Her Seviyedeki Muhatap İçin Bir Meal Okuma Yöntemi Önerisi
Mealler Teorik Tartışma Metinleri Değildir
c) Kur’ân Meâlini Düşüne Düşüne, Sorular Sorarak Okumak Gerekir
Tüm bunlardan sonra okunan metin, herhangi bir uzmanın/mütercimin hazırladığı bir meal olsa da, O, Allah’ın kelamının bir tercümesi ve izdüşümüdür. Bu nedenle onu dikkatle, özenle ve düşüne düşüne okumak gerekir. Okurken acele etmemeli, bu konuda sabır okuyucunun en önemli yardımcısı olmalıdır. Sabır okuyucuyu peşin hükümlülükten ve acele yargılardan korur. Vahyin bir deniz, denizin de kolay kolay içinde pislik barındırmayacağı göz önünde bulundurulursa, Kur’an meali tekrar tekrar okunduğunda, zaman içinde bazı yanlış anlayışlarımızın ortadan kalktığı da görülecektir.
Düşünme insanoğlunun en belirgin özelliğidir. Düşünce, anlamanın, yorumlamanın ve üretmenin olmazsa olmaz bir kuralıdır. Anlama, yorumlama ve üretme, düşünmenin üzerine bina edilirler. Bir konu üzerinde ne kadar düşünülmüş ve emek harcanmış ise, konu o kadar sağlam, o kadar uzun ömürlü ve o kadar sağlıklı olur. Düşünmenin vazgeçilmez iki ayağı vardır, sorgulama ve sağlama yapma... Bu iki ayaktan yoksun bir düşünme, anlama, yorumlama ve üretim konusunda herhangi bir katkı sağlamaz. Düşünme, durağan bir şey değil, dinamik bir şeydir. İnsanoğlunun, geçmişi, bugünü ve geleceği arasında mekik dokumasına neden olur. Çünkü insanoğlu, ancak geçmişini, bugününü ve geleceğini kucaklayabildiği oranda insan olur, yoksa bunlar olmadığında sıradan bir canlıdan herhangi bir farkı kalmaz.
Bu nedenle, Kur’ân meâli okuyacak birisinin kendi kendisine, öncelikle özellik, kapasite ve performansının ne olduğunu sorması gerekmektedir. Okuduğu herhangi birşey üzerinde kafa yormakta, onu önemsemekte midir? Çabuk usanan, daldan dala atlayan, sorgulamaktan ve soru sormaktan çekinen bir yapıya mı sahiptir? Okuduklarıyla, yaşadıkları veya yaşanılan ve yaşanmakta olan hayat arasında bir bağ kurmakta mıdır? Sorumluluk almak kendisini nasıl etkilemektedir, aldığı sorumluluğu ne pahasına olursa olsun yapmaya mı çalışmakta, yoksa bu sorumluluktan kurtulmak için fırsat kollamakta, bahane mi aramaktadır? Bir Kur’ân meâli okuyucusu bunların cevabını bir şekilde vermek durumundadır. Çünkü sıradan bir kitap okumamaktadır, meal okumaya başlamakla önemli bir sorumluluk altına girmiş bulunmaktadır.
Genelde günümüz insanın, özelde Müslümanların genelinin, bir işi, bir disiplin ve sistem içerisinde inceleyip sonuçlandıramadığı, bu nedenle, birçok işi yarım bıraktığı yüksek sesle ifade edilegelmektedir. Bu sadece önem verdiği işler için geçerli bir durum değildir elbette, sıradan ilişkilerinde de durumun böyle olduğu görülmektedir. İnsanlar genelde zora talip olmazlar.

Bu nedenle, meâl okurken üzerinde durulması gereken önemli bir konu da onu maymun iştahlılıkla, yarım yamalak değil, düşüne düşüne, en önemlisi de o an okumaya başladığı sureyi sonuna kadar okumaktır. Bir kere okumakla yetinmemeli, bu okumayı bir kaç kez tekrarlamalıdır. Okuduğu âyetler ile davranışları arasında ilintiler kurmalı, inandıklarını, düşündüklerini, yaşadıklarını sorgulamalıdır.
Bunu yapmanın kolay olmadığını, kişinin kendisini okuduğuna bu denli kaptırmasının oldukça zor olduğunu biliyoruz. Ancak, okuduğu metnin sıradan bir metin olmadığını, kendisini yaratanın kendisine seslendiğini düşündüğünde, bu zoru aşmak sanırızbiraz daha kolaylaşacaktır.
