artık her şeyiyle batı medeniyetini taklit eden elit kurucular, postmodernizmle bu taklide devam ettirdiler.
Teknik ile beraber gelen kültürün postmodern yaşantısında avunanlarda ilerlemeci olanlardı.
Olması gerekenler ve olanlar farklılaştı. Olanlar şu zamanımızdaki gerçeklerdi artık.
Gözümüzü bu gerçeğe açtık.
Benim hayatım diyen başörtülü..
Benim param diyen zengin..
Benim koltuğum diyen makam sahibi..
Hepsi bizden, hepsi hepsi içmizden birileri artık.
Acı da olsa yaşananlar gerçek.
Müslümanlar istikameti kaybetti.
Umut her zaman vardır, küçük mücadelelerle de, olsa postmodern yaşantıya karşı çıkmak ve Müslümanca bir istikamet tutturmak, çevremizde Müslümanca bunu öğütleyerek yeniden istikametimizi gözden geçirmek için elzemdir.
Hayat dediğimiz neydi, asra yemin eden Rabbimiz; bize bir zaman içinde yaşamamızı, ecel geldiğinde zamanın bittiğini bildirir.
Bütün savrulmalar tüketim ile başlar, postmodern kültüründe en önemli özelliği bireysel tüketimin hesap verilemez bir hazinlikle zirveye çıkmasıdır. Bu bir tuzaktır; insanlığa bir tuzak, Müslümanlara tuzak!
Oysa "az çoktur" kanaat etmek ve azla yetinmek bir iç huzurudur, bir istikamettir.
Müslümanlar yaşadıkları coğrafyaya ve zamanın bilincinde olarak yeni örnekleri ısrarla devam ettirmeli olması gereken istikameti ısrarla takip etmelidir.
Hiç kimsenin kimseye fayda vermeyeceği hesap günü gelmeden önce, kendimizi hesaba çekip kimse yoksa da ben varım diyen yiğit duruşlu örneklikler oluşturmak zamanın şartında bizlere düşendir
Mehmet Şaşmaz
Amasya'da MHP-CHP ittifakı
08.04.2026
Ülker, Adapazarı Şeker Fabrikası’nı satıyor
16.03.2026
İSRAİL SONA YAKLAŞIYOR - Mehmet Taşdöğen
19.03.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-III KADİR ÇİÇEK 10.04.2026
Eleştiri ve Ahlak YUSUF YAVUZYILMAZ 11.04.2026
Mezhebin Kadar Savaş! DERVİŞ ARGUN 13.04.2026
Teslimiyetin maskesi; mezhepçilik DERVİŞ ARGUN 16.03.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-II KADİR ÇİÇEK 04.04.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-III KADİR ÇİÇEK 10.04.2026