Seçtikleri liderlere bakarak Başkan Trump’ın kazandığı ilk seçimin akabinde, ‘Amerikan Halkı Bu Kadar Ahmak mı’ diye, bu sütunlarda bir yazı yazmıştım. Her geçen gün yaşanan gelişmeler, başkanların adının karıştığı siyasi, insani, ahlaki skandallar bu soruyu biraz daha tasdik etti. Zira küpün içinde ne varsa dışına o sızar. Trump gitti Biden geldi, o gitti Tump daha güçlü geldi. Gelecek ABD seçimlerini varın siz tahmin edin.
Tump yeni döneminde dünyayı şoktan şoka sokmaya devam ediyor. Yok, artık bu kadarı da olmaz dediğimiz ne varsa hepsine şahit olduk maalesef.
Dünya kamuoyu Venezüella’da yaşanan haydutluğu henüz hazmedememişken, ‘herkes sıra kimde, İran’da da benzeri bir tablo yaşanır mı’ tartışmasıyla yatıp kalkıyor günlerdir.
Bu soru bana rahmetli reis Muhsin Yazıcıoğlu’nun 28 Şubat cuntacılarının medyadaki kiralık kalemşörlerine tekrarlattığı ‘Türkiye İran olamaz’ mavralarına karşılık; “Türkiye İran olmaz, ama Suriye olmasına da biz müsaade etmeyiz” sözünü hatırlattı.
Benim kanaatimce de İran Venezüella olmaz, ama Suriye de İran olamaz. Kel alaka demeyin. Suriye bahsine tekrar döneceğim.
Trump İran’da cambaza bak oyuyor. Hem kendi iç gündemini elinde tutup, hem de Maduro operasyonuyla beş paralık olan dış dünyadaki itibarını toparlamaya çalışıyor. Gazze soykırımı ve Ukrayna’daki başarısızlıklarını unutturmak istiyor.
Bu şapkadan tavşan çıkmaz. İran halkı İslam toplumları içinde entelektüel seviyesi yüksek olanlardan biridir. En azından Amerikalılar kadar ahmak değiller. Bu gösterilerin arkasında ‘dış güçlerin’ olduğunun farkındalar. Ben bu gösterilerden rejim değişikliği olacağına, ülkenin bölüneceğine inanmıyorum. Dünya medyası görmek istediğini gösteriyor.
ABD Dışişleri eski Bakanı Henry Kissinger’in itiraf gibi bir tesbiti var: “ABD iki sebeple güçlüdür… Ülkesindeki hainlerini bulur, öldürür. Diğer devletlerdeki vatan hainlerini bulur, kullanır”.
Bugün kadim komşumuzun yaşadıkları, bizim geziyle başlayan sürecin farklı bir boyutu. 6-8 Ekim provokasyonları ve hendek olaylarıyla 15 Temmuza kadar yaşananlar, aynı senaryonun farklı perdeleri.
Sokaktakilerin haklı gerekçeleri vardır elbette. Bunun İran’a da bir faturası olacaktır. ABD masaya çekmeye çalışır, ambargoları genişletir, belki Netenyahu’nun gazına gelip bir kaç bomba daha sallar, ama ileri gidemez. Neden mi? İhtilaf sebebi, aynı zamanda ittifak sebebidir de: Nükleer.
İran 79 devriminden bu yana savaşlarla, ambargolarla, krizlerle bu günlere geldi. Gerginliklerle var olmuş bir toplum. Bugün yaşananlar, geçen senekilerden daha kötü değil. Cumhurbaşkanları şaibeli bir uçak kazasıyla öldü. Askeri erkânı bir gecede vuruldu. 12 gün gece gündüz sığınak delici bombalara maruz kaldı.

Nietzsche'nin dediği gibi; öldürmeyen darbe güçlendirir. Ben bunu da atlatabileceklerini düşünüyorum. Pehlevi’nin Trump’ın her tehdidini papağan gibi tekrarlaması hükümet bloğunu tahkim eder.
Bir de; Türkiye’nin 15 Temmuz tecrübesi böyle zorlama toplum mühendislikleri konusunda dünya hakları için milattır. Algıyla, çalgıyla bir yere kadar.
En önemlisi de Ortadoğu’ya bir İran lazım. İran devriminin gerçekleştiği konjonktürü bir göz önüne getirirsek ne demek istediğim daha net anlaşılır. Ortadoğu’da bölgesel olarak yükselen Sünni İhvan-ı Müslimin devrimindense, ümmetin ayrık otu Şii İran devrimi emperyalizmin daha çok işine gelir.
Bu gerçekler ortadayken, İran Şii hilali projesiyle İslam toplumlarına karşı emperyal heveslerle yayılmacı bir politika izlemeyi yeğlemektedir. Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da, Yemen’de dökülen Müslüman kanı, İsrail ve ABD’nin döktüğü kandan farklı değildir. Yaşananlardan ders almazsa, korkarım Dimyata pirince giderken, evdeki bulgura da kurt düşecek.
İran ve Suriye’de eş zamanlı ama birbirine ters iki farklı takvim işliyor, iki farklı akıl devrede. Biri kaos ve kargaşaya çağırıyor, biri huzur ve barışa akıyor.
Her ikisinde de İran ön safta. Birinde fail, birinde mef’ul. Birinde mağdur, diğerinde mağrur(!) Kendi ülkesinde büyük şeytan ABD ve İsrail’le mücadele ederken, Suriye’de aynı safta yer alıyorlar.
Suriye’de yediği tokadın nerden geldiğini anlamadan hala SDG ile flörte devam ediyor. Oysa Türkiye’nin terörsüz bölge vizyonu kendi huzur ve maslahatı olduğu kadar tüm komşularının da menfaatinedir.
Irakta ve Suriye’de yaşananların İran’da da yaşanması en çok bölgenin istikrarına zarar verecektir. Bunu istemeyen ülkelerin başında Türkiye gelir. Bu yüzden İran’ın her dara düştüğünde ilk koşan Türkiye olmuştur.
Bölücü örgüt konusundaki ikircikli tavrı bugün yine ayağına dolaşmış, başına bela olmuştur. Sokakları ateşe verenlerin başında Pjak gelmektedir. Ama biz İran’da yaşananları gerçekten endişeyle izliyoruz.
Hülasa; ABD’nin demokrasi vaadiyle bölge ülkelerinde yaptığı operasyonların sonuçları ortadayken, İran’ın komşularının elleri koynunda ‘bu onların iç meselesi’ deyip seyretme lüksü yok. Türkiye başta olmak üzere yeni dünya düzenine karşı vizyon geliştiren ülkelerin elini taşın altına koyma zamanı gelmiştir.
Macron: ABD, Avrupa'yı parçalamak istiyor
11.02.2026
Meclis'te Akın Gürlek gerginliği
12.02.2026
Park Holding, Ciner'e geri verildi
20.01.2026
Kavramı Taş Diye Atanlar KADİR ÇİÇEK 26.01.2026
Gardaş Ülke Özbekistan AHMET SEMİH TORUN 28.01.2026
Otoriterlik YUSUF YAVUZYILMAZ 01.02.2026