metrika yandex
  • $32.2
  • 34.91
  • GA18100

Haberler / Yazı Dizisi

Türk Modernleşmesi Üzerine Düşünceler-9| Yusuf Yavuzyılmaz

12.11.2023

Türk Modernleşmesi Üzerine Düşünceler-9

 

Yazarımız Yusuf Yavuzyılmaz'ın hazırladığı "Türk Modernleşmesi Üzerine Düşünceler" konulu yeni yazı dizisinin 

9. bölümünü ilginize sunuyoruz..

Hertaraf Haber

 

Cumhuriyeti kuran elit kadronun, Mehmet Akif'ten hoşlanmadığı sır değil. Bu yüzden sürekli dışlanmıştır. Çünkü Akif, onların hedeflediği din dışı modernleşmeye şiddetle muhalifti. Kurtuluş Savaşında her türlü desteği veren şair, çok kısa bir süre sonra dışlanmıştı. Bundan dolayı muhafazakar dindarların Kurtuluş savaşındaki kahramanları Mehmet Akif, Kazım Karabekir, Ali Fuat Paşa gibi asker ve aydınlardır. Muhafazakar dindarların marşı İstiklal Marşı, Ulusalcıların marşı ise Onuncu yıl marşıdır. Unutmamak gerekir ki, 28 Şubat darbesi sırasında “Onuncu yıl Marşı” öne çıkarılmıştı. Bu tercihin nedeni,  İstiklal Marşının ruhunu yapmak istedikleri değişikliklere uygun bulmuyorlardı.

Tevfik Fikret'in içinde yer aldığı radikal batıcılık akımı, Cumhuriyetin 1950 yılına kadar olan bölümüne damga vurmuştur. Eğitim alanında İslami unsurlara hiç yer vermeyen tutumun arkasında Tevfik Fikret'in anlayışı vardır. Köy Enstitüleri bu anlayışın eğitim alanındaki uygulamasıydı. Tevfik Fikret öncülüğünü Abdullah Cevdet ve KIlıçzade Hakkı'nın yaptığı Batıcılık akımının edebiyattaki temsilcisiydi. Servet-i Fünun pozitivist bilim anlayışını benimseyen bir edebiyat akımıydı. Mehmet Akif ise devlet tarafından resmi siyaset olarak benimsenen bu anlayışın tam karşısında bulunuyordu.

Ankara’da İstiklal Savaşının kazanıldığı ruh değişmiş, modernleşme çabaları Mehmet Akif’in hiç arzu etmediği yönde değişmeye başlamıştır. Bu gerçeği dile getirenlerden biri de Falih Rıfkı Atay’dır. "(Falih Rıfkı) Atay, Akif’e, " Adi git artık, sen kumda oyna. Devir değişti, artık Ankara'da senin gibilere, Arap yavelerine de yer yok..." demektedir. (Akif'in İzinde, Yusuf Tosun -Hüseyin Özhazar, Tire Kitap, s:196)

Türkiye, siyasal ve toplumsal olarak bölünmüş ve kutuplaşmış durumdadır. Kutuplaşma alanlarından biri de tarih konusudur. Tarih, toplumların kişiliği ve kimliğinin oluştuğu alandır. Kuşku yok ki, bugünkü tartışmalar bir yönüyle tarihe referansla oluşmaktadır.

 

Tarih, kuşkusuz kimlik oluşturmanın en büyük alanlarından biridir. Her devlet, grup, örgüt, ideoloji kendi paradigmasına uygun bir tarih okuması yapar. Bundan dolayı değişik tarihsel anlayışlar ortaya çıkar. İdeolojik tutumlara göre hainler ve kahramanlar sürekli değişim halindedir.

Gerçekten de Kurtuluş Savaşına tüm toplumsal kesimler büyük ölçüde katılmıştı. Bunlar arasında Said Nursi de var, Mehmet Akif de. Ali Şükrü Bey, Hüseyin Avni Ulaş, Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Refet Pele gibi isimlerde. Sorun ülkenin düşmandan temizlenmesi değildi. Asıl sorun nasıl bir devlet kurulacağı ile ilgiliydi. Atatürk’ün zihnindeki laik devlet projesiyle ilgili ortaya konan pratikler ve Tek Parti döneminin din politikaları giderek Cumhuriyetin kuruluş aşamasındaki mukaveleyi bozdu. Mehmet Akif, Ali Şükrü Bey, Hüseyin Avni Ulaş gibi aydınlarla, Ali Fuat Cebesoy, Kazım Karabekir, Rauf Orbay, gibi Kurtuluş Savaşına aktif olarak katılan komutanlarla Atatürk arasındaki görüş ayrılıkları bugün de geçerlidir. Nihayet yeni rejimin nasıl olacağı konusunda yaşanan hesaplaşma iki grubun mücadelesine dönüşmüş Atatürk -İnönü çizgisi Kazım Karabekir ve arkadaşlarının çizgisini yenmiştir. Ne diyordu Kemal Tahir bu dönemin hesaplaşmalarını anlattığı "Kurt Kanunu" adlı yapıtında: " Kurtlukta düşeni yemek kanundur."

Tek Parti döneminde din dışı modernleşme politikalarının uygulamaları sonucunda, muhafazakar/dindar insanlar Atatürk ve İnönü'ye eleştirel bakarlar. 

Laik Kemalist ulusalcılar, Mustafa Kemal'i merkeze koyan, Osmanlıyı dışlayarak Orta Asya Türklüğüne gönderme yapan, Arap dünyasını dışlayan ve Batıyı yücelten, laik ve modern bir tarih oluştururken ki, bu algılamada Abdülhamit olumsuz bir figürdür; muhafazakar dindarlar Osmanlı tarihi, Fatih, Kanuni ve özellikle Abdülhamit'i temel alan bir yeni bir tarih algısı oluşturmuşlardır. 

Abdülhamit, İslamcılık siyaseti dolayısıyla, Cumhuriyetin kurucu elitleri tarafından dışlanmıştır. Garip bir şekilde Abdülhamit, dönemin İslamcıları tarafından acımasızca eleştirilen bir siyasal aktördür. Bunlar arasında Said Nursi, Mehmet Akif Ersoy, Elmalılı Hamdi Yazır da vardır. Ne ki Abdülhamit'i eleştiren bu isimler, Cumhuriyet döneminde de dışlanmışlardır. İstiklal marşının yazarı Akif, kendi deyimiyle "peşine gizli servis ajanlarının takılarak devlet tarafından izletilmesini kendine yedirememiş"tir. Muhafazakar dindarlar, neden farklı bir tarih algısına yönelmiştir, sorusunu analiz önemlidir. Kuşkusuz bu arayışın nedeni, İslami değerleri, Osmanlıyı dışlayan Cumhuriyetin tarih anlayışıdır. 

Toplumun çoğunluğunu oluşturan dindar kitlenin uzun yıllardır oluşan politik tercihi kendi yurdunda yaşadığı diaspora zihniyetiyle anlaşılabilir. 
Bu duyguyu en iyi Necip Fazıl Kısakürek’in şu mısraı ifade eder:

"Öz yurdunda garipsin, öz vs yanında parya." 

Bu sürgün psikolojisi dindarların siyasal algısında belirleyicidir. Bugünkü siyasal tepkisini de geçmişte ona bu duyguyu yaşayanlara duyduğu korku ve nefret belirliyor. Tek Parti Dönemi ve CHP düşmanlığı bu korkudan besleniyor.

Muhafazakar dindarların İzmir Marşına karşı mesafeli hatta reddedici davranmalarını hem anlamak hem de normal karşılamak gerekir. Çünkü bu marş Türkiye’de İslam’ı değerlerin aşağıladığı laisizm taraftarlarının temsilcisi oldu. Bundan dolayı bu marşın sicili bozuktur. Türkiye de darbeci, bürokratik geleneğin bir sembolü olmuştur bu marş. Bundan dolayı dindarlar katıldığı toplantılarda bu marşın kullanılmasına kesinlikle karşı çıkarlar. Bu marşın temsil ettiği zihniyet dünyasını kendilerinin hayal ettikleri Türkiye için ürkütücü bulurlar. 

Türk modernleşmesinin tarihsel süreçte iki büyük sorun alanı olmuştur: din ve etnisite. Din olarak İslam etnisite olarak da Kürtler sorunun kaynağı olarak tanımlandı. Kurucu unsurun dışındaki en büyük etnik grup Kürtlerdi. Kürtler, modernleşme sürecinin en radikal şekilde uygulandığı Tek Parti Döneminde, çeşitli politikalarla, büyük gruba eklenmeye çalışıldı. Devletin Türk milliyetçiliğini temel bir değer olarak kabullenmesi, çoğulcu ve müzakereci siyasetin önündeki en büyük engel olmuştur. Cumhuriyet modernleşmesinin ilk yıllarında uygulanan baskıcı siyaset, Kürt isyanlarının da önemli bir nedeni olmuştur. Bu sorunun çözümü hakkında önemli adımlar atılmasına karşın, sorunun temeline doğru yaklaşım olmadığından dolayı, hala Türkiye'nin önünde önemli bir sorun olarak durmaktadır.

Türk modernleşmesinin ikinci önemli sorunu, dinin devlet ve toplum katmanlarındaki yeri üzerine olmuştur. Bu sorun laiklik politikalarıyla aşılmaya çalışılmıştır. Kuşku yok ki, Cumhuriyetin modernleşmeci elitleri, Sovyet modernleşmesinin aksine, dini doğrudan reddetmemişlerdir. Bunun nedeni dini Türk milliyetçiliğini destekleyici bir yan unsur olarak kullanmaları amacından kaynaklanmaktaydı. Bu ancak Türk ve Türkiye merkezli bir din arayışına zemin hazırlamıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren bu yolda önemli çalışmalar yapılmıştır.

Özellikle doğrudan Arapları ve Arapçayı hatırlatan unsurlar dinin içinden ayıklanmaya çalışılmıştır. Ezan yasağı ve Hac ibadetinin bir süre yasaklanması bu çabaların sonucudur. Bu tezin sol Kemalist ve milliyetçi muhafazakar ideolojide önemli ölçüde kabul gördüğünü belirtmek gerekir. Bir dönem Türkiye merkezli İslam düşüncesinde Necip Fazıl'ın yaygın kabul görmesinin altında bu zihinsel yatkınlık yer almaktadır.

Bu anlayışa, düşüncelerinde önemli faklılıklar olmasına karşın, Nurettin Topçu ve Sezai Karakoç'u da katabiliriz. Türk milliyetçileri, Türk -İslam sentezcileri, muhafazakar dindarlar büyük ölçüde bu anlayışa sahiptir.

Eğer bugün yaşasaydı, felsefi anlamda Necip Fazıl'ın zihnindeki siyasal projenin karşılığı, milliyetçilik ve dini sentezleyen, hatta dini milliyetçiliğin destekleyici bir aparatı haline getiren bu iktidar olacaktı. Kabul etmek gerekir ki bu koalisyon ( Ak Parti ve MHP) Cumhuriyetin ilk yıllarında denenen, Türk merkezli bir İslam anlayışına en uygun projedir.

Devam Edecek

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş