metrika yandex

Haberler / Yazı Dizisi

İSLAMCILIK VE İSLAMCILAR -2- / Cavit OKUR

10.08.2020

Türkiyeli  Müslümanlar biraz da belki iktidarın rehavetine kapılıp neyin peşinde koştuklarını yavaş yavaş hiç sorgulamadan İslami kimlik giydirerek savunmaktadırlar. Her şeyden önce İslam veya Müslümanlık; cahiliye prensiplerini reddetmekle başlar. Cahiliyyeye ait ne varsa onların tespiti ve ayıklaması da bize düşer. Ki, o prensiplere uyanları uyarmak vazifemizi yapabilelim. İslam ve Müslümanlığın özünde cahiliye ile mücadele yatar. İslam, buna dair çeperli kurallar ihdas etmiştir. İslamcılık da, bu nedenle her yerde ve her alanda cahiliye ile mücadeleyi vazife addeder. Bu yüzden bir zamanlar en çok kullandığımız ve hatta İslami basında yer alan ayet:’’Hak geldi, batıl yok oldu.’’ayeti idi. Şimdilerde bunu unuttuk. Çünkü ne hak geldi, ne batıl yok oldu.

Bir zamanlar ‘çağdışı duruşumuzun bile çağı kurtarmak olduğunu’’vurguladığımız o samimi duyguları,’’kurmak bize düştü kalbi sökülmüş bu çağı, buyruk en ağır yükün altına saldı beni’’dediğimiz haykırışları bir bir hatırlayalım. Bunları söylerken gelmek istediğimiz sonuç bu değildi.

Akabinde de İslam veya Müslümanlık; katıksız bir inancın ve amelin ancak insanları Müslüman yapabileceğini öğretir. Kuralları İslam koyar, Müslüman hayat anlayışını ve yaşam tarzını buna göre belirler. Kişilere mutlak doğruları öğretirken İslam, şahısların değil kitabın söz konusu edilmesi gereken bir anlayış ister.Din, meclis kararıyla değişen veya değiştirilebilen akide ve tüzük değildir. Neyin peşinde koştuğumuzun kitapla ölçülmesi, ”peygamber örnekliğiyle “ hayata geçirilmesi temelinde bir Müslümanlıktır bize şart koşulan. Lüks içinde bir yaşam tarzı ile bencilleşen,kurandan,sünnetten koparılmış,huzuru madde ve kariyere bağlamış ve belki de namaz ibadetini de hiç bırakmamış (!!!) bir tarz İslam’ın öngördüğü bir yaşam tarzı değildir. Yüzeysel ölçülerle ve anlayışla problem çözülemez. Bizim hayalimizi adaletli, merhametli , insanca ,özgürce yaşamayı esas alan bir dünya idi.

İslamcılık değil ama İSLAMCILARIN bu ölçülerde bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiği inancıyla; söz ve ölçü Allah ve Resul’ünse,  buna kimse “çok konuşuyorsun diyemez anlayışıyla” İslamcıların kayboluşlarını veya suskunluklarını, değişimlerini sorgulamak gerektiği inancındayım. Hep başkalarını konuşmak yerine kendimizi konuşmak,peygamber tavsiyesiyle kendimizi hesaba çekmek,hataları ,yanlışları görmek,bilmek, bilip düzeltmemek,ancak Kur’an’i ilkelerin problemleri düzeltebileceğini kavramamak ,Kur’an’dan gitgide uzaklaşmak,sünnetten uzaklaşmak,elimizdeki maddi imkanlarla dünyevi yaşam tarzı.vs.vs…..

Sakarya türküsü ile coşan ve ‘Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun’ diye ortaya koyduğumuz divanelik nerede kaldı.Her zaman divanelere muhtacız.

Bir zamanlar ‘çağdışı duruşumuzun bile çağı kurtarmak olduğunu’’vurguladığımız o samimi duyguları,’’kurmak bize düştü kalbi sökülmüş bu çağı,buyruk en ağır yükün altına saldı beni’’dediğimiz haykırışları bir bir hatırlayalım. Bunları söylerken gelmek istediğimiz  sonuç bu değildi

Müslüman komşularla bile iletişim ve birlikte yaşamın kaybolduğu, gidip gelmelerin, misafirliğin askıya alındığı Müslümanca! Bir yaşam tarzı. ’’Komşusu açken tok yatan bizden değildir.’’düsturuna ne oldu?

Ortaya konulan ve tartışılan problem çözmeye yönelik Müslümanların önünde hiçbir konu yok gibi duruluyor. İslamcılar kendi muhtaçlıklarını İslamla özdeşleştirip milliyetçilik,devletçilik,demokrasi gibi kavramları günlük hayatlarının vazgeçilmezleri arasına koymuşlardır. Sistemin içerisinde bunlara ve bunun gibi İslami olmayan değerlere karşı çıkmanın güçlüğünü yaşıyorlar.Nerede ise Kemalistler gibi belli şahıslara bağlanmanın kolaylığı içindeler. Tabiki Kemalizmi canlandırmaları da cabası. Okullara gelen tamimlerle nerede ise Kemalizm yeniden kuruluyor.

