yılların emeği olan büyük babadan kalan çok büyük özveriyle işletilen
şu mikro kobi'ler varya! ,
kendi yağıyla kavrulan, bir türlü büyük organize sanayisine zıplayamayan
hani "ne ondu ne de battı"denilen şu küçük ekonomik işletmelerden
bahsediyorum dost.
tam da anlatacağım konu için iyi bir örneklik taşıyor;
bu işletmelerin düşe kalka ekonomik hayatlarını devam etmesinin elbet bir çok sebebi vardır. ben esas önemli gördüğümü bir tanesini söyleyeyim ki konuya giriş olsun ;
böylesi yerlerde işin sahibi arkadaş,
işletmenin başına
yardımcı veya yönetici hatta çalışan kim varsa mümkün oldugu kadar
güvendiği kişiyi getirmeye çalışır..
öyleki, aile şirketlerinde büyüme arzusu olanların en iyisinde bile
patron çocuklarını genelde ite kaka okutulur ,
veya
‘’haylaz işte’’ diye işaretlenen çocuk zoraki paralı bir üniversite bitirtilir
sonra baba ocağında baba gözetiminde işe başlar.
niye öyle demeyin.çünkü böylesi yerlerde
duygular insanın karar verme mekanizmasını etkiler
"sadakat" her şeydir
çocuğa iş kapısı açılırken aynı zamanda
yönetici veya etkin bir mevkiye de güvenilir birisi getirilmiş olur
daha önemlisi ,
yakın olanın bir çok yetersizlikleri olsa da hainlik yapmaz anlayışı hakim görüştür.
şirket çalışanlarının liyakatı ikinci sıradadır.
onun için kendi yağında kavrulan bir yer olarak debelenir dururlar.
derdim elbette küçük işletmeleri yazı konusu etmek değildi dost...
şimdi gelelim esas konuya ;
söylediklerim size bir şeyler çağrıştırıyor mu?
evet tebessüm ettiniz sanki!
"hemde öyle çok yaşıyoruz ki anlamamak ne mümkün mü konuyu diyorsunuz.?"
mesela iktidar sahipleri
koltukları,makamları ,memurlukları, ne varsa kamuya iş adına alacağı kişileri
veya
sonra evet tam da o işte!
yılların cemaat, tekke , vakıfları , dernek gibi
sivil toplum kuruluşlarıda dahil
önemli bir çok işin damada veya oglana veya ekipten,
yani "bizden" dediklerine devredilmesinin sebebini anladık değil mi? şimdi!
zihniyet aynı.
yeterlilik,yani ehliyetten önce
sadık olanlara, bizden olanlara
kendinin sulbünden olanlara 'iş’ ikram edilir. veya aynı görüşün adamlarıyla kurum doldurulur.
siyasi partilere bakın ,
eş dost kim varsa yakın olan
güvendiği,emin olunan tercih edilme kriteri olmuşsa
of ki of..
küçülmeye ve erimeye başlanmıştır ilgili kurum demektir.
sendikadan, partiden, teşkilattan vs gelen 'hamisi yakınımız' kartı
makam, mevki ve işe girmek için yeterli sebep oluverir.
şişen bürokrasinin hantallaşması kaçınılmazdır.
ve esas sebep ehliyetsiz kişilerin göreve getirmesidir.
çapı neyse kişinin okadar işler yürür,
veya yürümez diyelim.
bu mantık imparatorluk batırır
bilirsiniz değil mi?
"bizden’’ olanın iş sahibi ,makam sahibi olması anlayışı ,
liyakatsız adamların kamu işgal etmesi demektir ki
bu adaletsiz yaklaşım nedeniyle
iş üretemeyen hizmet üretemeyen hoyrat kişilerin varlığı ve elbette
sayılarının çokluğu ülkeyi batırması için yeterli sebep oluverir.
“layık olmadan makam sahibi olanlar,
astlarını ısırıp, üstlerine kuyruk sallarlar.”
diyor ya imam gazali! , öyle bir şey işte…
daha can sıkıcı olanı söyleyeyim;
kişinin kendi iş yerinde yaptığı işe alma tercihi sonuçta ilgili kişiyle sınırlıdır ve
hesabı kolaydır.
peki söyleyin allah aşkına !
kamunun koltuklarını ,
sırf ‘’bizden’’ oldugu için liyakatsız kişilere dağıtırken,
milyonlarla nasıl bir hesaplaşma yapar ki insan rabbi katında
ah ki ah!
birde
büyük işletmeler bakın lütfen.
holdinglere..hepsinin başında veya çalışanı olan ehliyetli kişilerdir.
yönetici olmak için akrabalık , yakınlık değil
yeterlilik önemlidir ve
güven dediğiniz şey devasa bir ekonomik gücün içinde kıymeti olmaz zaten.
çünkü, o ara
‘’güven’’lik bile satın alınır..
anlatabiliyorum değil mi dost?
kurum kendi içinde güvenliğini tesis eder ve ehliyetli kişilerle
şirket veya devlet adeta dev olur büyür ..
sadık olmakla liyakat sahibi olmayı yarıştırmak değil benim derdim.
liyakat adaletin gerçekleşmesi için
olmazsa olmaz dır
buna dikkat eden bütün yapılar büyümeye, hizmet üretmeye ve güç kazanmaya adaydır
‘’hem yakın olsa hemde liyakatlı olsa olmaz mı?’’ diyorsanız eğer
konu anlaşılamamış demektir ki,
bir daha okusak yazıyı mümkünse!
ey yolcu
yürüdüğün yolu elbette
güvendiğin, sadık
kişilerle yürümek gerek
bu ayrı
işi
liyakat sahibi kimselere vermek ayrı…
öyle işte.
Not; yazılarımın, dilediğiniz kısmı dahil, dilediğiniz şekilde dostlarınıza ikram etmeye açıktır.