İktisat terimi, klasik dünyanın her toplumunda ‘aile bütçesini yönetmek’ olarak bilinirdi.
Aile deyince ‘iffeti, mahremiyeti, mülkiyeti, mirası, hiyerarşiyi ve ilahi kaynaklı şeriatı’ anlayacağız.
Kapitalizmin dünyaya girişiyle iktisadın adı ‘ekonomi’ bilimi oldu; birey ve toplumla ilişkilendirildi; modern siyasetle bağı kuruldu; ‘ailenin’ tanımı ve yapısı da doğal olarak değişti; kurallar yenilendi..
Yenilenen kurallardan biri ‘ailenin’ değil ‘bireyin’ esas alınmasıydı. Toplum bu bireyden şekillenecekti.
Dolayısıyla klasik aile üyelerinin ‘bağımsız’ işi, ortak geliri, kasası, harcaması, paylaşımı ve dayanışması değil,
Endüstriyel toplumun kurulması, ailenin iktisadını kaybedip parçalanması; kimseye hesap vermeyen bireysel ‘işçi’, onun bağımsız kazancı ve harcamasının teşvik edilip devreye girmesiydi..
Toplumsal şartlar değişince birey eskisi gibi kalabilir, eski değerlerini, bağlılığını ve ilişkilerini sürdürebilir miydi?..
Modern ekonomik sistem ve yapı doğal olarak insanı, zihni, değer yargısını, ilişki biçimini, yani dünya görüşünü değiştirecektir.
Din’de buna göre yeniden anlamlandırılacaktır. Bu değişimin Yarattığı aralarındaki zorunlu ilişki yahut sebep sonuç illiyeti hayata geçince, artık dünya/hayat başka olacak; insan da başkalaşacaktır..
Bu değişim ‘insanı’ tek başına bırakmak; ihtiyaç kapısı, müracaat yeri, itaat merkezi olarak patrona; patronun çıkarlarını kollayan devlete mecbur bırakmakla neticelenecektir..
İnsanı ne belirler; düşünce mi? Düşünceyi ne belirler; toplumsal yapı ve dil mi? Dili ne belirler; maddenin zihne yansıması mı? Toplumsal yapıyı ne belirler; madde ile kurulan ilişki biçimi mi? Madde nedir; doğa, içindekiler, işleyiş yasaları; determinizm ve evrim mi?
Şayet böyleyse ya kapitalizme ya da sosyalizme mahkumuz. Çünkü ikisi de ‘materyalisttir.’
İkisi arasındaki kavga, üretim araçları ve mülkiyet meselesinde yoğunlaşır. Yani maddeye kim hükmedecek; sermaye mi emek mi?
Galip çıkmak isteyen taraf, haklı olarak ‘adalet’ meselesini öne çıkarttı. Hangisi daha adildi?..
Adalet nedir? Paylaşım mı; özgürlük ve eşitlik mi? Bunu kim tayin edecek? Patronlar yahut bürokratik işçi konseyi mi?
Bana sorsalar sosyalizmi ‘tercih ederdim’; çünkü hem görece daha adil, hem de bu günkü maddi dünyada ilahi din yok. Yahut bu dünyanın dini maddecilik.
Eskiden bilinen ilahi kaynaklı din ise artık vicdanda, bireysel ahlak ve ibadette. Yeni dünyanın tanrıları eski dünyanın tanrısına da ‘hükmediyor’ çünkü. Laikliği ne sanıyorduk!..
İbni Haldun, insan neyin adamı diye tartıştı; fıtratının mı, çevresinin/toplumunun mu? Cevabı ikinci şık dedi.
Tertemiz yaratılan insan, fıtratının değil toplumunun adamı olarak yaşar diyordu. Çünkü toplumsal şartlar, insanı belirler.
İbn Haldun’un yorumu rasyonel ama gerçekçiydi. Çünkü toplumu değiştiremiyor yahut kendi toplumunu kuramıyorsan, toplum seni değiştirir diyordu, haklıydı.
Ondan nice sonra materyalist fikir de aynısını tekrarladı; düşünceyi belirleyen şey, madde ve madde ile kurulan ilişki dedi.
Fark şurdaydı ki İbn Haldun, bir Müslüman olarak toplumsal değişimi olmasa da, doğru düşüncenin kaynağını vahye/nakle bağlıyordu..
Peki, düşünce bir insan modeli, toplumsal ve siyasal bir yapı kurabilir mi? Elbette. Mesele, yeniyi kuracak düşüncenin kaynağında düğümlenir.
Mevcut yapısallığı aşıp başka bir yapısallık kurma iradesi ve planlaması, örgütlenmesi ve proğramı olan her düşünce, bu işi yapar.
Aksi hal filozofun yorumculuğu olurdu..
Mesele, bu düşünceyi bilmekte. Doğru olanı tercihte.
Modern çağda liberalizm ve sosyalizm düşüncesi yaptı bu işi. Eskiyi yoktu yeniyi kurdu.
İki düşüncenin de kavramsal kaynaklarına ve dolayısıyla düşünsel sistemine bakın;
‘Kutsal’ın daha doğrusu ilahi bildirimin kavramlarının sekülerleştirilmesidir.
Peki ‘kutsalın’ yahut ilahi olanın kendisi nerde? Soru bu, cevapta içinde zaten.
İlahi olana dayalı düşünce ortalıkta yok; maddi dünyada, reel hayatta yok; ekonomide, siyasette, hukukta yok.
Dolayısıyla mevcudun ürünü insan, ilahi olanı bu hayata uyarlayarak bozdu!
Şu halde dindarın kutsala dayalı adaletten bahsetmesi ne ifade edecektir?
Sadakanız, İhtiyaç Sahiplerinin Umudu Olsun!
25.04.2026
İhracatçıya kurumlar vergisi indirimi
26.04.2026
Hasan Hüsrev Hatemi vefat etti
02.04.2026
Irak'ta ABD'li gazeteci kaçırıldı
01.04.2026
Görmediğin bir oğlu olmuş… OSMAN KAYAER 27.04.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ -1 ÜSTÜN BOL 24.04.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ - 2 ÜSTÜN BOL 29.04.2026
Dizilerin toplum üzerindeki etkileri MEHMET GÜMÜŞ 28.04.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-II KADİR ÇİÇEK 04.04.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-III KADİR ÇİÇEK 10.04.2026
Arada Kalan Hamas ve Direnen İran DERVİŞ ARGUN 06.04.2026
Green Card Sevdalıları CYRANO DE BERGERAC 07.04.2026