"Müslüman olmanızı isteyenler Müslüman kalmanıza asla razı olmuyorlar"
14 Mayıs seçimi üzerine çok şey yazıldı çizildi. Seçimin üzerinden yaklaşık on gün geçmesine rağmen süreç hakkında konuşmak veya yazmak içimden gelmedi. Her seçim öncesi ve sonrası birer uzman kesilen insanımızın iddialı tezlerini dinlemekten yoruluyor insan. Kazara birine cevap yazacak olsan gelecek saldırıları, ithamları göğüslemek daha da yorucu oluyor. Aslında kendilerini de çok gereksiz yordukları da ortada... Özellikle sosyal medya mecralarında birçok uç düşünceye şahit oluyoruz. Beni daha çok bizim mahallenin (kaldığı kadarıyla) düşünceleri ilgilendiriyor. Çok renkli sayılmaz bizim mahalle, kesif bir siyah veya fazlaca beyaz bir renkleri var, gri ve tonları ise maalesef yok.
Geleneksel cemaatlerin bir kısmı malumdur ki özellikle ilk yapılanmaların, konutları bizim mahallede olsa da karşı mahalleye gönülden bağlıdırlar. Bu, hep böyle oldu maalesef. Tasavvufi akımlar daha anlaşılır veya kabul edilebilir bir duruş sergiliyorlar seçim dönemlerinde. Gerekçeleri tartışmaya açık elbette... Ancak her şeye rağmen gözettikleri bir maslahatları var. Selefî akımların durumu ise daha keskin, oy kullanmaya yönelik tutumları malum, kendileri dışında ülkede Müslüman kalmıyor. Kendi aralarında da birlik değiller, ittifak ettikleri tek konu oy kullanmanın küfür olduğu. İki, üç ayet ve hadis meali bu hükme varmalarına yetiyor. Söz konusu selefî akımlar için ayetlerin ana teması çok da önemli olmuyor. Oldukça kısır ve gerçeklikten uzak bir yaklaşımları olduğu görülüyor. Oy kullanmama hususunda ittifak etseler de yekvücut değiller. Birçok alanda ihtilafları oldukça fazla. Bu sebeple kendi aralarında da tekfir mekanizması fazlasıyla aktif.
Değindiğim bu grupların ötesinde kırk yılı aşkın bir süredir daha yakından tanıdığımız çevreler var; Beraber yol yürüdüğümüz, okumalar yaptığımız, eylemlerde omuz omuza durduğumuz. Bu topluluklar tevhidi düşünceyi önemseyen, göreceli olsa da bağımsızlık? iddiası olan irili ufaklı vakıflar, dernekler ve cemaatlerden oluşuyor. Daha çok bölünerek, parçalanarak yatay bir büyümeleri olan bu kesimin fikri bakımdan daha entelektüel ve hatırı sayılır bir ağırlıkları vardı. Son dönemlerde söz konusu kesimde de fikri ve siyasi farklılaşmalar izliyoruz. Elbette sabiteleri olan kitleler var olmaya devam ediyor. Ancak siyasi atmosfer ile düşünce dünyası şekillenen insanlar oldukça fazlalaşıyor.
Son yıllarda bazı eski dostlarımızdan ilginç fikirler dinliyoruz veya okuyoruz. Seçim süreciyle ilgili inanılması zor tekliflerle geliyorlar bize. Birinci derece yakınlarının yanına biz dostlarını da iliştirerek mevcut iktidarın "çürümüşlüğüne” dair kurdukları cümleleri elbette tamamen haksız görmüyoruz. Ancak bu çürümüşlüğü hissedenlerin burunları nedense çürümüşlüğün ötesinde bataklıkta debelenen muhalefetteki kesif ve ağır kokuyu hissetmemesi, gözlerinin bu manzarayı görmemesi ilginç geliyor. Buldukları her fırsatta bize uyguladıkları baskı ve zulmü de belli ki göz ardı ediyor veya unutuyorlar. Oysa inancımızdan dolayı aşağılamalarına devam etmekten vazgeçmediklerine çeşitli saiklerle şahit oluyoruz.
Dostlarımız, her türlü ahlakî çürümüşlüğü erdem sayan bu siyasi akımların peşine düşmemizi salık veriyorlar. Bizim yaklaşımımızı "Miadını doldurmuş iktidara can suyu ile diriltme" olarak nitelemelerini ebette maksadını aşan ifadeler olarak görmekteyiz. Onlar, muhalefeti desteklemelerini ise "umudu yeşertme çabası" olarak gördüklerini söylüyorlar. Kimisi emir kipiyle, kimisi ürkek, kimisi ise nezaket ile bizi bize hakaret edenlerin yanında durmaya davet ediyorlar. Oysa bu dostlarımızdan bazıları onlarca yıl sokak başlarında, okul kapılarında bekleyerek bu coğrafyanın çocuklarına sahip çıkmaya çalışan insanlardı. O dönemlerde Kemalist ideolojiden, PKK ve CHP gibi şer odaklarından bu ümmetin çocuklarını koruma gayretini gösterenler bugün alın çocuklarınızı ve torunlarınızı gelin tek umudumuz olan CHP'nin liderliğinde birleşen FETÖ’cülerin, bizi katleden PKK'nın siyasi uzantısı olan HDP’nin arkasında duralım diyorlar. Bu dostlarımız, kırk yıl önce “İslam yegâne erdemdir diyerek, Müslüman olun diyorlardı, bugün Müslüman kalmamıza razı olmuyorlar.”
Bugün durdukları yerin bize düşmanlık edenlerin safı olduğu açıktır. Dostlarına sırtını dönenlerin düşmanlarınca dost kabul edilmediklerini, bir kullanımlık mendil gibi işleri bitince atılacaklarını tarih bize mükerreren göstermiştir. Bu tutumlarıyla değerlerini ve yarım asırlık dostluklarını feda ediyorlar. Yanlıştan dönmek elbette yola devam etmek için yeterli ve önemlidir. Ancak tuttukları yeni yollarında biz olmayacağız. Dostluk, inanç ve ilkeler ile bakidir, yeni dostları ile dost değiliz hiçbir zaman da dost olmayacağız. Her seçimin eşiğinde seçmek ve seçememek becerisi ile safımıza biz karar veriyoruz.
Siyonist Katz Erdoğan'ı hedef gösterdi
12.04.2026
Masonlara kayyum atandı
12.04.2026
Trump, Papa'ya saldırdı
13.04.2026
İSRAİL SONA YAKLAŞIYOR - Mehmet Taşdöğen
19.03.2026
Tom Barrack'tan Epstein itirafı
19.03.2026
Eleştiri ve Ahlak YUSUF YAVUZYILMAZ 11.04.2026
Mezhebin Kadar Savaş! DERVİŞ ARGUN 13.04.2026
OKUL, EĞİTİM VE ŞİDDET YUSUF YAVUZYILMAZ 18.04.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-II KADİR ÇİÇEK 04.04.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-III KADİR ÇİÇEK 10.04.2026
Arada Kalan Hamas ve Direnen İran DERVİŞ ARGUN 06.04.2026