2- Rachel'in Vicdan Yürüyüşü
11 Eylül saldırısının ardından ABD, 7 Ekim 2001 yılında Afganistan'ı işgale başlarken Rachel, bir şeylerin hakikatten çok uzak olduğu inancını taşıyordu. Bu ruh hâlinin neticesi olarak giderek sorguluyor, anlamaya ve gerçeği elde edebilme tutkusunu yakalamaya çalışıyordu. Gazze'deki insanlarla ve aktivistlerle iletişim kurarak gerçeği membaından dinlemeye ve öğrenmeye amaçlıyordu. Afganistan'dan sonra gündeme gelen Irak işgali ile birlikte Gazze'nin de büyük saldırı ve işgal ihtimali ile karşı karşıya olduğunu anlamak çok da zor değildi. Bu durum, Rachel'in insani alanına derinlemesine etki ediyordu.
Konfor alanını terk etmesinin temelinde, Rachel'in içinde olgunlaşmış büyük adalet, insan hakları savunuculuğu ve merhamet yatıyordu. Ordu'da askerlik yapan ve kendisi gibi ABD vatandaşı olan yaşıtlarının, Irak ve Afganistan'da insan öldürmeye gelmeleri insanlık adına büyük yıkımdı. Buna karşın, Rachel'in tam tersi istikamet izleyerek öldürülen ve zulüm gören insanların yanında olduğunu haykırması da büyük bir devrim niteliğindeydi.
Büyük devletlerin, kurumların ve liderlerin ısrarla yaşanan zulmü görmek istememesi, halkların dayanışma hareketleri kurarak bir şeyler yapmaya çalışma girişimlerini doğurdu. Parça parça edilmiş toprakların, zorla boşaltılmış evlerin, sonu gelmez keyfi tutuklama ve öldürmelerin devletler nezdinde görünmek istenmemesi ve ayrıca İsrail'e politik, ekonomik ve silah desteğinin birçok devlet tarafından verilmeye devam edilmesi, bağımsız toplulukların tıpkı Sumud Filosu gibi cesur ve kararlı birliktelikleri meydana getirmesini sağladı. Günümüzün Sumud Filosu aktivistleri, geçmişte Uluslararası Dayanışma Hareketi'nin yola çıkma amacını yeniden canlandırarak hareket ediyor, dünyaya uyanma vaktinin geldiğini haykırıyordu. Rachel'in içinde bulunduğu hareketin bir benzeri yıllar sonra yeniden Gazze için yola çıkmış olacaktı. Bir bakıma Rachel ve arkadaşlarının içinde bulunduğu bu insanî hareketin çizgisi devam ediyor, izleri takip ediliyordu. Rachel, Sumud'u göremedi belki; ama Sumud Ruhunun dirilmesinde oldukça etkili ve anlamlı adımlar attı. Ve yaşasaydı eğer, Sumud'un mütefekkiri olacağından kimsenin şüphesi olmazdı.
Tarih 20 Ocak 2003...
Rachel 23 yaşında...
Soğuk bir kış mevsimi ve üniversitenin son sınıfı... Ancak ne yaş dinliyor Rachel, ne de eğitim endişesi taşıyor. Bunların hiçbiri onu barışın, adaletin ve insanlığın yolculuğuna çıkmaktan alıkoyamıyordu.
Rachel, belki de kısa bir süre sonra müthiş bir mesleki kariyer sürecini yaşayacak, konforun zirvelerinde yaşam sürecekti. Nitekim arkadaşlarından birçoğu bunu yaptı. Ancak o, üniversite eğitimini dondurarak yola çıktı. Filistin'e; en terk edilmiş yurda... Kimliğine acılar yazılmış yalnızlık beldesine... Kanıyla sevgisini kanıtlayacağı hüzün toprağına... Çeşmesinden anne hüznü akan şehitler yurduna...Koca dünyanın suskun seyredişlerinde ölümle eşleştirilmiş coğrafyaya...
Henüz 10 yaşında iken "Diğer ülkelerdeki insanların da bizim gibi düşündüğünü, güldüğünü ve ağladığını anlamalıyız." demişti. İşte tam da diğer insanların dünyasında var olmaya, onları anlamaya ve oraya ait olabilmeye gidiyordu. Onları görmek, yaşadıklarını kaydetmek, çektiklerini sürekli olarak çelişkilerle karşılayan dünyaya duyurmak için gidiyordu. Rachel, hiçbir kan bağı taşımadığı ve topraklarına oldukça uzak olduğu insanların, feryatlarını yüreğinde hissettiği, acılarının şiddetinin önemsiz olduğuna ruhunu ikna edemediği için gidiyordu. İşin gerçeği, Rachel vicdan ülkesinde huzursuzluk depremi yaşadığı için yola koyuluyordu.
