metrika yandex
Anlam Kitap

Haberler / Kültür - Sanat

Kadrini Bilemediğimiz Kıymetlimiz: Allah'ın Mescidleri / Kevser KIRAN

05.08.2022

Yaratılmış olan her bir 'şey' , kıymetini yaratanından alır, çünkü değer biçmek kula değil Allah celleye aittir. İnsanların hayatında da toplumların hayatında da dönem dönem daha fazla kıymet verilmiş, daha fazla öncelenmiş, daha fazla rağbet görmüş şeyler olur. İnsanoğlu 'tüketicidir' ve ne yazık ki en sevdiklerini dahi tüketir ve yenisini arar. Dünya hayatının yanıltıcı telaşı içinde süregelen imtihanımız, Rabbimizin değerini yüksek biçtiklerine rağbet edip, alçalttıklarını hayatlarımızdan uzak tutmak esası üstüne kuruludur.

Şüphesiz bu pek de kolay olmayacaktır. İblis ise, insanın yaratıldığı gün, bizlere kötülükleri süsleyip azdıracağına dair and içmiş (1) ve bu noktada insanoğlu üzerinde binlerce yıldır edindiği tecrübeyle var gücüyle değerlerimizi ve rağbetlerimizi alt üst etmeye çalışmaktadır. Şeytanların da insan şeytanlarının da, müminleri dünyanın geçici oyun ve oyalamacasına davet eden kışkırtmalarından, üstümüze sinebilecek, gönlümüze sızabilecek kirin pasın arıtılması için, Allahu teala rahmetiyle bize vesileler yaratmıştır. Onlardan biri de Allahın evleri olan mescidlerdir. Rasulullah sav efendimizin, başka hiç bir gölgenin olmadığı Kıyamet gününde Allahu tealanın arşının gölgesinde gölgelendireceğini haber verdiği yedi sınıf insandan biri olan “Kalbi mescidlere bağlı Müslüman” (2) olmak, bize gösterilmiş açık ve net bir hedeftir.

Tevbe suresi, 18. ayette “Allahın mescidlerini, ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namaza devam eden, zekatı veren ve Allah'dan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte bunların doğru yola ermeleri umulur” buyurulmaktadır. Müfessirlerimize göre imar kelimesi, o mescidlerin içinde bulunmayı, onları ihya etmeyi, onları süpürüp temizlemeyi, ışıklandırıp onarmayı, orda ders okutmayı, onlarda Allaha kulluk etmeyi ve zikretmeyi, mescidleri yapılış amaçlarına uygun olarak kullanmayı da ihtiva eder. (3) 'Umulur' kelimesi ile meal ettiğimiz “asâ” lafzı, İbn-i Abbas ve diğerlerinden nakledildiğine göre Allah için vucup ifade eder. Yani işte böylelerinin doğru yola ermişlerden olmaları yakışır, anlamındadır.(4) 'Kuranda geçen tüm (asâ) kelimeleri kesinliği ve vacipliği ifade eder. (5)

Mescidler, Allah celle ve Rasulu sav tarafından hayatın merkezine konmuş, İslâm toplumunun kalbi olarak belirlenmiştir. Bir kalp, insan bedeninde kanı bütün vucuda her an tekrar tekrar yolladığı gibi, mescidler de toplumun damarlarına hayat olacak iman, ihlas, ilim, ibadet, birlik bilinci, aidiyet duygusu, din kardeşliği bağlarını taze ve güçlü tutma azmini yollar. “İman yetmiş küsür bölümdür, en üstte Allah'tan başka ilah yoktur sözünü kabul etmek ve en altta da insanlara sıkıntı veren bir nesneyi yoldan çekmek bulunmaktadır.” (Buhari, iman, 3) hadisi şerifinde, İslâm toplumu için yapılacak en ufak bir faydanın bile iman meselesi olduğunu görmemiz mümkündür. Peki İslam'da toplum hayatının sıhhati neden bu kadar önemlidir? Büyük ve sadık bir ailenin ferdleri gibi birbirine bağlı olması gereken müslümanlar, birbirlerinden koptukça bir evin içinde ayrı ayrı odalarda zaman geçiren aile ferdlerine benzerler. Evin babası, annesi, oğlu, kızı ayrı ayrı odalarda ayrı ayrı bireysel hayatlarını yaşarken ailenin şahsı manevisi yavaş yavaş ölmüştür. Bireyselleşme hastalığı bir kez bünyeye girdi mi ordan akrabalık bağlarına, mahallelere, şehirlere ve ülkelere sirayet eder. Birbirlerinden kopuk, uzak, gerektiğinde birbirine düşman olabilecek darmadağın ve kimliksiz bir toplum bozukluğu ortaya çıkar. Basın yayın da bu bireyselleşmeyi meşru ve popüler hale getirmek için bütün borazanlarını öttürmeye başlar. Bağları kopartılmış ve aralarından soğuk rüzgarlar esen bireyler artık bir aile olarak birlikte hareket edemezler, aynı durumdaki toplumlar da artık birlik hissetmez ve birlikte hareket edemezler. Bunun akabinde şahısları da ülkeleri de birbirine kışkırtmak artık çok kolaydır. Öyle kolaydır ki çepeçevre coğrafyasında odasına kapanıp “La ilahe illallah” diyen insanlarla dolu ülkelerin tam da ortalarına ve en mübarek ve mukaddes üç şehrinden birine siyonist düzen kurulur, Mirac yurdumuz işgal edilir. Öyle uzaktır ki kalpler birbirinden ve ait olduklarından habersiz oldukları bilinçten, ilk kıblemiz olan Mescid-i Aksa esir alınsa bile artık “biz” bilincini kaybetmiş, kendisinden başka herkesi 'onlar' olarak zanneden müslüman bireyler, kendilerine emanet edilmiş mukaddesin ellerinden çıktığını farketmezler. Hilafet kurumunun bayraktarlığını yapmış olan bu toplumda camilerin kapatılması, yıkılması, ahır yapılması, insanların mescidlerden ve ezanlardan uzaklaştırılması tesadüf olmasa gerektir.

Müminlerin yolları mescidlerde birleşmelidir, ki kendileri de aynı yolda birleşebilsinler.

Abdurrezzak, ibn Cerir ve Beyhaki, Şuabu'l-iman'da Amr b. Meymun el Evdi'den bildirir: Rasulullah'ın (sav) ashabının bize bildirdiğine göre Yüce Allah'ın yeryüzündeki evleri mescidlerdir. Yüce Allah da bu yerlerde kendisini ziyaret edenlere mutlaka ikramda bulunur.(6) Beyhaki'nin Enes b. Malikten bildirdiğine göre Rasulullah (sav) “Gecenin karanlıklarında mescidlere yürüyenleri Kıyamet gününde tam olan bir nur ile müjdele” buyurmuştur. (7)

Buradan da anlaşılıyor ki Allah ve Rasulü, müminleri her gün, günde beş vakit mescidde görmek istemektedir. Alemlerin Rabbi, kulunu mescidde görecektir, kul da kendisini ve diğer müminleri her gün düzenli olarak Allahın evinde görmelidir. Kuşkusuz yeryüzü bize mescid kılınmıştır. (8) Toprağın üzerinde dahi namazımızı kılmamızda bir mahzur yoktur. Ancak mescidler ve camiler bir semboldür. Bir memleketin İslam olma tezahürüdür. Bir kulun mescidlere devam etmesi, ümmet-i Muhammedden olma tezahürüdür. Bir toprak fethedildiği zaman ilk önce cami inşaa edilir.

Mescidler, bir evrakın üzerine vurulmuş mühür gibi bir memleketler üzerinde sabitleyicidir. O mühür, zengin fakir yaşlı genç patron işçi demeden, her türlü ayrımın ve etiketin sona erdiği, aynı safta beraber secde ettiği mübarek mekan, toplumun temel dinamiğidir. Aynı kubbenin altında saf tutan adamlar, dışarıya çıktığında da daha büyük bir kubbe olan gökyüzünün altında kardeşlik ve birlik duygularını canlı tutabileceklerdir.

Mescidlere sabah akşam devam eden, mescid inşaa eden, hatta bir kayakuşunun yuvası kadar dahi olsa bir mescid inşaa edene Allah celle'nin cennette bir ev inşaa edeceği, hatalarını affedip cennette hediyeler hazırlayacağı pek çok hadisi şerifde vaad edilmiştir. (9)  Serçeye benzer bir kuş olan kayakuşunun yuvası kadar bir mescid imar etmeye teşvik, anlaşıldığı kadarıyla bir tuğla olsun katkıda bulunmaktır. Mescidlere yapılan her hizmet, mescidlere verilen en küçükten en büyüğe emek, hürmet Allahın indinde cennetle karşılık bulmaktadır. “Allahın evlerini imar edenler Allahın has kullarıdır” (10) buyuran Efendimiz sav. , 'imar' kelimesini kullanmakla, mescidlere verilebilecek hizmetlerin madden ve manen tamamını işaret etmektedir.

Allahın evleri olan mescidlere hizmet etmenin Allah rasulü sav. nazarındaki kıymetini

Ümmü Mihcen hadisinde görmek de mümkündür. Siyahi bir sahabe hanım olan Ümmü Mihcen ra., Mescidi Nebeviyi süpürüp temizlerdi. Rasulullah sav bir gün onu sorduğunda gece vefat ettiğini söyledi mübarek ashabı. Efendimiz sav, “neden bana haber vermediniz” buyurarak ashabını da arkasına aldı ve doğruca Ümmü Mihcen ra.'in kabrine vardı ve bizzat cenaze namazını kılarak kendisine duada bulundu. (11) Mescide hizmet eden bir hanıma, bizzat alemlere rahmet efendimizin gösterdiği takdir ve vefa bizim için önemli bir kıstas olmalıdır. Rabbimizin biçtiği değerin yüksekliğini idrak etmemiz için, bunca delil ve mükafattan önce, isimlerinin bile Allah'ın evleri olarak anılması, Allaha izafe edilmiş olmaları yeterli olacaktı. Mescidlere hürmetin, buraya alabildiklerimizden çok daha fazlası Rasulu ekrem efendimiz sav'in asrı saadeti zamanında yaşanmış ve söylenmiştir.

Yarattıkları arasında bazılarını bazılarına üstün kılan Rabbimiz, cumayı diğer günlere üstün kıldığı, Hz Hatice, Hz Fatıma, Meryem annemiz ve Asiye hatunu diğer kadınlara üstün kıldığı gibi bazı mescidleri de diğerlerine üstün kılmıştır.

Ebû Hüreyre(ra), Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu haber vermiştir: "(İbâdet için) sadece şu üç mescide yolculuk yapılır: Mescid-i Harâm, Mescidi Nebî ve Mescid-i Aksâ..." (12) Yolculuğu bile ibadet olan bu üç mescid, Peygamberler eliyle yapılmıştır, diğer mescidlere üstünlükleri doğrudan risalet makamından açıklanmıştır. Âlimlerin ittifakı ile Mescid-i Haram (efdalu’l-mesâcid) dünyadaki mescitlerin en faziletlisidir. Bunun da elbette sebepleri vardır. Önce ta başlangıçtan beri, "insanların bir olan Allah'a kulluk etmeleri için vaz edilmiş ilk ev olan Kâ'be" Mescid-i Haram'dadır. Kıbledir. Hac farizasının merkezidir.

Sonraki en faziletli mescid ise, koca bir İslâm tarih ve medeniyetinin odak noktası ve "âlemlere rahmet olarak gönderilmiş", örnek kul, "son Resûl’ün sayısız hatıralarını saklayan ve bir görüşe göre "takva üzere te'sis edilmiş mescid" [13], Mescid-i Nebî'dir.

Gerek Hz. Peygamber’i ziyaret gerekse Mescid-i Nebî'de kılınacak namaz hakkında vârid olan hadisler, bu mescidin haiz olduğu önem ve faziletin delillerini oluşturmaktadır. (14)

Enbiyalar şehri Kudüsün bağrında, iman edenlere yüzlerce yıl, müslümanlara ise hicretin 2. yılına kadar kıblelik yapmış olan Mescid-i Aksa ise, Efendimiz sav.in miracının ilk durağı ve gelmiş geçmiş bütün önceki peygamberlerle buluşma noktasıdır. Onlara imam olarak namaz kıldırmış olduğu, Hz Ademden bu yana gönderilmiş bütün nebilerin risaletini tamamladığına işaret eden, insanlık tarihinin bu seçkin ânı Allah'ın takdiriyle orada gerçekleşmiştir.

Canib-i Risaletten, diğerlerine faziletli kılındığı tasdiklenmiş olan bu üç mescidden birincisi olan Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi, hamdolsun İslam topraklarındadır. İçimizin rahat olmadığı hususlar bulunmakla birlikte en azından küfrün silahlı güçleri orada hüküm koyucu değil. Lakin üçüncüsü olan Beytül Makdis, küfrün işgaline uğramış, elimizden alınmış, çalınmıştır. Allahu Teala yirmi değil, otuz değil hepsi hepsi üç mübarek mescidi diğerlerine faziletli kılmış, onların kıymetini bütün diğer kıymetliler arasında en üstün tutmuştur, fakat sadece üç tane olan bu mücevherlerimizden birini de kaybedebilmiş olmamız bize acı olarak yetmelidir.

“Mescid-i Aksâ da ümem-i salifenin kıblesidir. Mescid-i Haram'a uzaklığından dolayı da Mescid-i Aksâ denilmiştir. Bir sebeb de bu mescidlere me'mur birtakım melekler bulunup bunların, buralara gelen mü'minlerin aralarında dönüp dolaşarak haklarında hayır ve saâdet dilemeleridir.” (15)

Abdullah b. Ömer radıyallahu anhüma’nın rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte belirtildiğine göre; Süleyman aleyhisselam Mescid'i Aksâ’nın (beyt-i makdis) inşasını bitirince Allah Teâlâ'dan üç dilekte bulunmuştur:

  1. Kendisinden sonra kimselere nasip olmayacak bir mülk ve saltanat
  2. Allah’ın hükmüne uygun hüküm verme gücü ve kabiliyeti.
  3. Yalnızca namaz kılmak niyetiyle Mescid-i Aksâ'ya gelenlerin anasından doğduğu günkü gibi günahlarından bağışlanması.

Hadisin devamında Hz. Peygamber'in şu açıklaması yer almaktadır:

“Cenâb-ı Hak, Süleyman'a bunlardan ilk ikisini vermiştir. Üçüncü dileğinin de kabul edilmiş olmasını umarım."[16]

Yüreğimin yarısı Mekke'dir, geri kalanı da Medine

Üzerinde bir tül gibi Kudüs vardır Nuri Pakdil

Yolculuğu ibadet, içinde ibadet etmek de mağfirete sebep olan bir mescid için hangi fedakârlığa çok denebilir ki? Bir kayakuşunun yuvası kadar mescid yapmanın mükafatı cennetse, Risalet makamınca üstünlüğü açıklanmış olan mescidin gerek hizmetinin gerekse ibadetinin Allahın indindeki kıymetini bu dünyada tasavvur etmek mümkün mü? Özellikle Efendimiz sav. bizzat oraya gitmeyi ve orda namaz kılmayı tavsiye ediyorsa..

“-(Orası) mahşer (kıyamet günü) yeridir. Oraya varıp içinde namaz kılınız. Çünkü Onda kılınan bir namaz, başka yerde kılınan bin namaz gibidir.» Ben -.

Eğer oraya kadar yolculuk etmeye gücüm yetmezse ne edeceğimi haber verir misin? Diye sordum. Buyurdu ki : «Sen Ona zeytin yağını hediye edersin, aydınlatılmasında kullanılır. Kim bunu yaparsa, oraya varmış gibi olur."  (17)

Bu hadisi şerif alemlere rahmet olan efendimiz sav.in dilinden döküldüğü gün, tıpkı bu günkü gibi Mescid-i Aksa kafirlerin işgali altındaydı. Hz. Ömer (ra) nebevi işareti alarak Kudüs'ü fethetti ve Beytül Makdis'in kapılarını namaza açtı. Nebevi işaret halen yerinde durmakta ve ufkumuza bir ışık tutmaktadır. Aynı nebevi işareti gören Selahaddin o güzel mücevheri tekrar aldı ve yerine koydu. Aynı nebevi işareti gören Yavuz Sultan Selim de o kıymetli mücevheri tekrar aldı ve yerine koydu.  Haremi şerifimiz tekrar çalınmış ise tekrar o mübarek nebevi işareti görmemizin zamanı gelmiştir.

