Müslüman bireyler gerek şahsi hayatlarında gerekse toplumsal düzlemde gerekse bulundukları cemaat bazında diğer bazı grup, hizip ve çevrelerce çok rahat bir şekilde delilsiz ve ilimsiz tekfir edilmekte ve öteki konumuna düşürülmektedir.
Rabbimizin : ‘‘Ey mü’minler! Hepiniz birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve ayrılığa düşmeyin. Allah’ın size olan şu nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşmandınız; derken Allah kalplerinizi kaynaştırdı da O’nun bu nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Ateşten bir çukurun tam kenarında idiniz, fakat Allah sizi oraya düşmekten kurtardı. Doğru yolu bulasınız diye, Allah size âyetlerini işte böyle açıklıyor.’’ (Al-i İmran 103) ayetini okumalarına ve tebliğ etmelerine rağmen büyük bir gaflet, büyük bir kibir ve onulmaz bir hased ile veya daha büyük bir hastalık ile kendisini İslam'a nispet eden bir Müslümanı rahatlıkla tekfir edip dinin dışına atmaktadırlar. (!) Yapılan bu aşırı tutumun; hem dünya hayatında hem de ahiret hayatında bazı ağır hükümleri beraberinde getirdiğini göz ardı ederek toplumsal bir fesada zemin hazırlamaktalar.
Bir Müslümanın dinden çıktığını iddia etmek çok üzücü ve azim bir meseledir..Nitekim; evlenme boşanma miras gibi hatta şahsın gömüleceği mezarlığa kadar birçok husus, şahsın iman ehli olup olmamasına göre değişir. Durum böyleyken beri taraftan" Ben Müslümanım" diyen bir kişiden sadır olan küfür sözlerini ve davranışlarını nasihat maksatlı ikaz etmek tekfir mesabesinde değildir ve öyle değerlendirilmemelidir. Misal olarak : "Seninle Cehennem ödüldür bana sensiz Cennet sürgün sayılır " şarkısı gibi bu türden şarkıları mırıldanan birini bu sözler "Elfaz-ı küfürdür" ısrarla ve severek söylemeye devam edersen dinden çıkarsın gibi bir ikazda bulunmayı tekfir etmek olarak değerlendirmek insafsızca bir değerlendirme olur.
Tabii ki alimlerimizin buyurduğu gibi "Ehli kıble tekfir edilmez ve yine alimlerin ifadesiyle " Bir kişinin küfrüne 99 delil olsa imanına ise bir tek delil bulunsa bu tek delile göre hüküm vermek gerekir."
İslam'da İman meselesi gizli bir mesele değildir bilakis apaçıktır. Mesela bir insan ben Allah'a iman ediyorum ama meleklere iman etmiyorum dese o kişi iman ehli değildir. Yahut Kur'an'a iman ettiğini söyleyip sadece bir ayetini reddetse yine o kişiyi iman ediyor değildir. Ancak bütün bunlara rağmen İslam bir müminin diğer müminin imanı hakkında hüküm bildirmesi konusunda konuşmasını ilim ehli alimler dışında sakındırmıştır.
Ne ifrat ne tefrit.
İtidalli olmak gerekir.

Yalnız topluma mal olmuş, kitlelerin fikirlerini etkileyen, kürsü sahibi insanların bazı meseleleri; süslü sözlerle ve yaldızlı soslarla kendi inkarlarını sunmaları durumunda bu konuda uyarı almaları ‘‘Aman Allah'ım tekfir ediliyoruz" gibi bir kaos yaratmalarına sebep olmamalı! Yine küfür sözleri ve eylemleri yapan böyle kürsü sahibi değil de avamdan ise bu kimseler yine ikazı uyarıyı nasihati gerektiren sözler edilirse, iyiliği emredip kötülükten sakındırma tekfir olarak değerlendirilmemelidir.
Bundan sonra: İslam insanın zahirine göre hükmeder toplumda ne dediğine, ne yaptığına göre o kişi hüküm alır. Çünkü kalplerin özünü Allah bilir ve nihai hükmü Allah verecektir.
Kalplerin özünü Allah bilir'e en güze l örnek yine Asrı Saadetten :
Üsâme ibni Zeyd radıyallahu anhümâ şöyle demiştir: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bizi Cüheyne kabilesinin Huraka kolu üzerine göndermişti. Sabahleyin onlar sularının başında iken üzerlerine hücum ettik. Ben ve ensardan bir kişi onlardan bir adama ulaştık. Biz onun üzerine yürüyünce, adam: “Lâ ilâhe illallah: Allah’tan başka ilâh yoktur” dedi. Bunun üzerine ensardan olan arkadaşım ona hücumdan vazgeçti; ben ise mızrağımı ona sapladım ve adamı öldürdüm. Biz Medine’ye gelince bu olay Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in kulağına gitti ve bana:
– “Ey Üsâme! Lâ ilâhe illallah dedikten sonra adamı öldürdün mü?” buyurdu. Ben:
– Yâ Resûlallah! O, bu sözü sadece canını kurtarmak için söyledi, dedim. Peygamber Efendimiz tekrar:
– “Lâ ilâhe illallah dedikten sonra adamı öldürdün mü?” diye yine sordu ve bu sözü o kadar çok tekrarladı ki, ben, daha önce Müslüman olmamış olmayı bile temenni ettim. (Buhârî, Diyât 2, Meğâzî 45; Müslim, Îmân 158-159. Ayrıca bk. Tirmizî, Tefsîru sûre, 11)
Müslim’in bir rivâyeti şöyledir:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
– “Adam lâ ilâhe illallah dedi ve sen de onu öldürdün, öyle mi?” Ben:
– Yâ Resûlallah! O, bu sözü sadece silahtan korktuğu için söyledi, dedim. Peygamber Efendimiz:
– “Kalbini mi yardın ki bu sebeple söyleyip söylemediğini bilesin?” buyurdu.
Bu sözü o kadar çok tekrarladı ki, ilk defa o gün Müslüman olmuş olmayı temenni ettim. (Müslim, Îmân 158)
Başka bir hadîs-i şerîfte:
“Herhangi bir müslüman diğer bir müslümanı tekfir ettiğinde, o (gerçekten) kâfirse kâfirdir. (Sözü yerini bulmuştur.) Değilse, kendisi kâfir olur.” buyrulur. (Ebû Davûd, Sünnet, 15)
Bu iki hadis bize çok büyük dersler veriyor. Demek ki dilimizden ve azalarımızdan çıkana azami derecede dikkat etmemiz gerekiyor. Demek ki kalbimizde bir Müslümana karşı suizan beslemeyeceğiz. Zira kalplerde kin varsa kin, iman varsa iman açığa çıkar.. Münafıkların kalbindekini Allah'a havale edeceğiz. İslam zahire göre hükmeder deyip yolumuza bakacağız..Bir başkası hakkında; şu sebepten iman etti, bu sebepten bizdenmiş gibi görünüyor demeyeceğiz. Çevremizdeki insanları tahkir, tenkit ve tekfir etmeyeceğiz, bunun kararını ilim ehli kadılara bırakacağız. Biz avama; daima, öncelikle ve özellikle Kur'an ve sünnete başvurmamız gerektiğini bu hadisler apaçık göstermektedir.. Kendi yargılarımızla ve suizanlarımızla (!) toplumda kaosa veya ifsada sebep olmamalıyız. Bütün bunları din adı altında yapıyor olmak da (!) kafamızı ellerimizin arasını alıp düşünmemizi gerektiren çok trajik bir durumdur. Zira Resulullah Aleyhisselam'ın sünnetinde insanları bu şekilde itham etmek yoktur. Küfrü, inkarı, isyanı açık bir şekilde belli olanların dışında kendini İslam'a nispet eden Müslümanları tekfir etmek psikolojik bir rahatsızlıktır!
Ezcümle:
İlk sözü Kur'an'a ve Sünneti Rasulullah'a verdiğimiz gibi son söz sadedinde Rasulullah (as) şöyle buyurmuştur:
‘‘Bizim gibi namaz kılan, kıblemize yönelen ve kestiğimizi yiyen kimse, Allah’ın ve Elçisi’nin güvencesini elde etmiş olur. O halde böyleleri hakkında Allah’ın verdiği güvenceyi ve ahdi bozmayın.” (Buhari, Salat, 28; Ebu Davud, Cihad, 95)
Güvenceyi bozmayalım ey Müslümanlar, fesad üretmeyelim diye adeta öğütlemiş oluyor. Evet: Tekfir dinin aslındandır ancak günümüzde avamın elinde bir tekfir kılıcı var ki sorma gitsin!. Günümüzün sosyal medya allameleri bu konuda oldukça maharetli!
Öyle ki ilim ehline sıra gelmiyor!
Bu ilimsiz insanların sürekli bir gurubu veya kişileri tekfir etmesi derinlerde yatan psikolojik bir rahatsızlığın işareti olabilir.
Toplumdan birilerini sürekli ve delilsiz tekfir etmek, o toplumda sıkıntılı ruh hallerini beraberinde getirir, dağılır, çözülürüz.
Gücümüzü kuvvetimizi şeytanlaşmış insanların eline vermiş oluruz. Hem de din kisvesi altında (!)
Nitekim Allah(cc) : “Allâh’a ve Rasûlü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin! Sonra korkuya kapılıp zaafa düşersiniz, rüzgârınız (kuvvetiniz, iktidarınız) gider. Sabredin, şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” (el-Enfâl, 46)
Tekfir kılıcını sallamadan Rasulullah'ın sünnetine sımsıkı sarılalım ki O ( a.s ) nasıl yaşamış Kur'anı.
Bir güzel fehmetmek nasibi müyesser olsun bize... Zira ; Müminin mümini sevmesi Rasulullah'ın sünnetidir, vesselam.
Trump: Bana komplo kurdular
03.02.2026
TASAVVUF VE SİYASET ÜZERİNE YUSUF YAVUZYILMAZ 08.02.2026
Bir “Şeye” Dönüşmek FEYZULLAH AKDAĞ 08.02.2026
Kavramı Taş Diye Atanlar KADİR ÇİÇEK 26.01.2026
Hayal Kırıklıkları ve Gerçekler YUSUF YAVUZYILMAZ 10.01.2026
Gardaş Ülke Özbekistan AHMET SEMİH TORUN 28.01.2026
Venezüella İran ve Suriye AHMET GÜRBÜZ 14.01.2026