Olympia'daki halk ile Refah kentinin halkını kardeş yapmayı, mektuplaşma projesiyle kısmen hayata geçiren Rachel, böylece hiç tanımadıkları ve yaşadıkları yerden habersiz oldukları insanların zorlu yaşam şartlarını gündemde tutabilecek; zulmün işlenebilirliğini etkisiz kılabilecek adımların olabildiğini dünyaya gösterebilecektir. Kendi dünyasında küçük adımların önemine inanıyor ve büyük sonuçların küçük girişimlerin ürünü olduğunu düşünüyordu. Çünkü o, içinden çıktığı toplumun araştırmayan, körü körüne önüne sunulanlara inanan bir kopyası değil; özgün, araştıran, gerçeğin peşinde koşmayı onur addeden biriydi.
Gözlerini kapattığında, yürüyüş yapmak için evinden çıktığında veya arkadaşlarıyla eğlencenin tadını çıkardığında kimse onu bunlardan mahrum edemeyecekti. İsteseydi bunlardan çok daha fazlasını yapabilecek refaha sahipti. Ancak o başka bir "Refah'a" doğru yola çıkmayı tercih etti. İyimser yaklaştığı insanlığın aslında düşündüğü gibi olmadığını görmeye gidecek, zihnindeki algıların yerle bir olduğunu hissedecek ve bütün insanlık adına çok derin bir sarsılma geçirecekti. İnsan olma adına ellerindeki neredeyse bütün hakları alınmış olan bir toplumun yaşadıklarına şahit olduğunda utanacak, ağlayacak ve insanlara dahası dünya yönetimlerine büyük bir öfke besleyecekti. Acı gerçekler ve kurgudan uzak yıkımlar ve zulümler gözlerinin önünde yaşanacak ve küçükken özlemini duyduğu insanlık ülkesi belki de ebediyen yıkılacaktı. Çıktığı bu yolda "vicdan ülkesi" bağımsız olmaya başlarken; seyretmeyi kanıksamış "insanlık ülkesi" ise bir bir yıkılacak, değersizleşecek, gözünde küçülecekti. Zira Rachel iki durumun giderek büyüdüğünün farkına varacaktı: Siyonistlerin sınır tanımaz zulmü ve dünyanın buna karşı sessizliği...
Evet Rachel, henüz bölgeye gitmeden Filistinli hamile bir kadın buldozerlerin yıktığı bir evin duvarının altında kalacaktı. Çok geçmeden başka bir Gazzeli kadın daha yıkılan bir evin altında kalarak can verecekti. Tüm bunlar aslında onun kurgu dünyasından gerçek dünyaya adım atışlarının habercisiydi. Gerçek ve acımasız dünyaya hoş geldin Rachel... Karar mercilerin acımasız olduğu, çocuklara kıyanların tereddüt etmediği, öldürdükleri insanları dünyaya katil ve terörist olarak sunarken zorlanmadıkları dünyaya hoş geldin Rachel...
Rachel ne yapmaya gelmişti? Savaşı durdurmaya mı; buna gücü yetmediğini o da biliyordu. Ölümlerin önüne geçmeye mi; hayır! Zira zalimin mazluma acımadığı topraklarda bu durum geçerliliğini yitiriyordu. O insanlıktan, merhametten, adaletten, vicdandan, barıştan yana olduğunu ilan etmeye gelmişti. Zalimin yanında olmadığını, zulmün izleyicisi olmadığını, kopyalanmış bir edilgen kimliğe sahip olmadığını ilan etmeye gelmişti. İnsan olduğunu ve insanlık için var olduğunu ilan etmeye gelmişti. Yıllarca algı yoluyla Filistinlilerin yaşadıklarını gizlemeye, medyayı kendi oyuncakları gibi kullanıp mazlumların sesinin duyulmasını engellemeye; hatta dünyaya mağdur olanın kendileri olduğunu gösteren İsrailli işgalcilerin yalanlarını bizzat görmeye gelmişti. İngiliz, ABD'li veya diğer herhangi bir batılıya karşı oldukça medeni rolünü oynayan işgalcilerin bu tutumu karşısında Filistinlilerin yanında durmaya, bir anlamda onlara kalkan olmaya gelmişti. Rachel, evleri yıkmak için hareket eden buldozerlere karşı direnişçi, sesi kısılan insanların sözcüsü, yaşam hakları gasp edilenlerin haklarını haykıran vicdan ehli olmaya çoktan karar vermişti.
Rachel ayak bastığı Filistin topraklarında kadın haklarının geçerliliğini yitirdiğini fark edecekti. Kadınların dünya genelinde bir kullanım nesnesi olarak kullanıldığını, Gazze gibi katliamla her an baş başa kalınan coğrafyalarda kadınların sermaye sahiplerinin menfaatlerinde kullanılamayacağı için görmezden gelindiğini fark edecekti. Kadının batıda öldürüldüğünde gündem edildiğini ve obje olarak görüldüğünde değer gördüğünü o zaman anlayacaktı. Tabiri caizse, şık giyinmiş katiller ve destekçileri, Gazze'nin kadınlarında kapitalizmin çarkını döndürecek bir menfaat kırıntısı bulamadıkları için gündem etmeyi hiçbir zaman akıllarından geçirmeyeceklerdi. Bir de besleyicilerinin, Siyonistlerin bizzat kendisi olduğu gerçeği ortada iken bu imkansızdı.
Rachel ayrımcılığın, belli kesimin menfaatlerini koruduğunu, diğer insanların değer adına hiçbir anlam ifade etmediğini anlayacaktı. Zorlu yaşam koşullarında ölüm kalım savaşı verenlerin durumunun, öteki insanların empati olgusundan soyutlanmış olduklarını da yeni yeni anlayacaktı. Bir Batılının, İngiliz’in, Amerikalının niçin binlerce kilometre öteden gelirken ayrımcı bir karşılama ile karşılandığını; buna karşın kendi topraklarının gerçek sahiplerine ise niçin insanlık dışı muamele edildiğini net bir şekilde kavrayacaktı. Bütün çocukların mutlu bir ortamda yaşam sürmediğini, babaları öldürülen çocukların döktükleri gözyaşını umursamayan işgalcilerin varlığını ve bir annenin içini yırtarcasına evladının ölümünü haykırırken zalimlerin buna sadece gülüp geçtiğini de yeni yeni anlayacaktı.
Rachel yalnızdı. Ancak bu bilindiği türden bir yalnızlık değildi. İçinde insanlık adına bir şeyler yapılabilir vurgusunun şiddetiyle doğmuş bir yalnızlıktı. Yalnızlığı özgürlüğüne işaretti. Özgürlüğe doğru yürüyeceği yola konulması için fikirler dünyasında arayış içinde bir yalnızlık hâlini yaşaması gerekecekti. Washington eyaletinin Olympia kentinden kalktı, Filistin'de parsel parsel parçalanmış Batı Şeria şehrine doğru yol aldı. Batı Şeria'da gördükleri karşısında küçükken hayal kurduğu insanlık adına utanç duyuyordu. Buradan daha kötü durumdaki yere, Gazze'nin Refah kentine geçecekti. Bir insan yanına yalnızlığını alarak yürüdüğü yolda büyük savaşları durduracak konumda olmayabilirdi belki. Ancak en azından bir insanın bütün dünyayı kuşatmak üzere olan umutsuzluk girdabında kendisine bakan gözlere anlamca bir karşılık vermesi mümkündü. Bu, nefes alan her insana umudun verilmesi gerektiğine, adaletin bütün dünyaya yetecek kadar büyük olduğuna inanan bir yolcunun vicdan yürüyüşüydü.
(Yazının devamı üçüncü bölümde yayınlanacak)
Polis ve bekçilere yeni düzenleme yolda!
30.03.2026
Paşinyan'a yumruklu saldırı girişimi
30.03.2026
Biz, hayatı değersiz olanlar|Berat Özipek
08.03.2026
Fahrettin Altun büyükelçi olarak atandı
07.03.2026
Şüyuu Vukuundan Beter AHMET GÜRBÜZ 30.03.2026
RACHEL CORRİE'NİN YOLUNDA YÜRÜMEK - 2 KADİR ÇİÇEK 04.04.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek -1 KADİR ÇİÇEK 29.03.2026
Kategorik İran Düşmanlığı HÜSEYİN ALAN 02.04.2026
Teslimiyetin maskesi; mezhepçilik DERVİŞ ARGUN 16.03.2026
Tesadüfün bu kadarı: İki 28 Şubat! OSMAN KAYAER 25.03.2026