Müslüman Türk toplumu olarak, pek farkında olmasak da, her üç dört yılda bir seçim sandığının önümüze konması çok büyük bir nimet. Yerelde veya genelde yöneteceklerimizi seçme/belirleme imkânı, aksayan ve geliştirilmesi gereken yönlerine rağmen, bir buçuk milyarı aşan İslam dünyasında sadece bize mahsus bir güzellik. Ülkemizin 103 yıllık Cumhuriyet ve yaklaşık 75 yıllık demokrasi tecrübesi, yöneticilerimizi sandıkta seçebilmemize vesile oluyor. Bize bu imkânı veren geçmiş devlet adamlarımıza rahmet niyazıyla medyun-ı şükranız. Bir Müslüman olmak vasfıyla, önümüze konan sandığın şükrünü eda etmek bir takım İslami ölçülere riayet etmeyi de zorunlu hale getiriyor.
Bir Müslüman için oy vermek; hayatın tüm alanlarında gözetilmesi dinen talep edilen adalet, emanet, ehliyet ve maslahat ilkelerinin toplumsal düzleme taşınma imkânıdır. Bu nedenle sandık başındaki tutum, dar bir “siyasal taraf” seçimi olmaktan öte, ahlaki bir şahsiyet imtihanı ve kul hakkıyla ilgili önemli bir sorumluluk alanıdır. Zira verdiğimiz bir oy sadece bizim geleceğimizi değil, şehrimizde ya da ülkemizde yaşayan tüm insanların geleceğini ilgilendiriyor; dini açıdan milyonların kul hakkına müdahale anlamı taşıyor. Bu nedenle adayların ve siyasi partilerin programlarını araştırmak; özgeçmiş, liyakat, dürüstlük, şeffaflık ve hesap verebilirlik açısından ölçmek, “emaneti ehline vermek” sandık başındaki bir Müslümanın en önemli imtihanı anlamına geliyor. Amiyane tabirle, siyasete futbol takımı tutar gibi yaklaşmamak, “bana ne kazandırır”dan ziyade, “topluma, özellikle de en korunmasızlara ne kazandırır”a yönelmek, sandık başındaki Müslümanın temel hedefi olmalıdır. Kamu kaynağının israfı ve yolsuzlukla mücadelede net duruş sergileyen, şeffaf yönetişimi taahhüt eden programlara öncelik vermek, helal-haram hassasiyetinin kamusal alanda en güçlü şekilde yerine getirilmesini şart koşan aday ve siyasi partilere oy vermek bir Müslüman için imanının bir gereğidir.
Ancak ülkemizde Müslümanlar malesef, sadece kendi dini anlayışından diye, sırf kendi din ve mezhebinden diye, dindarlığı belirgin diye bir adaya oy kullanarak yıkarıda saydığımız ilkeleri çoğu zaman göz ardı edebiliyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri de demokrasimizin henüz tam anlamıyla gelişmemesi, din ve vicdan özgürlüklerinin geçmişte sık sık ihlal edilmiş olmasıdır. Bu da Müslüman seçmende korumacı bir reflekse yol açmakta, her ne olursa olsun kendinden olana, kendi inancından, mezhebinden olana yönelme duygusu ağır basmaktadır. Kendini laik hisseden Müslümanlar da, sırf İslami hassasiyetleri var diye, örneğin eşi başörtülü diye tüm ehliyet, liyakat ve dürüstlüğüne rağmen mütedeyyin bir adaya oy vermeyi kendi kimliğine uygun bulmuyor. Böyle olunca da ülkemiz, dindar ve laik kesimlerin iktidarları arasında gidip gelen nöbetleşe bir rövanş ülkesi haline geliyor bir türlü, toplumun tüm kesimlerinin ortak noktada buluşabileceği bir hukuk devletine, ileri demokrasiye kavuşmamıza mani oluyor.
Hâlbuki gelişmiş demokrasilerde seçmen iradesinin taraftarlıktan uzak, sorunlara çözüm odaklı, en kuşatıcı, en liyakatli ve en hazırlıklı adaylara ve siyasi partilere yöneldiğine sıklıkla şahit oluyoruz. Örneğin, İngiltere seçimlerinde on milyonlarca Hristiyan Britanyalı seçmenin Rishi Sunak gibi Hindu inancına sahip Hindistan kökenli birini başbakanlık makamına oturtmasına şahit olabiliyoruz. Almanya’da, Hollanda’da Belçika’da pek çok Türk vatandaşı bulundukları bölgelerde belediye başkanı veya milletvekili seçilebiliyorlar. Şimdiki Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız Mahinur Hanım bir zamanlar Belçika Parlamentosunun seçilmiş bir üyesiydi. 2016 yılından beri Londra Belediye Başkanlığı koltuğunda Milyonlarca Hristiyan Londralının oylarıyla Sadık Khan isimli bir Müslüman oturuyor. Yine ingiltere’nin Birmingam, Blackburn gibi yedi önemli şehrini Müslüman siyasetçiler yönetiyor. Dünya’nın en büyük şehirlerinden New York’un Belediye Başkanlığını da genç ve idealist bir Müslüman olan Mamdani, milyonlarca Hristiyan Amerikalının oylarıyla kazandı. Eğri oturup doğru konuşalım, ülkemiz demokrasisinin mesela ülkemize hicret eden ve yerleşen ve belki tüm liyakati ve dürüstlüğüyle aday olacak olan bir Suriyeliyi önemli bir il ve ya ilçe belediye başkanı olarak görme ihtimali var mıdır? Bugün ülkemizde bırakın din ve mezhep bağını, hala nesep, soy ve aşiret bağıyla oy kullanıldığına üzülerek şahit oluyoruz.
Müslüman sandık başına geldiğinde, adayların dini, milli, mezhebi vs. kimlikleri üzerinden oy verme alışkanlığını terkederek, ülkesinde yaşayan farklı inanç ve düşünce sahibi insanların da huzur ve refahına katkı sağlayacak, dürüst, şeffaf ve hesap verebilir adayları mutlaka bulmak zorundadır ki, Ahiret’te kul hakkı sorumluluğundan kurtulabilsin. Bir kez denediği adayın veya siyasi partinin tüm hatalarına, yanlışlarına ve kötü yönetimine rağmen ikinci seçiminde de hala aynı aday veya siyasi partide ısrar ediyorsa, eminim ki Allah katında durumu daha da vahim bir hal alacaktır.
Sandık, bir Müslüman için yalnızca siyaset sahnesine çıkılmış gün değil; niyetin arandığı, bilginin istendiği, adaletin tartıldığı bir gündür. Emaneti ehline verme, kul hakkını gözetme ve maslahatı büyütme ilkeleriyle şekillenen bir tutum; hem kişisel ahlakın hem de toplumsal barışın güvencesidir. Oy, küçücük bir kâğıt parçası gibi görünse de, niyet ve ilke ile birleştiğinde adalete uzanan bir köprüye dönüşür.
YOLDAKİ TAŞ/KEVSER KIRAN
19.05.2026
İsrail, Suriye'ye adım adım işgali dayatıyor
21.05.2026
Sayenizde Kurban
22.05.2026
İhracatçıya kurumlar vergisi indirimi
26.04.2026
Okullarda 'tuşlu telefon' önerisi
28.04.2026
Epözdemir'e takipsizlik
28.04.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ - 5 ÜSTÜN BOL 23.05.2026
oyaladı dost… MUSTAFA AKMEŞE 21.05.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ - 5 ÜSTÜN BOL 23.05.2026
Görmediğin bir oğlu olmuş… OSMAN KAYAER 27.04.2026