Okuyucu, alışık olmadığı bir metinle karşı karşıya olduğu için, birçok zorlukla karşılaşabilecektir. Örneğin ilk etapta birçok âyet anlaşılmaz gelebilecektir veya karşılaştığı birçok âyet hazır düşünceleriyle çelişecektir. Bu arada kafasında birçok soru ve cevap belirecektir. Bu aşamada yapılması gereken ilk şey beyne üşüşen düşüncelerin herhangi birini tercih etmeden okumaya devam etmektir.
Okuyucu, Kur’ân meâli okumaya başlarken, kendisine bir "akıl defteri" (not tutmak için bir defter) tutmalıdır. Çünkü okuduğumuzda anlamadığımız veya hâlihazırdaki anlayışımızla çelişen âyet meâllerini bu deftere not etmemiz gerekecektir. Bu "akıl defteri" meâl okuma süreci içerisinde neyi anlayıp neyi anlamadığı konusunda okuyucuya önemli ipuçları verecektir.
Bir yandan okumaya, bir yandan not almaya devam ettiği müddetçe pekçok konunun kafasında daha da berraklaştığını fark edecektir. Tekrar tekrar okudukça daha önce sorduğu soruların birçoğunun cevabını bulduğunu görecektir. Ancak, bütün çabasına rağmen pekçok sorunun da cevabını bulamayacaktır, dolayısıyla birçok sure ve âyet de zihninde muamma olarak kalmaya devam edecektir. Muamma demekten maksadımız, meâldeki anlatımın anlaşılamamasından çok, bir bütün olarak konunun mesajının kavranamamasıdır. Çünkü okuduğumuzda Kur’ân'da anlatılan birçok konunun pratik bilgilerimizle çeliştiğini göreceğiz. Yine gerek meâli yapanın gerekse okuyanın, Kur’ân’ın üslubunu kavrayamamasından kaynaklanan birçok çelişki ve problem karşımıza çıkmaya devam edecektir. Bunların bir kısmı, tekrar tekrar okumakla giderilebilir, bir kısmı ise daha detaylı bir çalışmayı gerektirecektir.

d) Meâl Okurken Sabır Önemli Bir Yardımcıdır
İnsanoğlu genelde acelecidir. Bir şeyi hemen yapıp bitireyim ister. Fazla enerji ve zaman harcamayı sevmez. Çoğunlukla işin kolayına kaçar. Genelde yaptığı işten çabuk sıkılır. Hele yaptığı işin kendisine ekonomik bir getirisi yok ise, katlanma güdüleri tümden yok olur. Yaptığını alelacele yapar. Gerekli özeni göstermez, işi bitirmekle sorunu çözdüğünü sanır; aslında, kendini kandırır. Zaten, toplum olarak nefs muhasebesi yapma alışkanlığımız olmadığı için kendisini kandırdığının da çok zaman farkına varamaz.
Çünkü, meâl okurken ihtiyacımız olan en önemli destek ve malzememiz de sabırdır .Çünkü, sabır özellikle ilmî çalışmaların olmazsa olmaz şartıdır. Gerçi Kur’ân meâli okumak gerçek anlamda ilmî bir çalışma olarak görülmeyebilir; ancak, basit bir iş olarak düşündüğümüz bir meâl okuma olayı dahi bir cehd ve çaba istemektedir. Çünkü, meâl okuma Kur’ân'ı anlamanın ilk aşaması ve en kolay yoludur. Arapça bilmeyenler için ise yegâne ve vazgeçilmez bir yoldur. Meâl okumak sıradan, basit ve herkesin yapabileceği bir iş olsa da okuyana birçok sorumluluk yüklemekte, bir çaba ve sabır gerektirmektedir. Kur’ân meâli okumak, sadece bir okuma olayı değildir. Dışarıdan öyle görünse de, meâl okumaya başladıktan sonra bunun öyle olmadığı anlaşılır.
![]()
Çünkü birçok şey kendisine; bildik ve sıradan gelir. Bu nedenle önemsemez, "biliyorum" der geçer, "daha önce bildiklerimden farklı bir şey yokmuş" diyerek sayfaları hızlı hızlı geçerek okuduğunu sanır. Kur’ân meâlini bir ansiklopedi gözüyle okur, maddeler, tasnifler, isimler, tanımlar arar. Bu nedenle, onu gereği gibi önemsemez. Ya da okudukları kendisine çok karmaşık, yabancı, hatta çelişkilerle dolu ve anlaşılmaz gelebilir, dolayısıyla devam etmek istemeyebilir. Her iki durumda da acelecilik göstererek, onu anlamak için gayret ve sabır göstermemiş olacaktır.
Burada yapması gereken ilk şey; kendini yapmakta olduğu işin önemine inandırmaktır. Kur’ân meâlini niçin okumaktadır? Bunun cevabını tekrar tekrar vermek durumundadır. Elbette, insan yaptığı işi önemsemeyip hafife alırsa, o işi sürdürmekte zorlanır. O işten sağlıklı bir sonuç da çıkaramaz, bir yarar da sağlayamaz. Yaptığı iş basit bir meâl okuma olayı olsa da, kendisine, Allah'ı, öte dünyayı, bu dünyanın ne anlama geldiğini, kendisinin var oluş nedenini tanıtacak yegâne sağlam yoldur. Ayrıca eşyayı, eşyanın hayatındaki anlamını, yerini ve konumunu kavratabilecek, en etkin bir yöntemdir de aynı zamanda. Dolayısıyla, okudukları kendisine ister sıradan bildik şeyler gibi görünsün, isterse anlaşılmaz ve içinden çıkılması imkânsız zor bir iş olarak görünsün, yapacağı şey sabır göstererek onu okumaya devam etmektir. Yaptığı şeyi basit ve sıradan bir iş olarak görüp, hevesini kırmaması gerekir. Okuduğunun Allah'ın kelâmının bir tercümesi olduğunu düşünerek, acelecilik ve bıkkınlık duygusunun önüne geçebilir.

e) Mealler Teorik Tartışma Metinleri Değildir
Okuyucu bilmelidir ki, Kur’ân, bazı teorik tartışmaları yapmak için gelmemiştir. Bir kesimi yermek, bir kesimi övmek gibi bir amacı da yoktur. Anlamsız düşmanlıklar, abartılı dostluklar oluşturmak gibi bir çabanın içinde de değildir. Bu kitap, Allah'ı gereği gibi tanıtmanın yanında, Allah'ın gereği gibi tanınıp, ona yaraşır bir kulluğun yapılacağı, insanların birbirlerini aldatmayacakları, birbirlerine zulmetmeyecekleri, tokların açlardan sorumlu olacağı, güçlülerin zayıfları koruyacağı ve her şeyin Allah rızasına endekslendiği âdil bir yapı, huzurlu bir toplum kurmak için gelmiştir.
Meâl okuyan insan bilmelidir ki, bu ortamın oluşması için kendisi de üzerine düşeni yapmak durumundadır. Dolayısıyla, okuduğu meâldeki bazı tartışmaları, sosyal hayattan veya konu bütünlüğünden soyutlayarak, salt teorik tartışmalar olarak algılayıp bu tartışmalara takılıp kalmamalıdır. Bu tartışmalara takılıp kalarak, asıl yapılması gerekenleri göz ardı etmemelidir. Okuyup anladığı şeylerin kendisine neler anlattığına kulak vermeli, bunları nasıl yaşayacağının muhasebesini de yapmalıdır.
Okuyucu bilmelidir ki, Kur'an'ın şimdiki muhatabı kendisidir. Evet, bu âyetlerin bir ilk muhatabı vardır ve o ilk muhatabın ve konumunun bilinmesinin metni anlamak açısından önemli bir yeri vardır; ancak, şimdiki muhatabının kendisi olduğunu da unutmamalıdır. Dolayısıyla, bilmelidir ki, okuduklarında kendisine de bir şeyler söylenmek isteniyor, belli davranışlar içerisinde olunması gerektiği vurgulanıyordur. O bunları görmek ve gereğini yapmak durumundadır. Anlatılan kıssalardan, verilen örneklerden, gösterilen mesellerden ibret almasını, kendi adına pay çıkarmasını bilmelidir. Kendisini metnin dışında, metnin üzerinde görmemelidir. Okuduklarının aslında kendisi için geldiğini unutmamalıdır. Yapılan uyarılardan, tenkitlerden üzerine düşen payı almak için gerekli muhasebeyi yapabilmeli, düzeltmesi gereken davranışları varsa, onları düzeltmenin mücadelesine girişmelidir.

Okuyucu, Kur’ân'ın kendisine seslenmeyen bir kitap olduğunu düşünürse ondan alabileceği fazla birşey yoktur. Bu durumda Kur’ân kendisine bir tarih kitabının ötesinde açılmaz. Dolayısiyle meâl okuyan insan okuduğu metinle arkadaş, dost olmasını bilmelidir. Bilmelidir ki bu dost, kendisini sürekli doğru yola (sırât-ı mustakîm'e) çağırmaktadır. Yanlışlardan dönmesini istemektedir. En önemlisi de asıl hayat olan, âhirette mutlu olmasını istemektedir. Onu ateşten korumaya çalışmaktadır. Bunun için de, okuduğu, anladığı şeyleri davranış haline dönüştürmesi gerekmektedir. Eğer, Kur’ân, fakirlere verin dediği halde, okuyucu vermemek için gönlünde mazeretler üretiyorsa; yalan söylemeyin, insanları aldatmayın, kazıklamayın, zulmetmeyin, zulme ortak olmayın, diyor da o bunları hafife alır davranışlar sergiliyorsa; Kur’ân'ın kendisine açılmasını, kendisini sarmasını ve okuduklarından zevk almayı beklememelidir.
Okuyucu, meâl okurken yüreğinin ürperip ürpermediğini sık sık kontrol etmelidir. Eğer, ürpermiyorsa hemen bunun nedenlerini sorgulayıp bulmaya çalışmalıdır. Okuduğu, Kur’ân'ın meâli de olsa sıradan bir kitap değildir, onun hayat kitabıdır. O halde o, özelliğine yaraşır bir şekilde okunması gerekmektedir. Ancak öyle yaptığında Kur’ân meâlinin kendisine sıcak bir dost olduğunu görecek ve elinden bırakmayacaktır.
Önceki bölümlerde Kur’ân'ın kendine özgü bir kitap (İlahî Kelam) olduğunu ifade etmiştik. Burada dikkatleri birçok sûrenin başında bulunan (mukatta'ât) denilen harflere çekmek istiyoruz. Bu harfler ile ilgili çok şey söylenmiş, çok şey yazılmıştır. Bu ifade edilen görüşlerin birçoğu gerçeği ifade ediyor da olabilir. Ancak, ilk defa Kur’ân meâli okuyan birisinin zihnini dağıtmaması, zamansız tartışmalara girmemesi açısından, bu harfleri sadece harfler olarak algılamasında, söz konusu harflere herhangi bir anlam yüklememesinde yarar olduğu kanaatindeyiz.
Kur’ân meâli okuyucusu, Kur’ân çerçevesinde oluşturulmuş, temelsiz, anlamsız, marjinal tartışmalardan uzak durmalıdır. Kur’ân'ın (Mushaf'ın) rehberliğini, bağlayıcılığını ve gerçekliğini bütün tartışmaların üzerinde tutmalıdır. Onun nasıl anlaşılacağı, insanlara/topluma nasıl ulaştırılacağı, nasıl uygulanacağı konuları ile bu tartışmalı konular birbirine karıştırılmamalıdır.

SONUÇ
Bu konuda (meâl okurken yapılabilecekler konusunda) mutlaka söylenebilecek başka sözler de vardır. Ancak dikkatli bir okuyucu için, bu önerilerin yeterli olacağını düşünüyoruz. Herhangi bir Kur’ân meâli, yukarıda sıralayageldiğimiz öneriler göz önünde bulundurularak okunduğunda daha kolay anlaşıldığı ve birçok problemin de kendiliğinden çözüldüğü görülecektir.
Bu yöntemle birkaç kez meâl okuyan bir insan en azından Kur’ân'ın genel mesajını kavrayacak, Tanrı ve insan konusundaki yaklaşımını öğrenecektir diye ümit ediyoruz. Ayrıca daha derinlemesine çalışmak için kendisinde bir şevk ve merak uyanacaktır. Çünkü bu okumalar sonucunda, kafasında pekçok soru oluşmuş olacaktır. Bu sorular kendisini rahat bırakmayacaktır. Bu soruların cevabını, ya kendisine tavsiye edilen veya kendisinin rastgele ulaştığı bir tefsirle ya da Kur'ânî bilgisine güvendiği birisinin yönlendirmesi ve yardımı ile giderecektir/gidermeye çalışacaktır. Bütün bunlarla birlikte belki de, tüm yöntemleri de deneyerek/yararlanarak, bizzat kendisi meâller ve takıldığı konular üzerinde daha derinlemesine çalışmalar yapacak, bu konularda derinleşerek bu sorunları aşmaya çalışacaktır.
SON
FİKİR, İLKE VE DURUŞUN ÇİLESİ|MUSTAFA AYDIN
11.12.2025
Cevdet Yılmaz: Vatandaşlık maaşı geliyor
09.12.2025
Gazze planında Blair liste dışı kaldı
09.12.2025
Bir Turnusol Olarak Gazze|Mustafa Doğu
16.11.2025
ASTP:“Sudan’ın Yaralarını Sarma Vakti”
25.11.2025
yola iz olanlar; hz hatice… MUSTAFA AKMEŞE 11.12.2025
İslamcı Aydın Üzerine YUSUF YAVUZYILMAZ 14.12.2025
Ankara’da yüz ağartan iki faaliyet OSMAN KAYAER 15.12.2025
Ulucanlar Cezaevi MEHMET YAVUZ AY 24.11.2025
Surelerin Mesajları: KALEM SURESİ -2 OSMAN KAYAER 18.11.2025
Yahudi mi dediniz? SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 19.11.2025