yolda olunca insan bazı şeyleri daha farklı görüyor:
haritaya bakarak değil,
kalbine bakarak anlıyor bazı hakikatleri.
yol bazen yaban diyarlara atınca insanı
birden bir hüzün çöker adamın gönlüne. İtalya’ya gitmek gibi mesela..
ezansız bir gökyüzü insanın içine nasıl bir yalnızlık bırakır bilir misin dost
minaresiz şehirlerde kalbin nasıl üşür,
selamsız sokaklarda insan nasıl yabancılaşır….
cebinde para varken aç kalmak var ya! ah…
o zaman anlamıştım ki
bir toprağın islam toprağı oluşu sadece rejimle, bayrakla, mezheple anlatılacak bir şey değildir.
bir selamdır bazen.
bir iftardır. ezan sesiyle açtığınız
yolcuya açılan bir kapıdır.
diyeceğim o dur ki dost;
işte bu yüzden defaten gittiğim tüm şehirlerini gördüğüm
yolunu tozunu yuttuğum iran'da bir keresinde
telefon kartı lazım olmuştu
iftar açmak için girdiğim lokantada çalışan genç bir adam “sıkıntı yok ben hallederim” derken
gece iki’de üç yaşındaki oğlunu da yanına alıp otele gelen o şii genci unutamam.
adam bana kendi yedek telefon kartını getirmişti.
para teklif ettim…
alınmıştı.
“abi misafirimsin” demişti.
işte şimdi soruyorum dost;
bugün amerika ve israil iran’ı vururken
ekran başında oturup
“oh olsun şii bunlar” diyen adamlara soruyorum.
siz hangi dinden bahsediyorsunuz?
hangi kitap size bunu öğretti?
hangi peygamber size
bir müslümanın bombalanmasına sevinmeyi helal kıldı?
iran şii imiş…
iyi ya.
siz de sünnisiniz.
ne olmuş?
yıllardır anlatmaya çalıştığım mesele tam da budur işte.
mezhep bir yol yorumudur
din değildir.
ama bazı adamlar var ki
mezhebi din yapmış,
kavgayı iman sanmış,
düşmanlığı akide diye satıyor.
garip olan şu dost…
israil bombayı atıyor
amerika savaş gemisini gönderiyor
ama bazı müslümanların kalbinde patlayan şey mezhep nefreti oluyor.
düşman dışarıdan geliyor
ama kalpler içeriden yıkılıyor.
insanın içi acıyor.
çünkü aynı adamlar
kudüs için nutuk atıyorlar,
ümmetten bahsediyorlar,
islam kardeşliği diyorlar.
ama mesele şii bir ülke olunca
birden susuyorlar.
hatta bazıları seviniyor.
vallahi tuhaf bir akıl bu.
düşünün…
gazze bombalanırken ağlayan,
ama tebriz, tahran, şiraz vurulunca susan bir vicdan…
bu nasıl bir iman hesabıdır?
şunu açık konuşalım dost;
iran’ın rejimini eleştirebilirsiniz.
mollaların siyasetini tartışabilirsiniz.
yanlışlarını konuşabilirsiniz.
suriye'de esed zalimine destekleri ve sünni müslüman halka yaptıkları eziyet ve zulümleri nedeniyle nefret edebilirsiniz
bin yıllık şii sünni kavgasında yumruk sıkan tarafta bile olabilirsiniz.
ama amerika ve israil’in saldırısını alkışlamak
başka bir şeydir.
o artık mezhep değil,
o artık zihin işgalidir.
bir zamanlar tayyip bey’in dediği bir söz vardı ya;
“ben ne sünniyim ne şii… ben müslümanım.”
işte o söz bu günlerde daha anlamlı.
çünkü görüyoruz ki
mezhepçilik müslümanı kör ediyor.
adam amerikalıyla aynı cümleyi kuruyor farkında değil.
israil ile aynı sevinci paylaşıyor farkında değil.
oysa yolcu bilir dost…
yol uzundur.
mezarlar yakındır.
ve bir gün herkes
aynı mahkemeye çıkacaktır.
orada ne sünnilik sorulacak
ne şiilik.
orada sorulacak şey şudur;
bir müslüman vurulurken
sen kalbinde ne taşıyordun?
işte bütün mesele budur.
gerisi…
yol tozudur.
TÜRKİYE VE İRAN / Ümit AKTAŞ
09.03.2026
NATO, Malatya'ya patriot yerleştiriyor
10.03.2026
KÜRESEL DÜZENİN SONBAHARI
15.02.2026
Surelerin Mesajları: ÂLÂ SURESİ - 8 OSMAN KAYAER 09.03.2026
Teslimiyetin maskesi; mezhepçilik DERVİŞ ARGUN 16.03.2026
İRAN VE BÖLGESEL TAHLİL SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 22.02.2026