metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

Haberler / Yorum - Analiz

YOLDAKİ TAŞ/KEVSER KIRAN

19.05.2026

Zaman çok hızlı aktı. Çocukluğumuzda hayalimizden geçmeyecek cihazlar aynı neslin hayatı içinde tasarlandı, üretildi, kullanıldı ve eskitildi. Yenileri ve daha iyileri önümüze gelmeye devam ediyor. Bilimin gelişmesi teknolojinin yükseldiği yeni bir çağın kapılarını araladı. Yükselen teknoloji hayatı kolaylaştırdı ve daha da hızlandırdı. 

Peki bu hızlı gelişimin medeniyetimize getirisi ne oldu?

İktisat biliminin konusu olan, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi ölçütleri olan kalkınmadan bahsetmiyorum.

Medeniyeti nasıl tanımlarız, en yalın ifadeyle;

Bir toplumun tarih boyunca ortaya koyduğu, o toplumu diğer toplumlardan ayıran tüm maddi (teknoloji, mimari, şehirler, sanat eserleri) ve manevi (inançlar, ahlak kuralları, bilim, gelenekler, hukuk) değerlerin bütünüdür. 

 

Gelişen teknolojinin hayatımıza getirdiği hız ve nitelikler medeniyetimizi nasıl etkiledi, bunu beraber konuşalım istiyorum. 

 

Tüm dünyayı ‘tektip’leşmeye doğru iten küreselleşme, hassaten etkin figür olarak rol alan sosyal medyanın da katkılarıyla medeniyetler arasındaki sınır taşlarını kaldırdı; artık insanlığın renkleri olan özgün çizgileri yakalamak gittikçe zorlaşıyor. Su kütleleri arasındaki yoğunluk, sıcaklık ve tuzluluk farkı taşıyan denizler bile birbirine karışmazken binlerce yıllık medeniyetlerden gelmiş toplumlar, özgün değerlerini hızla törpüleyerek birbiriyle tıpkılaşıyor. Gelenek, görenek, örfümüzde olmayan davranışlar adeta virüs yayılım hızıyla yeni normaller haline gelmeye başlıyor.

 

Yeni normaller, adeta ayağımızı vuran bir ayakkabı gibi toplumun sacayaklarında yaralar açmaya başladı.

 

Bilgiye daha hızlı ulaşıyoruz fakat bilgi edinme isteğimiz azaldı. 

Yolu daha hızlı katediyoruz fakat diğer yolculara tahammülümüz azaldı.

İnsanlara daha hızlı ulaşıyoruz fakat insanlara toleransımız azaldı.

 

Sürekli düşen kitap okuma oranları ile ciltlerce kitabı minicik bir çipte toplayıp avucumuzun içine bırakabilen teknolojik gelişme büyük bir tezat. Babamız değilse de dedemiz yolculuğu at üstünde zahmetle yaparken ergonomik koltuklu klimalı otomobillerle mermer gibi asfalt üstünde konforlu yolculuklara eriştiğimiz halde yollardaki diğer yolculara sataşmamız büyük bir tezat. Çok değil, 20 yıl öncesine göre bile çok daha kolaylıkla sosyalleşebiliyoruz ama bu sosyalleşebilmeyi ekranın arkasında olmanın rahatlığıyla herkesi eleştirip çekiştirmek için kullanıyoruz.

 

Oysa ne buyurmuştu O En Kıymetli (Sav) ;

 

“İman 70 küsur şubedir. Bunların en üstünü ‘La ilahe illallah’ demek, en alt derecesi ise yoldan insanlara eziyet veren (taş, diken vb) şeyleri kaldırmaktır.” 

(Buhari; İman:3, Müslim; İman:58)

 

Zahirde görünen haliyle çevremizi temiz tutmak gibi bir başlık altında açıklanıyor olsa da amelin değil de imanın bir şubesi olarak tasnif edilmesi yoldan insanlara eziyet veren taş ve dikenleri kaldırmanın bir paradigma olduğunu açıkça vurgulamış oluyor. Bunu böyle anlayan da ilk ben değilim elbette.

 

İmam Gazâlî, İhyâ’da "Müslümanların haklarını gözetmek" ve "iyi ahlak" konularını işlerken bu hadise atıfta bulunur. Der ki: Maddi bir dikeni yoldan çekmek elbette imandandır; fakat bir Müslümanın gönlündeki kırgınlığı, bir fakirin önündeki geçim derdini veya bir insanın hayat yolundaki bir zorluğu (ister bir idarecinin halka çıkardığı zorluk olsun, ister bir akrabanın çıkardığı pürüz) ortadan kaldırmak, hadisin asıl ruhunu ve ahlaki kemalini temsil eder.

 

Büyük müfessir ve kelamcı Fahreddin er-Râzî, Mefatihu’l Gayb eserinde şeriatı ve amelleri tanımlarken "halkın maslahatını (menfaatini) koruma" ilkesini merkeze alır. Ona göre bu hadisteki "yol", insanların dünyevi ve uhrevi işlerini yürütürken yürüdükleri nizamdır. İnsanların hukuki işlemlerini zorlaştırmak, adalet mekanizmasını yavaşlatmak, bir hak sahibinin hakkına ulaşmasına engel olmak; yola koca bir kaya dikmekten farksızdır ve imanın zayıflığına işarettir.

Tasavvuf ekolünden olan Kuşeyri ve İbn Acibe daha içsel bir yorum getirir; onlara göre yol aslında ‘Sırat-ı Müstakim’ yani kulun Allah’a ve huzura giden hayat yoludur. Dışsal taşlar gıybet, dedikodu, iftira gibi insanların arasını açan ve toplumsal huzur yolunu tıkayan eylemlerdir. İçsel taşlar ise insanın kendi egosu, nefsidir. Kibir ve haset taşlarını kalbinden temizlemeyen insan, hem kendi hayat yolunu tıkar hem de çevresindekilere eziyet verir.

 

Biz bugünün penceresinden bakarsak Müslüman toplumların yollarındaki taşlar cehalet, tembellik, kolaycılık, hırçınlık, birbirine tahammülsüzlük olarak görünür. Bir memursan ve önündeki evrakı kasıtlı bekletiyorsan yola bir taş koymuşsun demektir, birinin moralini bozup hayat enerjisini sömürüyorsan yoluna diken dökmüşsün demektir, asfaltta makas ata ata gidiyorsan arkandan gelenlerin yoluna taşları seriyorsun demektir. 

Ve yaşadığın toplum için bir faydan olabilecekken yapmıyorsan o taşı o yoldan almıyorsun demektir.

Halbuki toplumun selameti bireyin rahatından önemlidir. Toplumun selametine edeceğimiz hizmet, medeniyetimizin ‘mim’idir, çocuklarımızın geleceğidir, milletimizin refahıdır, istikbalin sancağıdır.

Nebevi şevkat bize diyor ki eğer Allaha ve ahiret gününe iman ettinse o taşı oradan kaldır, o dikeni oradan temizle, bu bir iman meselesidir. Yapıp yapmamak gönlüne kalmış bir nafile ibadet değildir. Birinin işini kolaylaştırıyor, yüzünü güldürüyor ve yükünü hafifletiyorsan işte o zaman en halis iman eylemlerinden birini gerçekleştiriyorsun demektir. Alemlere Rahmet Olan’dan esen rüzgarları yelkenlerine doldurmuşsun demektir ki ne mutlu sana!

 

 

Dünyayı adalet ve huzurla çekip çeviren medeniyetler kurmuş milletimizin yollarına bu kadar çok taş nereden gelmiş olabilir, yoksa denizler mi karıştı birbirine?

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş