insan bazen yola çıkmak için dua eder.
bir kapı açılsın diye…
bir imkân doğsun diye…
bir yol görünsün diye…
sonra bekler.
beklerken zanneder ki dua göğe yükseldi ama yere inmedi.
zanneder ki Allah duayı duydu ama cevap vermedi.
oysa çoğu zaman mesele Allah’ın cevap vermemesi değildir.
mesele, insanın cevabı tanımamasıdır.
çünkü Allah bazen kapıyı mucizeyle açmaz.
bir fırsat gönderir.
bir insan gönderir.
bir yol gönderir.
ama insan mucize beklediği için fırsatı görmez.
kur’an’da Allah şöyle buyurur:
“bana dua edin, size cevap vereyim.” (mü’min 60)
ayet kısa ama derindir.
çünkü burada vaad edilen şey duanın duyulması değil,
cevap verilmesidir.
insan çoğu zaman cevabın nasıl geldiğini anlamaz.
bu hâli anlatan eski bir hikâye vardır.
bir papaz sel bastığında kilisenin çatısına çıkmış.
tanrıya yalvarmış:
“beni kurtar.”
bir sandal gelmiş.
“gel bin” demişler.
papaz demiş ki:
“tanrı beni kurtaracak.”
sonra bir motor gelmiş.
“gel seni alalım” demişler.
papaz yine beklemiş.
sonra bir helikopter gelmiş.
papaz yine aynı cevabı vermiş.
sonunda sel yükselmiş ve adam boğulmuş.
rivayet ederler ki ahirette sormuş:
“tanrım ben sana dua ettim, beni niye kurtarmadın?”
cevap kısa olmuş:
“ben sana sandal gönderdim. motor gönderdim. helikopter gönderdim.”
insanın trajedisi çoğu zaman budur.
dua eder
ama cevabı tanımaz.
bugünün insanı özellikle evlilikte bu körlüğü yaşıyor.
gençler dua ediyor.
“Allah’ım huzurlu bir yuva ver.”
“Allah’ım iyi bir eş nasip et.”
ama huzurun emek istediğini kabul etmiyor.
saygıyı küçümsüyor.
fedakârlığı zayıflık sanıyor.
sorumluluğu yük gibi görüyor.
sonra “dualarım kabul olmadı” diyor.
aile sadece iki insanın beraberliği değildir.
iki hayatın birleşmesi de değildir.
aile iki terbiyenin, iki evin, iki duanın birleşmesidir.
insan evlendiğinde sadece bir eşle değil
bir geçmişle de evlenir.
bir anneyle…
bir babayla…
bir aile hatırasıyla…
kadim anlayış bunu böyle görürdü.
gelin sadece bir kadın değildi.
bir evin kızına dönüşürdü.
damat sadece bir erkek değildi.
bir evin oğluna dönüşürdü.
bu yüzden eskiler “akraba olmak” derdi.
akrabalık sadece kan bağı değildir.
kalbin kabul ettiği yakınlıktır.
bugün ise evlilik daraltıldı.
iki insanın duygusuna sıkıştırıldı.
eşler birbirinin anne babasına karşı bir yabancı gibi durabiliyor.
saygı mesafeye, ilgi ise zorunlu bir nezakete dönüşüyor.
insan anne babaya gösterdiği hürmeti kaybettiğinde
evlilik de yavaş yavaş ruhunu kaybeder.
çünkü saygı evin temelidir.
saygı çekildiğinde
sevgi uzun süre ayakta kalamaz.
oysa kur’an aileyi anlatırken önce anne babayı hatırlatır:
“rabbin, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi ve anne babaya iyilik etmenizi emretti.” (isra 23)
modern zamanın en büyük yanılgısı da burada başlıyor.
insan evliliği bir yolculuk değil, bir konfor alanı sanıyor.
oysa evlilik yoldur.
yol sabır ister.
yol emek ister.
yol bazen susmayı, bazen affetmeyi öğretir.
eskiler evliliğe “yuva kurmak” derdi.
kurmak…
yani taş taş üstüne koymak.
yani kalbi kalbe eklemek.
yani bazen kendinden eksilterek çoğaltmak.
bugün ise insanlar dua ediyor ama gelen cevabın yükünü taşımak istemiyor.
oysa çoğu zaman dua kabul olmuştur.
ama insan sandala binmemiştir.
ve kuluna sessizce şöyle der:
işte yolun.
ama insan bazen hâlâ göğe bakar.
oysa cevap çoktan kapıya gelmiştir.
paylaşmaya değer gördüğünüz yazılarımın dilediği kısmı dahil dostlarınıza ikrama açıktır.
bir gönle daha temas etmek iyidir. valla!
NATO, Malatya'ya patriot yerleştiriyor
10.03.2026
Halkbank davasında ABD ile anlaşmaya varıldı
10.03.2026
KÜRESEL DÜZENİN SONBAHARI
15.02.2026
Surelerin Mesajları: ÂLÂ SURESİ - 8 OSMAN KAYAER 09.03.2026
Teslimiyetin maskesi; mezhepçilik DERVİŞ ARGUN 16.03.2026
İRAN VE BÖLGESEL TAHLİL SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 22.02.2026