metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

Türkiye Özelinde Türk Kürt Ayrışmasının Sosyolojik İmkansızlığı Üzerine

YUSUF YAVUZYILMAZ
22.08.2022

 

Türkiye siyasal tarihinin en önemli sorunlarından biri Kürt sorunudur. Kürt sorunu, özellikle Türkiye Cumhuriyetinin bir ulus devlet olarak örgütlenmesinin ardından yeni bir aşamaya gelmiş ve giderek kronikleşmiş bir sorun halinde günümüze kadar devam etmiştir. Ak Parti döneminde uygulanan Çözüm Süreci sorun hakkında köklü bir paradigma değişikliğine işaret etse de istenilen sonucu vermemiştir. O zamana kadar güvenlik sorunu etrafında anlamlandırılan sorun, belki de ilk defa güvenlik anlayışının dışında değerlendirilmeye çalışılmıştır. Fakat bilinen nedenlerle çözüm süreci sona ermiş ve tekrar güvenlik siyasetine geri dönülmüştür. Bu noktada Kürt siyasi aktörlerinin de büyük strateji hataları olmuştur.

Kürt sorununu, sadece bölücülük üzerinden değerlendiren egemen bakış ile bir Kürt devleti kurmak amacıyla ortaya çıkan milliyetçi anlayışın hedefi sonuçta sosyolojinin gerçeklerine çarpmaktadır. Sorunu Türk ve Kürt ayrılığı üzerine anlamlandıran bakış toplumsal zeminle uyumlu değildir. Türkiye dışında Bağımsız bir Kürt devleti gerçekçi bir strateji olabilir. Ancak böyle bir stratejinin Türkiye özelinde sosyolojik bir karşılığı yoktur.

Kürt ve Türk toplumunun evlilik kuracak kadar yakın olmaları(Evlilik sosyolojik olarak kabullenmişliğin en büyük göstergesidir) Kürt sorununun ana dinamiğinin toplumsal değil, siyasal olduğunu göstermektedir. Yani sorun büyük ölçüde sistem sorunudur. Sorunun ana dinamiğini ulus devlet felsefesi oluşturmaktadır. Ulus devletin milliyetçi ideolojisi egemen kültürü belirleyici saydığından, diğer kültürler ikincileşmiş durumdadır. Özellikle uzun yıllar Kürtçe konuşmanın yasaklanması sorunun ana dinamiğini oluşturmuştur. Dil yasağı Kürtlerin statüsünü de tartışmalı hale getirmiştir.  Kuşkusuz bugün aynı konumda değiliz. Kürt sorunuyla ilgili çok sayıda adım atılmasına karşın, tartışılmaya devam edilmektedir. Bu anlamda Kürt sorunu hakkında, entelektüel ve siyasi düzlemde çok sayıda çalışma yağılmaktadır

Geleceğe ait çözüm üzerine kafa yoranların unutmaması gereken ön bilgiler şunlar olmalıdır:

1- Kürtlerin büyük çoğunluğu Türklerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerdedir. Bu anlamda İstanbul, nüfus yoğunluğu dikkate alındığında  en büyük Kürt kentidir.

2- Batı illerinde hatırı sayılır bir Kürt burjuvazisi oluşmuştur.

3- Milyonlarca Türk-Kürt evliliği vardır.

4- Çatışmanın en yoğun olduğu dönemlerde bile köyleri boşaltılan Kürtler Türklerin yoğun olarak yaşadığı batı illerine göçmüştür.

Bütün bunların doğurduğu sonuç, tam demokratik eşitlikçi ve müzakereye dayalı bir düzen kurmaktır. Diğer bütün çözümleri Kürtlere kabul ettirmek kolay olmayacaktır. 30 yıldır bağımsız Birleşik Kürdistan adına silahlı mücadele veren PKK'nın gölgesindeki Kürt siyasetinin geldiği nokta ve sürekli değiştirmek zorunda kaldığı siyasal söylem de toplumsal zeminin gerçekleriyle ilgilidir. Kabul edilebilir bir çözüm konusunda temel referans toplumsal zeminin gerçekleridir. Bu zeminin sosyolojik gerçekliğine aykırı ideolojik çözüm önerileri gerçekçi ve kabul edilebilir değildir.

Kuşku yok ki, Kürt sorunun çözümünde terörün bir hak arama gerekçesi olarak kullanılması asla kabul edilemez. Bu nedenle PKK, sorunun dışına taşınmalıdır. PKK’nın Kürt sorunu üzerine kurduğu egemenlik artık sorunun önemli bir kaynağı durumundadır.

Sorunun çözülememesinin altında yatan gerekçelerden biri de, İslam toplumlarının sorun çözme yeteneğini yitirmeleridir. Sorunun çözülememesi, dış faktörleri davet etmektedir. İslam toplumlarının sorunlarını çözememeleri, ülkelerinin dış faktörlerin müdahalelerine açık hale getirmektedir.

 Bütün bu analizin Kürtlerin daha aşağı bir statüye mahkum edilmelerinin gerekçesi olamaz. Geçmişte sürdürülen asimilasyon politikalarının ürettiği sonuç da bizim için yol gösterici olmalıdır. Anayasal bir hukuk devletinde vatandaşların eşitliği esastır. Aslına bakılırsa Türkiye özelinde kanunlardan kaynaklanan fazla bir sorun söz konusu değildir. Ancak zihniyet olarak ortada olan sorun çok daha derin ve karmaşıktır. Öncelikle milliyetçilik ekseninde belirlenen zihin yapısını dönüştürmek gerekmektedir. Bu durum milliyetçiliğin bu topraklarda ne denli büyük bir tehlike barındırdığının açık delilidir.

Öte yandan sorun, özellikle İslam dünyasında ortaya çıkan ulus devlet modeliyle ilgilidir. Ulus devletin üzerine oturduğu milliyetçilik ideolojisi, özellikle çok uluslu bir imparatorluk geleneğine sahip toplumlar için sorun olmaktadır. Bu açıdan devletin demokratik bir hukuk devleti standartlarına oturması bir hayli önemlidir.

Asıl sorunumuz, demokratik, çoğunlukçu bir hukuk devleti oluşturamamaktan kaynaklanmaktadır. Daha da derinde yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyacımızın olduğu gerçeği durmaktadır. Bu gerçek karşılaştığımız tüm sorunların kaynağı durumundadır.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş