metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

Haberler / Yorum - Analiz

Şia Eleştiri ya da Ehl-i Sünneti itibarsızlaştırmak / Fuad Durgun

02.04.2026

ran-İsrail gerilimi ve Şii-Sünni meselesi etrafında dönen tartışmalar sebebiyle dostlarım sıkça fikrimi sorar oldu. Ben de bu dağınık sohbetleri bir yazı hâline getirme ihtiyacı hissettim.
Yıllardır işim icabı İran’a gidip gelirim. Uzun süre birlikte çalıştım; şehirlerinde, köylerinde, dağlarında bulundum. Camilerine girdim, Muharrem merasimlerine iştirak ettim. Bu sebeple İran halkını uzaktan değil, yaşayarak tanıdım. Gördüğüm ile bize anlatılanlar arasında çoğu zaman ciddi farklar olduğunu müşahede ettim.
Suriye meselesinde İran’ı eleştirdiğim de oldu. Bu yüzden bugün konuşurken ne kör bir taraftarlık ne de önyargılı bir karşıtlık içindeyim.
Ölçüm şudur: Hak nerede ise orada durmak.
Bugün İran-ABD/İsrail gerilimiyle birlikte İran’a yönelik bir sempati doğdu. Bu durum bazı çevreleri rahatsız etti ve bir anda Şia üzerinden yoğun bir söylem üretildi. Fakat bu söylem çoğu zaman hakikati arayan bir dil değil; korkuya, öfkeye ve fitneye yaslanan bir dil oldu.
Şunu açıkça söyleyeyim: İran’da bulunduğum süre boyunca ne Sünnilere hakaret edildiğine şahit oldum ne de anlatıldığı gibi bir düşmanlık gördüm. Aksine gündelik dilde ciddi bir nezaket hâkimdir. Masa başında kurulan cümlelerle bir halkı tarif etmek, en hafif tabiriyle insafsızlıktır.
Elbette Şii-Sünni meselesi tarihsel bir gerilim taşır. Lakin sahadaki karşılığı ile ekranlarda anlatılan hâli arasında büyük fark vardır. Çünkü bu gerilimi çoğu zaman yaşayan halklar değil, “profesyonel” kimlikler körükler.
İranlıların kendi içinde yaptığı bir ayrım dikkat çekicidir:
“Ali Şiası” ve “İngiliz Şiası.”
“İngiliz Şiası” dedikleri kimselerin, Sünnilere küfrederek aslında Şiiliği şeytanlaştırdığını söylerler. Yani hedef Sünniler değil; Şia’yı itibarsızlaştırmaktır.
Buradan bakınca bizde de benzer bir yapı vardır. Fakat mesele daha da derindir.
Bugün üretilen bazı söylemler, sadece Şiiliği hedef alıyor gibi görünse de aslında çok daha büyük bir projeye hizmet etmektedir:
Sünniliğin, özellikle Peygamber Sünnisinin; İsrail’le, zulümle ve ahlaksızlıkla özdeşleştirilerek itibarsızlaştırılması. Ehl-i Sünneti ve onun pak yolunun zalimlerin, sömürgecilerin, katillerin, İsrail’in, Amerika’nın, İngiliz’in uşağı, taraftarı, hizmetkarı olarak gösterilmesi. 
Şiilik üzerinden yapılan aşırı, ölçüsüz ve çoğu zaman iftiraya varan propaganda; dışarıdan bakıldığında Sünniliği temsil ediyor gibi sunulmakta, böylece Sünnilik de kirletilmektedir.
Yani Şiiliğe saldırıyor gibi görünen bu dil, gerçekte iki hedefe birden çalışır:
Şiiliği şeytanlaştırır,
Sünniliği ise İsrail yanlısı bir ideoloji gibi göstererek itibarsızlaştırır.
Bu, son derece sinsi bir propagandadır.
Bu noktada şu hakikati görmek gerekir:
Şiiliğe karşı üretilen ölçüsüz propaganda, en çok İsrail’in işine yaramaktadır.
Çünkü Müslümanlar birbirine düşürüldükçe, düşman karşısında güçsüzleşir.
Çünkü öfke aklı bastırdıkça, hakikat görünmez olur.
Çünkü mezhep kavgası büyüdükçe, zulüm arka planda kalır.
Bu ayrılıkların körüklenmesi tesadüf değildir.
Bu dil, Müslümanların vahdetini parçalamak ve onları düşman karşısında zayıf bırakmak için üretilmektedir.

Bugün bazı sözde din adamlarının, vaizlerin ya da medya figürlerinin kullandığı dil; insanları hem Şiilikten hem Sünnilikten hem de dinden soğutmaktadır.

Sonra da dönüp:

“Neden insanlar dinden uzaklaşıyor?” diye soruluyor.

Cevap ortadadır.

Bugün İran meselesi üzerinden yürüyen tartışmalarda da aynı tablo vardır. İran’ın zulme karşı duruşuna duyulan sempatiyi bastırmak isteyen bazı çevreler, meseleyi doğrudan mezhep meselesine indirgemektedir.

Oysa bugün yaşanan şey mezhep meselesi değildir.

Bugün Amerika ve İsrail’in ortaya koyduğu şey savaş değil, açık bir zulümdür.

Bu zulüm karşısında tarafsız kalmak dahi bir zillettir. Çünkü tarafsızlık, fiilen zalimin işine yarar.

Gazzeli çocukların yakılarak şehid edilmesi ile İran’da bombalanan okullarda hayatını kaybeden şehid çocuklar arasında hiçbir fark yoktur. Zulüm, kimden gelirse gelsin zulümdür.

Bu noktada açıkça söylemek gerekir:
Mazluma saygısızlık eden, kendi şerefini zedeler. Şerefi eksik olan kimsede iman olmaz.
Bu mesele mezhep değil; insan olmanın asgari ahlakıdır.

Düşmanına karşı bile ahlakı esas alan bir dinin mensupları olarak; bombalar altında can vermiş insanlara hakaret eden bir dili kabul etmek mümkün değildir.

Beraber çalıştığım İranlı bir arkadaşımın şu sözleri hâlâ zihnimde:

“Hakkını helal et… Sivil alanları çok vahşice vuruyorlar. Belki ben görmem ama siz İran’ın zaferini mutlaka göreceksiniz.”

Bu sözde hem acı hem metanet vardı.

Gördüğüm insanlar; mühendis, akademisyen, yönetici, sıradan işçi… Ama ortak bir özellikleri vardı:

İman ile izzetin birlikte taşınması.
Ve bu bana şunu düşündürdü:
Müslümanların tamamında aynı kumaş vardır. Şii’si de Sünni’si de aynı kaynaktan beslenir. Farklılıklar olabilir, ama öz birdir.

Bizim bağımız sadece fikir birliği değildir.
Biz muhabbet ehliyiz. Muhammed ümmetiyiz.

Her zaman hakperest olarak zalimin karşısında kim varsa, biz oradayız biiznillah.

Şahsım bir Sünni olarak, Şii kardeşlerimin Müslümanların izzeti için verdikleri mücadeleyi takdir ederim. Aynı şekilde onların da Sünni kardeşlerinin gayretini takdir ettiğine inanırım.

Bizim vaaz kürsülerimizden İsrail’e yancılık yapanlara bakıp, Sünniliği onlarla özdeşleştirmek nasıl bir zulümse; Şiiliği de birkaç marjinal söylemle mahkûm etmek aynı derecede yanlıştır.

Hazreti Peygamber Efendimiz, Hazreti Ali, Hazreti Hüseyin…

Hak, adalet ve insanlık konusunda ayrı düşen mi var Müslümanlar arasında?

Varsın mezhepler farklı olsun. Kırk mezhebimiz olsa da, Kal-u Belâ’dan beri bir tane dinimiz var.

Farklı düşünmekten korkmam, ama farklı hissetmekten korkarım. Acaba kovuldum mu Efendimizin kapısından diye korkarım.

Allah, bizi yolunda sabit kadem eyleyip yolunu bize asan eylesin, cehaletimizi büyüklerimizin hatırına bizden kaldırsın. Düşmanların hilelerini kendi başlarına musallat etsin. Kendi hileleri ile kendilerini mahv u perişan etsin.

Vakti bol olanların istifadesine hizmet eder niyazı ile.

Fuad Durgun 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş