15.Haziran 2026 saat 00.30'da medyaya kuruluşlarının ortak yayın başlığı: "İran ile ABD Anlaştı."
Pakistan aracılığı ile aylardan beri sürdürülen müzakereler bu gece İran'ın öne sürdüğü şartlar kabul edilerek nihai anlaşmaya varılmış oldu. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif bu haberi dünyaya deklere etti... (İmzalar 19 Haziran'da Cenevre'de atılacak.)
Kim kazandı, kim kaybetti? Veya şöyle soralım savaşı başlatan düşmanın hedefi neydi? ABD Başkanı Donald Trump, Siyonist çete ile birlikte bu savaşı başlattığında hedefini de ortaya koymuştu. Birçok ülkeye saldırırken aynı hedefi güttüğü üzere İran'a da saldırırken birinci hedefi mevcut yönetimi değiştirmekti.
Devrim Lider'ini ve komuta kademesinden üst düzey 30 dolayında generali şehid etmesine rağmen emeline ulaşamadı. İkinci amacı, zenginleştirilmiş 440 kg uranyumu almaktı veya üçüncü bir ülkeye taşımaktı. Bu da olmadı. Üçüncü hedefi, Venezuela örneğinde olduğu gibi, "Petrolü biz işleteceğiz" diyordu. Olmadı. Dördüncüsü, aşamalı olarak füze üretimi azaltılacak ve menzilleri düşürülecek. Bu da olmadı.
Beşincisi, Hürmüz Boğazı'nın kontrolünü ele almaktı. Bu da olmadı. Aksine, 60 günlük muafiyetten sonra geçişler (Umman ile paylaşılmak üzere) ücretli olacak.
(Panama ve Süveyş kanalları örneğindeki gibi.) Trump burada da emeline ulaşamadı, aksine borçlu çıktı... Ayrıca dondurulmuş finans kaynaklarının iadesi kabul edildi...
Kısacası, 39 gün süren bu savaşta ABD ve Siyonist çete hedeflerine ulaşamadı ve yedikleri yıkıcı darbelerden dolayı ateşkes istemek zorunda kaldılar. Ateşkes ile birlikte müzakereler devreye sokuldu. Fakat, bildiğiniz üzere müzakereler devam ederken sürekli ateşkes ihlalleri yaşandı. Her ihlalin akabinde ise İran sert bir şekilde misilleme yaptı. İran bu süreçte asla geri adım atmadı. Şartlarından da ödün vermedi. İran, "Direniş Cephesi" bileşenlerini müzakereden ayrı tutmadı. "Cephelerin Birliği" prensibinden taviz vermedi.
Kısacası İran, saldırıların başından beri sert karşılık vermesi ve ödünsüz dik duruşuyla savaşı açık ara önde götürmüş oldu. Sonuç olarak, ABD İran'ın şartlarını kabul etmek zorunda kaldı...
İran bu savaşta ve müzakereler sürecinde adeta destan yazarak zafer elde etmiş oldu. İran aslında sadece bu süreçte destan yazmış değil. İran, 47 yıldan beri emperyalist ABD'nin her türlü entrika ve saldırılarına karşı destan yazarak yoluna devam etti.
ABD konsolosluğu (casusluk yuvası) baskını ile 444 gün süren kriz, Tebes Çölü hezimeti (25.Nisan 1980), 8 yıllık tahmili savaş (22 Eylül 1980-20 Ağustos 1988). Bitmeyen suikastler ve 47 yıldır süren ambargolar. "12 Gün Savaşı" (13-24 Haziran 2025) ve nihayet 28 Şubat 2026 sabahı Rehber Ali Hamaney’in ve 30 dolayında üst düzey kademeden generalin şehid edilmesi sonucu İran'ın başlattığı karşı atak ve yapılan misillemelerle bölgedeki ABD üslerinin ve Siyonist çetenin en stratejik noktalarının vurulması İran için büyük bir başarı olarak tarihe geçti...
İran, dağların içerisinde geliştirdiği insansız hava araçlarıyla, hipersonik, süpersonik ve küme başlıklı füze teknolojisiyle düşmana yıkıcı darbeler vurmasıyla diplomatik kozları da eline almış oldu. Anadolu'nun makus talihi diye adlandırılan eski bir metafor var; "Savaşta kazandık, masada kaybettik." "Mondros Mütarekesi" ve "Lozan Antlaşması" buna en somut örnek! (Daha sonraları eleştirel anlamda, "Lozan zafer mi, hezimet mi?" ismiyle kitaplar yazıldı.)
İran böyle yapmadı. Diplomatik mücadelesini ödünsüz bir şekilde sürdürdü. Elbetteki buna en büyük etken İran'ın savaş envanterinin güçlü olmasaydı. İslâm Devrimi mesulleri dersine iyi çalışmış.
Yönetim kadrosu dağların altında dünyayı şaşkına çeviren teknoloji üretirken, mütevazı evlerinde halk gibi yaşıyorlar. Rehber Hamaney, başlarına bombalar yağarken sığınağa gitmeyi reddetti. "Halkım sığınakta değilse ben de gitmem" dedi. Allah aşkına dünyada hangi lider böyle bir şey söyleyebilir?
(Nitekim ofis olarak kullandığı evinde şehid edildi.)
Savaşın yoğun geçtiği esnada Türkiye'deki bazı TV kanallar Rehber Hamaney’in Rusya'ya kaçacağını alt yazı olarak veriyordu. Ne medyasında, ne halkımız, ne Amerika Rehberi ve İran halkını gereği gibi tanımamış.. Savaş patlak verince TV kanalları sınıra gidip halkın nasıl ülkelerini terk edeceğinin beklentisi içerisinde kameralarını hazırlamıştı. Ama beklenen olmadı, ne halk ne mollalar ülkelerini terk etmedi.
Ayrıca bu süreçte muhalifler bile devletleriyle kenetlendi. (Yurt dışından gelenler oldu, tersine göç yaşandı.) Oysa Trump melunu iç isyan başlatabilmek için büyük ulufeler dağıttı. Ayrılıkçı gruplara silah verdi. Fakat emeline ulaşamadı.
"Molla Rejimi" denilerek küçümsenen İran hem masada, hem askerî mukavemette takdire şayan işler becerdi. Trump'ın kullandığı metaforla ifade edecek olursak İran bu süreçte "harika iş çıkardı." İran, dik duruşu ile ve düşmana vurduğu darbelerden dolayı sadece Müslümanların değil, antiemperyalist ulusların da gönlünü fethetti. "12 Gün Savaşı"nda İran'ın başarısı bazı mezhep yobazları tarafından, "tiyatro" ve "danışıklı dövüş" söylemi ile gölgelenmeye çalışılmıştı. Bu süreçteki savaşta ise işin öyle olmadığı ayan beyan ortaya çıktı. Mezhep taassubu güdenler bu sefer seslerini kısmak zorunda kaldı...
İran'ın mezhep taassubu güden kesim nezdinde en büyük dezavantajı Şiî inancına sahip olmaları algısıydı. Oysa İran'da Ehl-i Sünnet halklar da yaşamaktadır. İmâm Humeynî sadece siyasî otorite üzerine devrim yapmadı, onun yaptığı devrimin bir boyutu da mezhep üzerineydi. Öyle ki, Ehl-i Sünnet'in değerlerine ve sahabeye dil uzatılmaması için cezaî müeyyideler/yaptırımlar getirdi. Buna rağmen İngiltere'de faaliyet yürüten Rafizîlerin yayınladıkları videoları gören taassup ehli cenah Şiîlik nezdinde İran İslâm Cumhuriyeti'ne yönelik olmadık iftira ve tezviratlar sürdürüp husumet beslediler ve halkımızı da kin ve düşmanlığa tahrik ettiler.
Elbette şimdi konumuz tezviratlara cevap vermek değil...
Bütün dünya gördü ki, İran'ın konsolide ettiği "Direniş Cephesi"nin düşmana karşı verdiği savaş zaferle taçlanmış oldu. Bugüne kadar ABD "dünyanın jandarması" olarak biliniyordu ve karşı konulamaz güç olarak tasavvur ediliyordu. Nitekim ABD, bu ceberrutluğunu Afganistan ve Irak'ı işgal etmekle ispatlamıştı. Öte yandan "İkinci Dünya Savaşı"nda Japonya'ya attığı atom bombaları, daha sonraları Vietnam ve Kamboçya'da yaptığı katliamlar, diğer taraftan Panama Devlet Başkanı Manuel Noriega'yı ve kısa süre önce Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu korsanca kaçırıp zindanlara tıkması hep bu ceberrutluğunun bir sonucuydu. İran İslâm Cumhuriyeti'ne karşı yıllardır sürdürdüğü enrikalar her seferinde akamete uğramasına rağmen şeytanî planlarından ve saldırılarından bir türlü vazgeçmedi. En son 28 Şubat 2026 tarihinde Siyonist çete ile senkronize/eşgüdümlü hareket ederek başlattığı saldırı karşısında İranlı mesuller hemen harekete geçerek bölgedeki ABD üslerine ve Siyonist çeteye sert ve yıkıcı darbeler vurmaya başlayınca, ABD ve Siyonist çete neye uğradığını şaşırdı. 39 gün süren bu savaşta ABD ve Siyonist çete İran'ı bombaladıkça İran misliyle karşılık vermeye devam etti. Aradaki fark, İran düşmanın askerî altyapısına saldırılar düzenlerken düşman, okullar ve hastahaneler başta olmak üzere sivil yerleşimleri bombalamaya devam etti. Hatırlayınız ilk saldırıda Minab okulu vurularak 168 kız çocuğu katledildi. Tarih boyunca İslâm toplulukları böylesi hunarlıklara hep maruz kaldı. Düşman kural ve savaş hukuku diye bir şey tanımıyor. Savaşları sürekli en acımasız yöntemlerle sürdürüyorlar. Hiçbir anlaşmaya, hiçbir taahhüde riayet etmiyorlar. Bakalım bu anlaşma ne kadar sürecek. Gelen haberlere göre Siyonist çete Trump'ın İran'ın şartlarını kabul etmesini içine sindiremiyor. Şimdiden Siyonist çete liderleri Trump'ı sert bir dille eleştirmeye başladılar. Siyonist çete, "bu anlaşma bizi bağlamaz" diyor. Ayrıca Siyonist çete işgal ettiği Güney Lübnan topraklarından çekilmeyeceğini dile getiriyor. Bu demek oluyor ki, işgalci İsrail anlaşmaya riayet etmeyip Lübnan’a saldırılarını sürdürecek olursa İran'dan mutlaka yıkıcı karşılık görecektir...
İran bugüne kadar hem sahada, hem masada ödünsüz bir şekilde mücadelesini sürdürdü ve bundan sonra da sürdürmeye devam edecektir.
İşgalci İsrail, "Armageddon" hayalinden dolayı savaşın sürdürülmesinden yana. Fakat ABD havlu atıp beyaz bayrak çekti. Siyonist çete savaşın sürdürülmesi için Trump'ı ikna edemiyor. Netanyahu Trump'a savaşın devamından yana taleplerde bulunmaya ısrar edince Trump kendisine galiz küfürler savurmaya başladı. Artık birbirlerine küfür etmeye başladılar. Yenilenler hep birbirlerini suçlarmış.
Sonuç olarak bizim diyeceğimiz o ki: Amerikan efsanesi çökmüştür, İran'ın zaferi kutlu olsun...
Sait Çamlıca ile Derkenar
14.06.2026
Mehmet Yaşar Soyalan ile Derkenar...
05.06.2026
Kurban Bayramı 27 Mayıs'ta idrak edilecek
18.05.2026
YOLDAKİ TAŞ/KEVSER KIRAN
19.05.2026
Dindarların Çelişkileri YUSUF YAVUZYILMAZ 13.06.2026
Bireyselleştikçe Tükenen Vefa AHMET GÜRBÜZ 15.06.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ - 5 ÜSTÜN BOL 23.05.2026
oyaladı dost… MUSTAFA AKMEŞE 21.05.2026
Koç'un Fıkrası ve Ayrımcılık YUSUF YAVUZYILMAZ 08.06.2026