Bizler ki,bir zamanlar sokaklarda,cami önlerinde,pazar yerlerinde ellerimizde kitap ve dergilerle ‘’İslam gelecek,vahşet ve zulüm bitecek,küfür kalkacak.’diye en azından İslam davasının tellallığını yaparken özlemimiz  katıksız bir İslam’dı.

‘Toz kanatlı bir kelebeğiz ama minicik gövdemize yüklü kaf dağını taşımayı,bir zerre de olsak arşa talip olmayı ,dev sancılarımızın kaynağının bu olduğunu’’anlatırken haykırırken varmak istediğimiz ideal bu değildi…

Elde edilen sathi kazanımların içerisini İslam ve Müslümanlar doldurmuyor. Eleştirel yaklaşımların bile ihanetle suçlandığı bir ortamda yine de şunu belirteyim ki en büyük kazanımlardan biri olarak kabul edilen başörtüsü bile ,ilkeselliğini kaybetmiştir. Her türlü yaşam tarzı ile özleştirilen bir şekil haline gelmiştir. İslamcı ailelerin bile evlatları için artık birinci şart kariyer olunca diğerleri teferruat veya bir zaman birisinin dediği gibi füruat olmuştur. Başını örtmüş/örtmemiş, namazı kılmış/ kılmamış, edeb, haya vb. olmuş/ olmamış bunlar ikinci planda. Varsa yoksa KARİYER. Meb’in başına da kariyer sahibi biri gelmiş olacak o kadar değil mi? Yakında ortaokulda bile kariyer çalışması başlarsa hiç şaşmayın.

Olmaz ise bir insanda haya ile edeb

Okusa alim olsa yine merkep yine merkep.

Demek ki ne imiş adamı adam eden: EDEB VE HAYA..Diploma değil.Bu millet Diplomalı hem de çifte diplomalı ne soyguncular gördü. Hele İslam düşmanlarında pek diplomasız yoktur. Ülkemizde ilericilik ve çağdaşlık, hep İslam karşıtlığı ve İslam düşmanlığı için kullanılmıştır.Bunlardan okula ve okumaya karşı olduğumuz çıkarılmasın asla. İnancımız insanın , kamil insan olmanın okumaktan geçtiğini bize öğretmiştir. Mesele araçların topluma amaç olarak sunulmak istenmesidir. Özellikle 1970-1980 yılları hatta 1998’lere kadar hatırlayanlar bir düşünsün: ne için mücadele etmişlerdi, şimdi durdukları yerler neresi? Hep birlikte hatırlayalım ve sorgulayalım. Nesiller değişebilir,asırlar değişebilir ama hak din değişmez. Değişmeyen mutlak hakikatler ölçüsünde düşünelim,bu teknoloji ile insanlık aya çıkabilir, hatta uydulardan su bile getirebilir.Ancak insanlığın buhranlarını önleyemez.Buhranlar,insan kıyımları,anarşiler,putlar,putsal merasimler,devlete,maddeye,teknolojiye kölelikler vs vs devam eder.

‘’TENBİH, DAVET, İRŞAT, MEŞVERET, İYİLİKLERDE YARDIMLAŞMA, İYİLİĞİ EMREDİP KÖTÜLÜKTEN SAKINDIRMA, Müslüman’ın temel görevidir.’’

Emperyalizme çanak tutarcasına insanlığı iktisadi egemenliğe esir etmek, yegane söz sahibi güçlüler kılmak bu dinin özüne ihanettir. Unutmayalım bilgi insani olabilir ama itikat ilahidir. Tanrısal güçlere harç taşıyarak sistemi kutsallaştırmak, meşrulaştırmak; yapılan gayri İslami işleri İslamcılar yapıyor diye normalleştirmek veya hiç karşı çıkmamak hangi inancın eseridir.

Bir bayram geçti. Sokaklar ve sahillerdeki  görüntüler hangi sistemin, hangi eğitimin, hangi düzenin eseridir.Alkol sonuna kadar,insanlıktan çıkacak kadar içmek serbest.Fuhuş ,zina sınırsız özgür.Bayram tatilleri bile bunları işlemek için birer vesile kılınmış.Kolay tatil kredileri ile desteklenmiş.

Bayramlarda işlenen günahlarla insanların kendilerini nasıl rezil ettiklerini gördük. Ahsen-i takvimden koşarak esfel-i safiline atladıklarına şahit olduk. İslam’ın insana verdiği ve kazandırdığı haysiyet ve şerefin insanın kendi eliyle yok edilmesidir bu. Bunu yapanlar birçok masumu da yanında götürecektir.

‘’ Ve öyle bir fitneden sakının ki, içinizden yalnızca zulüm yapanlara dokunmakla kalmaz. Ve bilin ki, Allah'ın cezası şiddetlidir.

 Düşünün ve hatırlayın o zamanları ki, hani bir vakitler siz yeryüzünde güçsüzdünüz, hor görülen bir azınlıktınız. İnsanların sizi hırpalamasından korkuyordunuz, öyle iken O, sizi barındırdı ve sizi yardımıyla destekleyip güçlendirdi ve şükretmeniz için temizlerinden rızık verdi.’’(enfal 25-26)

Ve o yeryüzünde bir gezmediler mi? O kâfirler bir gezip de baksalar nasıl olmuş kendilerinden öncekilerin sonu? Kendilerinden önce inkâr eden Âd, Semûd gibi yıkılıp gitmiş kavimlerin sonu. Onlar kuvvetçe kendilerinden daha şiddetliydiler ve toprağı aktarmışlar; ekin ekmek veya su, maden çıkarmak için toprağın altını üstüne çevirmişler. Ve onu kendilerinin imarından daha çok imar etmişlerdi. Peygamberleri de kendilerine delillerle, açık bürhanlar, mucizelerle gelmişlerdi, yani onlara inanmadılar da helâk olup yıkıldılar. Demek ki Allah onlara zulmetmiyordu. Suçsuz helâk etmiyordu. Buna zulüm denilmesi, Allah Teâlâ'nın son derece nezih olduğunu ortaya koyup açıklamak içindir. Yoksa Allah suçsuz da helâk etse gerçekte yine zulüm olmazdı. Çünkü Allah (c.c.) gerçek mâliktir. Mâlikin mülkünde dilediğini yapması zulüm olmaz. Zulüm, başkasının haklarına saldırmayı ifade eder. Ve fakat onlar, kendilerine zulmediyorlardı.

‘’Çünkü Allah'ın hikmetine göre, toplumlarının ve kendilerinin helâkini gerektiren günahları kendi istekleriyle işliyorlardı. Sonra o kötülük yapanların sonu ne fena oldu! Sonların en kötüsü, en kötü ceza olan cehennem azâbıdır.  Çünkü onlar, Allah'ın âyetlerini yalan saydılar. Ve onlarla eğleniyorlardı.’’(rums 9-10)

‘’Hem bu dünya işlerinizi, hem de ahiret hayatınızı iyice düşünürsünüz diye Allah ayetlerini böyle açıklar.’’(bakara 219)

‘’Biz ayetleri bilecek bir toplum için açıklıyoruz.’’(Tevbe 11) 

Ben etrafımıza bakmayalım, tehlikelikleri görmeyelim demiyorum. Ancak Kur’an’la bakmadığımız, Kur’an’la düşünmediğimiz ve Kur’an’la yaşamadığımız müddetçe hiçbir problemi daimi olarak çözemeyeceğiz,  diyorum.İslam yoksa kurtuluş yok diyorum…

Ayasofya bizim için çok önemli idi.Hele bizim neslimiz onun açılması için çok göteriler,mitingler yapmıştır.1980 den önce MTTB’li gençlerin çıkardığı MİLLİ GENÇLİK dergisinin hemen hemen her sayısında ‘’Zincirler kırılacak,Ayasofya açılacak ‘’sloganı  çerçevesinde makaleler yer almıştır.Bugün elhamdülillah açılmıştır.

Ancak Ayasofya’nın açılışı İslamcıların geldiği noktayı örtmez ve “Ayasofya İslamcılığı “ da ülkede İslamcılık ve İslamcılar adına pek bir şey değiştirmez… Bunu küçümsemiyorum,asla.Ama kendimizi bu tip olgularla tatmin edip aslın peşinde koşmayı,ihyayı irşadı dirilişi bir kenara bırakmayalım, geçmişte olduğu gibi İslamcılığı dert edinelim cahiliye zincirlerini kırma gayretimiz sonsuz olsun istiyorum.Acılarla,çilelerle ve türlü zorluklarla ortaya konulan İSLAMCILIĞI zevklerimize,lüks yaşamlarımıza kurban etmeyelim diyorum.

“Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes

Ey kahpe rüzgar artık ne yandan esesen es “.mısraları dillerimizin virdi idi.Dikkat edelim diyorum o açtığımız delikleri bize kapattırmasınlar!..

1. Bölüm için tıklyayınız:

https://hertaraf.com/haber-islamcilik-ve-islamcilar-1-cavit-okur-4865

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Alirıza varol

10.08.2020

Şu Muğla da buna benzer bir yazı yazan muhtemelen yoktur...Allah sağlık versin hocam