Zorluklarla dolu o günlerde aydınlatmak için zeytinyağı göndermesi teşvik edilen müminler, bu gün, Beytül Makdisi aydınlatabilecek daha fazla güce ve imkana sahipler. "Bir adamın kendi evinde kıldığı namaza bir namaz sevabı verilir. Oturduğu beldenin sakinlerinin devam ettikleri camide kıldığı namaza yirmi beş kat sevap verilir. Cuma namazının kılındığı camide kıldığı namaza beş yüz kat sevap verilir. Mescid-i Aksa'da kıldığı namaza elli bin kat sevap verilir. Benim camimde kıldığı namaza da elli bin kat sevap verilir. Mescid-i Haram'da kıldığı namaza ise yüz bin kat sevap verilir." (18)

Kıymetlilerimiz içinde Allah'ın koyduğu fiyattan başka fiyat, değerden başka değer, ücretten başka ücret belirleyebilecek olan var mıdır? Zor günlerde elini taşın altına koyan ile zafer nasip olduktan sonra harekete geçen bir olacak mıdır? Fetih gelmeden önce emaneti kucaklamak ne kadar zorsa, mükafatı da o kadar büyüktür. Rabbimiz bu gün kıymetlilerine sahip çıkanları yarın çıkanlarla bir tutmayacaktır. Delili Kuran-ı Azimuşşandadır:

“Neden siz Allah yolunda harcamayasınız ki? Göklerin ve yerin mirası zaten Allah'ındır. Elbette içinizden, fetihten önce harcayan ve savaşan bir olmaz. Onların derecesi, sonradan infak eden ve savaşanlardan daha büyüktür. Bununla beraber Allah hepsinede en güzel sonucu vaad etmiştir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (19)

  1. Hicr Suresi 39,40.
  2. Buhari, Ezan 36, Zekat 16, Rikak 24, Hudüd 19; Müslim, Zekat 91. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 53; Nesaî, Kudat 2
  3. Nesefi, Suyuti, Kurtubi, Beydavi...
  4. İmam Kurtubi, El Camiu Li-ahkamil Kuran C.8, S.158 Büruc Yay.
  5. İbn Cerir (11/376,377) ve İbn Ebi Hâtim (6/1766), Ebu Mansur el Maturidi Te'vilatu'l Kuran Tercümesi C.6, S.337 Ensar Neşriyat
  6. Abdurrezzak (2/61), İbn Cerir (17/317) ve Beyhaki (2943, 2944).
  7. Beyhaki (3/63), Şuab (2902) ve İbn Mace (781). Sahih hadistir (Elbani, Sahih Sünen İbn Mace, 633).
  8. Sahih-i Buhari ve Tercümesi C.2, S.535 Kitabussalat, 56/84. Ötüken Yay.
  9. Ed-Dürrül Mensur, İmam Suyuti, C.7, S.251,252, Riyazu'ssalihin C.2, S.469,470, Sahih-i Buhari ve Tercümesi C.2, S.545,546 Kitabussalat, 96. Ötüken Yay.
  10. Camiussagir, İmam Suyuti, (1/1298)
  11. Sünen-i İbn-i Mace 1533.
  12. Buhârî, Mescidü Mekke 1, 6; Savm 67; Sayd 26; Müslim, Hac 415, 511, 512; Ebû Davud, Menâsik 94;Tirmizî, Salat 126; Nasaî, Mesâcid 10; Dârimî, Salat 132; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 234, 238, 278, 501; III, 7, 34, 45, 51, 53, 64, 71, 75, 78, 93, VI, 7
  13. Tevbe suresi, 108.
  14. Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan, “En Faziletli Üç Mescid”
  15. Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, Diyanet işleri Bşk Yay. C.4 S.167
  16. Nesâî, Mesâcid 6; İbn Mâce, İkâme 196; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 176
  17. Süneni İbn-i Mace 1407.
  18. İbnu Mâce, İkâmetu's-Sala ve's-Sunne fihâ, 5/198.,Ahmet b. Hanbel,2/ 16, 68
  19. Hadid Suresi, 10. Ayeti kerime.

Yorum Ekle
Yorumlar (2)
Kevser Kıran | 05.08.2022 15:07
O halde bir dahaki yazımızda adalet üstüne istişare edelim Mehmet Ali bey kardeşim
Mehmet Ali | 05.08.2022 11:34
Adaleti imanla bukusturmadan bu vaazların anlamı yok! Kimsenin dinlemediğini görün artık...