metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

Kırıkhan İzlenimleri-1

EYÜP MEDET
06.04.2023

 

İnsan ve Medeniyet Hareketi ve İnsan Vakfı Ankara olarak Hatay Kırıkhan'da depremin 2. gününde hayata geçirilen aşevinde görev yapmak üzere 5. grupta yer aldım. Bu vesile ile hem deprem bölgesi hem aşevi hizmetleri hem de bu kapsamda yapılan diğer faaliyetler hakkında gözlemlerimi, düşüncelerimi ve değerlendirmelerimi paylaşmak istedim. Yani yazı biraz anı, biraz gözlem, biraz da değerlendirme şeklinde olacak.

Önce yaşanan deprem ve sonrasında olup biten hakkında bir değerlendirme yapmaya çalışarak başlayalım. Kanaatimce tüm ülke olarak depremin büyüklüğünü ilk planda anlayamadık. Ne olup bittiği hasarın hangi illerde tam olarak neye tekabül ettiği kestirilemedi desek yeridir. Toplum tarafından Kahramanmaraş merkezli depremlerin asrın felaketi ifadesini hak edecek bir mahiyet arz ettiği ancak depremlerden 10, 12 saat sonra bilinebildi. Afetin büyüklüğünden kaynaklı olarak ilk anda yapılması gerekenlerin Devlet imkanları ile üstesinden gelinemeyecek nitelikte olduğu su götürmez bir gerçekti. Bu konuda devletin yetersizliği, eksikliği vb. bir çok konu hem konvansiyonel medyada hem de sosyal medyada suyunu çıkaracak kadar tartışıldı. Durumdan siyasi fayda çıkarmak isteyenlerden tutun da kendini parlatmak isten kişilere kadar herkes bir şeyler söyledi, söylemeye devam ediyor. Depremlerin büyüklüğü, yıkıcı etkisi, imar hataları, yapı hataları, beton, kentsel dönüşüm, fay hatları, artçı depremler vb. konular daha uzun süre konuşulmaya devam edecek gibi görünüyor.

Deprem ile gelen büyük afetten sonra bir gerçek daha ortaya çıktı ki o da milletin büyüklüğü idi. Olanın gerçek mahiyeti anlaşılır anlaşılmaz toplumun tüm katmanlarının harekete geçtiğini gördük. Hem bireysel gayretler, hem organize olmayı başarabilen sivil toplum kuruluşları durumdan vazife çıkardı ve deprem bölgesine aktı. Önce arama kurtarma çalışmaları, sonra temel yaşam ihtiyaçlarının karşılanması, daha sonra barınma ihtiyaçlarının giderilmesi gibi bir çok konuda milletçe büyük bir imtihan verdik. Bu süreçte bir kez daha net olarak ortaya çıkmıştır ki toplumumuzun halen en dinamik unsurunu İslami yapılar oluşturmaktadır. Depremden etkilenen bu geniş coğrafyadaki tüm şehirlerde, ilçelerde hatta kasabalarda motivasyonu İslam olan teşekküller görev almış durumdadır. Ülkemizin her köşesinden bölgeye koşup gelen İslami yapılar bir hayra vesile olmak, bir müşkülü ortadan kaldırmak için büyük bir özveri ile fisebilillah gayret göstermektedir. Bu çaba ve hizmetler yaşanan ramazan vesilesi ile daha da artarak devam edecektir.

Bu durumun İslami yapılar için toplum nezdinde yeni hayır kapıları açabilmesi için fırsatlar barındırdığı da bir gerçektir. 15 Temmuz sonrasında İslami yapılara karşı toplumda oluşan mesafenin kapanması için bir vesile olarak değerlendirilebileceği açıktır. Bu husus üzerine kafa yorulması, toplumda bir arız olarak oluşan bu güven kaybının giderilmesi için çaba sarf edilmesi gerekmektedir.

Bu konular üzerine zaten çokça yazılıp çizilmektedir diyerek Kırıkhan'da açılan aşevi hakkında birkaç hususa değinelim. İnsan ve Medeniyet Hareketi Ankara olarak depremin olduğu gün bölgeye arama kurtarma çalışmalarına katkı vermek ve bir aşevi kurmak düşüncesi ile harekete geçildi. Arkadaşlar hızlı bir şekilde organize olarak bulabildikleri ocak, tencere vb. alet edevatlar ile yemeklik malzemeyi yanlarına alarak aynı gün öğleden sonra yola çıktılar. Normal şartlarda 6, 7 saatte alınabilecek yolu ancak 12 saatte kat ederek Kırıkhan'a ulaştılar. Depremin ikinci günü öğlen saatinde ilk çorbayı pişirip hızlı bir şekilde depremzedelere, arama kurtarma ekiplerine, güvenlik birimlerine ve bölgede bulunan ihtiyaç sahiplerine ulaştırdılar. İlk anda yola çıkan yaklaşık 30 arkadaşımızdan bazıları arama kurtarma faaliyetlerine destek oldu. Bir kısmı AFAD Koordinesinde bölgeye intikal eden insani yardım malzemelerinin indirilmesi ve tasnifinde görev aldı.  Bazı arkadaşımız çorba ve yemek hazırlığı ile meşgul oldu ve hazırlanan çorbanın ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasında görev aldı. Yine bölgeye ulaşan anlık ihtiyaçlardan olan su, hazır gıda ve benzeri ürünlerin ihtiyaç sahiplerine ulaştırmasına katkı sağlandı. İlk ekip bir taraftan bu faaliyetleri icra ederken bir taraftan da kalıcı bir aşevi kurmak için çevre araştırması yaptı. Yapılan araştırma sonucunda Kırıkhan 75. Anaokulu’nun depremden hasarsız çıktığını ve bu faaliyeti icra etmek için elverişli bir konumda olduğunu tespit ettiler. Yetkililer ile yapılan görüşmeler sonucunda Anaokulu binasının aşevi ve lojistik merkezi olarak kullanılması uygun görüldü. İhtiyaç duyulan diğer tesisatlar da tamamlanarak günlük kapasite tek seferde 1.000 kişilik çorbaya, 800, 900 kişilik iki çeşit yemeğe çıkarıldı.  İlk hafta günde sabah çorba, öğlen iki çeşit yemek ve gece çorba olacak şekilde servis yapıldı. Tabii depremin ilk günlerinde elektrik ve şebeke suyunun olmayışı, ulaşım altyapısının bozulmuş olması ve benzeri pek çok sorun bulunmaktaydı. Bu sorunlar bölgesel imkanlar da kullanılarak giderildi. Birkaç gün içerisinde sistemli bir şekilde hizmetlerini sürdürmeye başlayan aşevi Ramazanın bir gün öncesinde görevini tamamlayarak faaliyetini tamamladı. İnsan Ve Medeniyet Hareketi Ankara Derneği de buradaki hizmetin devamlılığını sağlayabilmek için haftalık görevlendirmeler ile bölgeye gönüllü götürdü. İşte biz de bu gönüllü gruplardan beşincisinde yer aldık.

Beşinci grupta görev alan arkadaşlarla birlikte 5 Mart Pazar sabahı Hacıbayram'da bulunan dernek merkezimizde bir araya geldik. Derneğimizde ikram edilen kahvaltı sonrasında kardeşlerimiz tarafından uğurlanarak Kırıkhan’a doğru yola çıktık.  Halen aşevinde bulunan kardeşlerimizin bir an önce geri dönebilmeleri için neredeyse hiç mola vermeden Kırıkhan'a ulaştık.

Yolda depremde hasar görmüş binalara ve çadırlara ilk olarak Adana bölgesinde rastladık. Hatay'a doğru geçtikçe hasarlı bina sayısı artıyordu. Ama asrın felaketi olarak ifade edilen bir deprem görüntüsü görünmüyordu. Bu ifadenin gerçekliğini Hatay sınırlarına girdikten sonra biraz daha yoğun olarak yaşadık. Kırıkhan'a geldiğimizde ise depremin bırakmış olduğu enkaz ve vermiş olduğu hasarla yakından yüzleştik. Enkaz haline gelmiş binalar, boşaltılmış yanından bile geçilmeye korkulan 10, 15 katlı yapılar, sessizleşmiş çarşı, enkazlar altında kalmış araçlar vb. pek çok görüntü insanda ister istemez bir hayret ve şaşkınlık oluşturuyor. Bu şaşkınlıklar içerisinde Aşevine ulaştık. Oradaki kardeşlerimizden yapılacak faaliyetler, günlük etkinlikler, dikkat edilecek hususlar ve benzeri konularda bir brifing alarak görevi devraldık. Kırıkhan’da kurulan aşevinin önemli fonksiyonlarından biri de sabah pişirilen 1.000 kişilik çorba ve akşam hazırlanarak 800 - 900 kişilik 2 çeşit yemeğin kenar mahallelerde bulunan ve merkezde oluşturulan aşevlerine erişim zorluğu yaşayan semtlerdeki depremzedelere araçlarla ulaştırılmasıydı. Bizden önceki grubun hangi bölgelere yemek götürdükleri konusunda da kendilerinden rehberlik ve güzergah bilgileri aldık.

Ekibimiz içerisinde ilk grupta görev alan ve yeniden bu grupta çalışmalara destek vermek isteyen arkadaşlar vardı onlardan ilk grubun yaşadığı zorluklar hakkında Pek çok anı da dinledik. Elektrik ve suyun olmayışı, soğuk, yoğun bir lojistik trafiği ve benzeri birçok güçlük. Ancak bizim dönemde elektrik vardı, şebeke suyu çalışıyordu. Günlük yapılacak faaliyetler belli bir sisteme oturmuştu. Dolayısıyla biz daha rahat bir dönemde görevi devralmış olduk. İlk günümüzün akşamında hazırlanan yemeğin dağıtımı için hem güzergahları görebilmek hem de ilk tecrübeyi bizden önceki ekiple birlikte yapabilmek için göreve çıktık. Çadırda yaşayan insanların yeni yaşam koşullarına alışma güçlüğüne, şaşkınlığa, yeni yaşam koşullarından kaynaklanan zorluklara ve kısmen çaresizliğe şahit olduk. Pek çok insan evine yakın bir noktaya bulabildikleri bir çadır kurarak yeni yaşam koşullarına alışmaya çalışıyordu. Bazıları enkaza dönüşmüş evlerinin yanında, bazıları ağır hasarlı evlerinin biraz uzağında, bazıları daha az hasarlı evlerinin bahçesinde 10 yıllardır yaşadıkları bölgeden ayrılmadan, ayrılamadan yeni yaşama ilişkin tecrübe biriktirmeye çalışıyorlardı. Bir ömür boyu yaşadıkları eve giremeyen insanların ruh haline ancak orada görerek, konuşarak, halleşerek şahit olunabilir.

Devam Edecek..

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş