metrika yandex

İslam ahlakının ontolojik ve epistemolojik kaynağı

05.01.2020
Ahmet ŞAT

 

Ahlakın birçok tanımı olmasına karşın bence en uygun düşen tanımı "nefiste yerleşik olan yatkınlıklar" şeklinde olanıdır. Bu yatkınlıklar sayesinde fiiller, nefisten her hangi bir fikrî ve iradî güçlüğe hacet kalmaksızın sâdır olurlar. Yani ahlak, insanın düşünüp tartmasına gerek kalmadan, içselleştirdiği değerler ya da din algısının gereği olarak ortaya koyduğu tüm davranışları kapsar.

Ahlakın din olarak kabul edildiği bir kültürden geldiğimizi düşündüğümüzde, bireyin davranışları aynı zamanda onun ahlakını yani dinini belirlemektedir. Yani insanın din algısının tezahür ettiği yer ahlaktır. Ahlaki değer olarak içselleştirilen tüm olgular insanın söz ve eylemlerine sirayet ettiğinden, bunun kaynağı üzerine tefekkür etmek zorunlu olmaktadır. Çünkü Müslümanlar olarak fikir ve eylem birliğini yakalayamamamızın bir sebebi de ahlak felsefemizin problemli oluşundan kaynaklanmaktadır.

İslam ahlakının ontolojik kaynağı bizatihi insanın fıtratıdır. Fıtrat, yaratılışın üzerine inşa edildiği naif hali tanımlar. Nitekim Allah insanı bu hal üzere yaratmıştır. (30/30) İslam’ın fıtrat dini olmasının nedeni bütün ilahi bildirimlerin insanın bu tabiatına uygun inzal olmasındandır. Bunun için her İslami buyruk fıtrata uygundur. Fıtrat her İslami buyruğu kabul edebilecek ve uyması durumunda onu huzura kavuşturabilecek bir donanıma sahiptir. Bunun içindir ki bu emirler hayata geçirildiğinde vicdan tarafından herhangi bir sıkıntı yaşanmaz. Aksine insan yapması gerekeni yapmış olmanın ona verdiği huzuru yaşar.

Bu sebeple ihvan-ı safâ ya da ampiristlerin ifade ettiği gibi insan fıtratı bir tabula rasa (boş levha) değildir. Fıtrat, kendisine ilham edilen fücur ve takva ile adeta doğal vahyin üzerine nakşedildiği ve barındığı bir yerdir. Öyle ki fıtri duygular kirlenmediği sürece insan iradesini doğru olana sevk edebilecek kabiliyete haizdir. Bu sayede insanın hiçbir vahyi buyruk olmadan da iyi ve kötüye karşı doğru bir tavır alması ve güzel eylemlerde bulunması mümkün olur. Buna karşın içsel ve dışsal faktörler insanı bu naif halden uzaklaştırabilmektedir. İlk etapta fıtrat buna karşı koyup vicdanı rahatsız etse de, kötü ahlakın bir alışkanlığa dönüşmesi ile fıtrat bulanıklaşarak kaynak olma özelliğini kaybeder. Bunun için Allah fıtratı tetikleyen ve onu asli yapısına döndüren aynı zaman da insanın epistemolojik donanımını sağlayan vahyi inzal etmiştir.

İslam ahlakının epistemolojik kaynağı ise akıl, vahiy ve peygamberden oluşan bir sisteme sahiptir. Bunlar İslam ahlakının asli kaynaklarıdır.

İslam ahlakının epistemolojik kaynağı olan vahyin inzali, fıtratın tekrar ontolojik kaynak olmasına yönelik müdahaledir. Çünkü vahiy fıtratı tetikleyerek, asli fonksiyonuna döndürmeye yani insanın aklı ve vicdanı arasında bozulmuş dengeyi düzeltemeye çalışır.

Kur’an’ın yaşayan formu olan peygamber de yine İslam ahlakının epistemolojik kaynakları arasında yer alır. Kur’an teorik olarak, peygamber ise pratik olarak İslam ahlakının karakterini ortaya koyar.

Bu kaynaklardan akıl sadece insanın doğru ve yanlışı bulma konusunda bir bilgi kaynağı olmayıp aynı zamanda iradesine yön veren en önemli unsurlardan biridir.

Müslümanlar Akıl, Kur’an ve peygamber dışında insanlığın birikimi kabul edilen hikmetli tavsiyelerden de faydalanmışlardır. Peygamber efendimiz hikmeti müminin yitik malı olarak tanımlamıştır. Bu sebeple gerek İslam öncesi gerekse de İslam sonrası hikmete dair tüm birikimler ahlak temelinde birey ve toplum oluşturma çabalarında göz önünde bulundurulmuştur.

Bunlarla birlikte toplumdaki mevcut örf, adet ve gelenekler de yine İslam ahlakının kaynakları içinde sıklıkla sayılmıştır. Bunlar, toplumun hafızasını oluşturan yazılı ve sözlü kültüre dayanan ve İslam kültürüne aykırı olmayan tüm birikimleri kapsar. Birey ve toplum arasındaki ahlaki ilişkiler, dayanışma, törenler, sanatsal faaliyetlere kadar hayata dair tüm birikimler İslam kültürü tarafından kabullenilmiş ve hayatın bir parçası olarak devam ettirilmiştir. Tıpkı Arap cahiliyesinin tüm ahlaki meziyetlerinin İslam kültürüyle sentezlenerek devam ettirilmesi gibi…

Vahyi bildirimler insanı ahlaki olarak mükemmel bir donanıma kavuşturan ilahi buyruklardır. Bu sebeple vahiy geleneği insanın ahlaksal onarımını/gelişimini anlatan bir süreçtir denebilir. Çünkü her vahyi bildirim toplumsal ahlakı onarmaya/geliştirmeye gelmiştir. Nitekim Hz. Peygamberin; “ben güzel ahlakı tamamlamaya geldim”1 demesi bu süreci tanımlamaya yöneliktir.

Ahlakın ilahi kaynağı Kur’an, beşeri kaynağı ise başta Hz. Peygamber olmak üzere insanın fıtri davranış ve tecrübeleridir. Bu açıdan hikmete dair her söz aynı zamanda İslam ahlakının kaynakları arasında görülmüştür.

İslam her doğru bilgiyi tabiatı gereği doğru/İslami kabul eder. Bunun için antik yunan filozoflarından uzak doğuya kadar hikmete dayalı söz ve eylemler, İslam geleneği tarafından ele alınmış ve örnek gösterilmiştir. Bu nedenle Müslümanlar, İslam’ın asli kaynakları dışında insanlığın hikmete dayalı tüm ahlaki birikimlerinden de yararlanmıştır.

Bu sebeple İslam ahlak değerlerinin ardında derin ontolojik bir alt yapı (fıtrat) ve onu besleyen teorik ve pratik epistemolojik bir birikim vardır.

1 Muvatta, Hüsnü’l hulk, 8

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş