metrika yandex

Bir yol hikâyesi…

Ahmet ŞAT

08.03.2021

Her hakikat yolculuğu bir kapının önünde son bulur. Bu kapı bazen aradığımız hakikatin kendisi bazen de yanılgılarımızın ürünüdür…

İçeriye adım atıldığında içerde kurtuluşun, dışarda kahredici bir ateşin bizi beklediğine inanırız… Onun için hakikat olarak inandığımız her kapı bizler için sonsuz huzuru temsil eder…

Ve onun dışındaki tüm kapıları ateşle bir tutarız…

Bu kapıdan içeriye girer girmez yaptığımız ilk iş, o kapıyı bir daha açmamak üzere sıkı sıkıya kapamaktır. Çünkü yaptığımız yolculuk ve ödediğimiz bedeller bizlere bunun doğru olduğuna inandırır…

Ve bir daha o kapıdan bırakın dışarı çıkmayı, aralayıp dışarıya bakmayı bile aklımızın ucundan geçirmeyiz. 

Bu sadece hakikate ulaştığımıza ve doğru yol üzerinde bulunduğumuza dair olan inancımızdan kaynaklanmaz. Aksine böylesi bir yaklaşım doğal ve masumdur.  Ya da bunun sebebi inançsal bağnazlık da değildir…

Zaten bu kesimin bir hakikat yolculuğuna çıktığı bile söylenemez. Onlar için atalarının ya da abilerinin/şeyhlerinin sözü zaten hakikattir. Ben daha ziyade okuyarak ve düşünerek bilinçli tercihte bulunmuş ve bunun için bir ömür hayatını bu dine adamış ve bunun için bedel ödemiş veya ödemekten çekinmeyen insanları kastediyorum…

İçeri girerken ardına kadar kapattığımız ve bir daha açmak şöyle dursun aralamadığımız kapının hikâyesi;  bizlerin din algısını ve bu çerçevede şekillenmiş hakikat tasavvurumuzu anlatır. Bu aynı zamanda kendimize bile itiraf etmediğimiz; vicdanımızla yeni baştan yüzleşmeye karşı duyduğumuz korku ve endişenin hikâyesidir de…

Herkes bilir ki vicdanlarımızla baş başa kaldığımızda ortaya çıkacak şüphe ve yanılgı durumu yani yürüdüğü yoldan, bulunduğu halden/taraftan veya duruşundan şüphe duyması; onun yeni baştan bir hakikat yolcuğuna çıkmasını zorunlu kılacaktır. Bu durumda sahip olduğu olanaklar, kurulu düzeni, yaşadığı konforun onun uhrevi akıbeti için tehdit olması veya yıllarca yaşadığı sıkıntıların beyhudeliği gibi seçenekler, onunla gerçeklik/hakikat arasında set gibi duran kapıdan uzak durmasını zorunlu kılar… Onun için dışardan gelen her sese kulaklarını kapaması, görmemesi ve bu konuda düşünmemesi; gerçeklikle yüzleşmemesi için elzemdir. Nefsi ona: Kapıdan uzak dur! dedikçe o da hakikat üzerinde yaşadığına dair kendi kendini biraz daha ikna eder.

Herkesin hakikat iddiasında bulunduğu bir zaman dilimindeyiz. Herkes doğru yol üzerinde olduğunu iddia etmekle kalmayıp ötekileştirdiği kardeşini ateş halkından olmakla itham etmekte… Herkes elindekini hakikat olarak pazarlarken bununla öğünmekte ve karşısındakinin batıl olduğunun ispatı için çabalamakta…

Gerçekten hak nedir? Kim hakikat üzerindedir? Ben mi, öteki mi? Hangimiz dinin ruhuna uygun düşünmekte ve yaşamakta? Rabbimizin huzuruna çıktığımızda kim aklanacak, kim cezalandırılacak? Bunun gibi onlarca soru aklımızı kemiriyor…

İslam düşüncesinde hakikat daha ziyade ontolojik bir kavram olarak tanımlanmıştır. Bununla ilgili birçok düşünce ve kelami tartışma üretilmiştir. Fakat bunlar bu yazının konusu dışındalar... Hakikat; hak ile ilgili her türlü inanç, düşünce, yorum, kabul ve eylemleri kapsar. Hak birdir. Doğru ve gerçek olandır. Ama hakikat, insanın hak olana doğru gösterdiği tüm çabalar neticesinde, doğruluk ve gerçekliğe dair ulaştığı sonuçtur. Haktan bir cüzdür… Yani mutlak olarak hak değildir. Hak ile ilgili insanın vardığı son yargıdır… Kur’an’da Allah için hak kavramı kullanılır. Allah haktır. Yani vardır/gerçektir. Kur’an, İnsan hak ile yaratıldı, der. Yani insan matrix türü sanal bir yaşam sürmeyip somut bir gerçekliğe sahip olarak yaratılmış ve bu şekilde somut olarak varlığını sürdürmektedir. Yine Kur’an Ahireti hak olarak tanımlar. Ölümden sonra yeni bir hayat gerçektir. Diğer bir ayet, Allah’ın vaatleri haktır der. Ne derse o olur… Yani Kur’an’ın Hak olarak tanımladığı tüm bilgilerle ilgili yaptığımız tüm yorumlar ise hakikate ulaşma çabasıdır. Ve bunları hakikat olarak tanımlarız…

Bu bağlamda dini doğru bir şekilde anlama, yorumlama ve yaşamaya dair yaşadığımız tüm serüvenler ise bir hakikat yolculuğudur. Varlık tasavvurumuzla başlayan ve din algımızı yeniden inşa eden bu yolculukta herkes aynı kapının önünde durmaz. Ya da ulaştığımız kapının, hakikat kapısı olmama ihtimali de vardır. Veya zaman, mekân ve muhatap farklılığından ötürü hakikat olarak birden çok kapının önümüze çıkması da mümkündür. Çünkü her hakikatte haktan bir parça izin bulunması gayet doğaldır.

Müslümanların hakikat tasavvuru kurtuluş teolojisi üzerine inşa edildiği için bu kapının mutlak olarak doğru, değişmez ve şüphe duyulmaması gereken bir unsur olarak düşüncelerinde yer etmiştir. Onlar için kurtuluşun yegâne yolu, içinde bulundukları yoldur. En genel anlamda bu İslam dairesi kabul edilse dahi özelde tabi oldukları alt kimlikler/mezheplerdir. Onun için bir selefi ömür boyu selefidir. Tıpkı bir Şii’nin, Ehli-Sünnetin ya da tarikat ehlinin mensubiyetini ömür boyu sürdürmesi gibi…

Oysa Allah’ın Kur’an’da sıklıkla ifade ettiği gibi, hakikat iddiasında bulunanların kendi burhanlarını/kesin delillerini ortaya koymaları gerekir. Ve akli ve nakli deliller ile birlikte ancak ikna ile insanlar iddiaları kabul eder ya da ret ederler… Kesin deliller sonucu vardığımız yargılar hakikat olarak önümüze yaşanmak üzere bir kapı aralar… Ve başka bir akli ve nakli delile kadar o kapı bizler için hakikat yani kurtuluş kapısıdır.

Müslümanlar olarak hak olana doğru bir arayış ve yolculuk yapmakla mükellefiz. Ulaşılan her doğru bir hakikat olarak eyleme dökülür. Bu açıdan doğru bilgi ve doğru eylem arasında sürekli mekik dokumak; aynı zamanda imtihanımızın konusuna dönüşür. Bunun için Müslümanlar olarak kardeşlerimizi ötekileştirmeden ve düşünce dünyamıza ait kapıyı kapamadan, daha doğru olanı bulma ve yaşama inanç ve azmine sahip olmalıyız. Böylece Hak olan ahiret yurdu için yaptığımız hakikat yolculuğu, ömrümüzün sonuna doğru sürüp gider...

Yorum Ekle
Yorumlar (2)
Mbozac | 10.03.2021 13:20
İçeride misiniz dışarıda mı şu an, gerçek anlamıyla... Slm
Mehmedali | 10.03.2021 09:58
"Onun için bir selefi ömür boyu selefidir. Tıpkı bir Şii’nin, Ehli-Sünnetin ya da tarikat ehlinin mensubiyetini ömür boyu sürdürmesi gibi…" Hak ve hakikat bu mu ?