metrika yandex

Haberler / Yazı Dizisi

Müslümanca Bir Diyalogun Zemini(2)-Abdulaziz Tantik

28.08.2020

2. bölüm

Mesele diyalog olunca, konuyu da diyalog yöntemini kullanarak anlatmayı tercih ettim. Diyalog, kişiler arası olabileceği gibi düşünceler arası da olabilir. Diyalogda iki taraf olması önemli, ancak tek benlikte iki benin karşılıkla diyalogu da mümkündür. Kişi kendisi ile konuşabiliyor zaten! Diyalog karşıt fikirler ve karşıt kişiler arasında da mümkündür. Bu sefer, karşıtlığı aşan ortak bir noktanın varlığı zorunluluk arz eder. İyi, kötü, çirkin ve türevleri bir diyaloga sıfat olarak kullanıldığında kastedilen şey; aslında bir karşılaşmanın gerçekleşmediğidir. Çünkü karşılaşma, muhatapların birbirini anlamaları ve ona göre tavır belirlemelerini sağlamadır.

Aşağıda iki dost arasında geçen bir müzakerenin notlarıdır…

Birinci- Bugün diyalog üzerine konuşmayı istiyorum. Diyalog iki kişi arasında ortak bir mutabakatın varlığına dayalı anlaşılabilir bir zeminde konuşma ve karşılıklı fikir teatisinde bulunmayı içermektedir. Ama farklı kültürler arasında diyalog mümkün görünse de şartları farklıdır. Daha çok müslümanca bir diyalogun zemini nedir? Bunun üzerine konuşmayı tercih ederim. Müslümanca derken kastettiğimiz şey; müslüman kişinin dünya görüşünün oluşturduğu düşünce biçimi ve yöntemini eksene alan ve ortak bir aidiyetin varlığını izah eden bir durumu ve duruşu içeren yaklaşımdır. Böylece iki müslüman bir araya geldiğinde ve bir meseleyi tartışmaya başladığında ortak bir aidiyet ve ortak bir bakışın izlerini taşırlar. Farklılıklarını da bu ortak aidiyet ve bakışa yaslayarak ortaya koyarlar.

İkincisi- Bu tanım doğru, ama uygulamada ciddi bir yeterlilik sağlamıyor. Bu yüzden Müslümanlar arasında bir diyalog oluşturma zemini kurulamıyor. Meselenin bugüne bakan veçhesi nedir? Ve bugün biz bir diyalog kurmaya çalıştığımızda bunu niye gerçekleştirme imkânı bulamıyoruz. Hali pürmelâlimiz ortada…

Birincisi. Bir diyalogun olmazsa olmazı; olan ile olması gereken ayrımını yapmak ve buna göre bir diyalog arayışına girişmek olmalıdır. Ben olması gerekeni işaret ettim, sen ise doğal olarak olana gönderme yaparak görüşünü belirttin. Bu konuda haklısın, mevcut halimiz böyle… Ancak, halin değişimi için olması gerekeni işaret etmek kaçınılmaz olmalıdır. Ayrıca mevcut içinde bir diyalog mümkün mü? Bunu araştırmak zorunluluğu var. Dikkatle bakıldığında bir diyalogun olmadığından sende şikâyet ediyorsun. O zaman bu şikâyeti ortadan kaldıracak bazı adımlara olan ihtiyaç kendini gösteriyor, diyebiliriz.

İkincisi- Olan ve olması gereken ayrımın doğrudur. Ancak, olması gerekenin neliği meselesi, müslüman açısından bile bugün bir sorun oluşturuyor. Çünkü içinde yaşadıkları kültür evreni, onları öyle biçimlendirmiş ki bunun farkında olmayışları da ayrı bir sorun alanı olarak önümüzde duruyor. O zaman olması gerekene yapılan vurgunun bugüne dair neliğini de açık bir şekilde ortaya koymakta yarar vardır.

Birincisi- Müslüman zihnin karışık olduğu tespitine katılıyorum. Bu karışıklığın müsebbibi ise kendisine birçok farklı yol ve yöntem ile dayatılan farklı bir kültür evreninin algı ve duyuşlarıdır. Bu durumdan kurtulmanın yolu ise öncelikle bunun farkındalığına sahip olmaktır. Maalesef bu farkındalığın olmadığı da görülmektedir. Özellikle bu yeni kültür evreninin temel kabullerine bakılmadan sonuçları üzerinden bazı yararlılıklar dikkate alınarak benimseme söz konusu olduğu da görülüyor. Sorun tam olarak burada açığa çıkıyor. Diyalogu imkânsız kılan şey de bu…

İkincisi- O zaman diyalogu oluşturacak zemini sağlam kurmak için mevcut diyalog zeminini bir açığa çıkaralım. Birden fazla düşüncenin oluşturduğu kültür evrenine sahibiz. Ama biri, diğerlerine fark atıyor. Sebebi ise; siyasi, kültürel ve iktisadi zeminde tek başına iktidarını oluşturmasına bağlıdır. Bu yüzden diğer düşünceler ezik bir duruşu taşımayı zorunluluk addediyorlar. Önce bu eziklikten kurtulmaları gereklidir. Ama eziklik neredeyse ontolojik bir zemin kazanmış gibi durmaktadır. Sorun çözülebilir gibi görünmemektedir.

Birincisi- Dostum, olanın baskın karakterine bu kadar güvenirsen, bu kanaatin normalleşir. Ancak yukarıda belirttiğimiz gibi, olan ile olması gereken arasındaki ayrımı dikkate almalıyız. İlk soru: olan olması gereken midir? Bu soruya cevap vermeden herhangi bir adım atılamaz zaten.  Bugün olan şey olması gereken şey değildir. Olanın bütün tezahürlerine bakılırsa da bu olması gereken olmadığını derinleştirerek anlatmaya yarayacaktır.

İkincisi- O zaman olması gereken nedir?

Birincisi- Olması gereken; mevcut durumun oluşturduğu sorunları ve insanın beka sorununu çözüme kavuşturacak bakışın ipuçlarını verecek, insanın değerini ve yaşamın üzerine bina edildiği vasatın doğru bir okumasını sağlamakla ortaya konulabilecek bir bakış tarafından inşa edilebilir. İnsan tanımı, varlık tanımı, ilişkiler ağının ne üzerine bina edileceğini tanımlama, her şey göründüğü ile sınırlı mı değil mi? Varlık aşkın mıdır? Aşkınlıkla bir bağı var mı, yok mu? Bütün bu sorulara cevap verildikten sonra elde edeceğimiz bakış ile olması gerekeni işaret edebiliriz.

İkincisi- Bu sorulara mevcut bakışın ve kültür evreninin verdiği cevapları onaylamadığın anlamı çıkıyor. Bu sorulara verilecek cevabın doğruluğunu nasıl ölçümleyeceğiz ki sağlıklı bir diyalog kurulabilsin…

Birincisi- Mesele de tam bu… Sorulara verilen cevap, bu dünya ile sınırlı bir cevabı içermektedir. Bu kültür evreni, insanı ve varlığı buraya ve burada olmaya hapsetmiş durumdadır. Aşkınlığın tam karşısında yer almaktadır. Bu da aşkınlığını kaybeden insanı bir zindanda yaşıyor intibaı sağlıyor. Bu yüzden ruhu daralıyor. Canı sıkılıyor. Kendine ve varlığa karşı yabancılaşıyor. Hiçleşmeyi bir yaşam tarzı olarak mecburen kabullenmeye itiliyor. Ne karşılığında? Bir hiç karşılığında… Yani birileri, azınlığın da azınlığı biraz daha doyumsuz iştihasına yeni iştihalar eklesin diye… Ekalliyetin kalabalıkları dilediği şekilde yönetmesine imkân tanısın diyedir.

İkincisi- Konuya tekrar dönecek olursak, bir diyalog için gerekli olan şartlar; karşılıklı iyi niyet, duygudaşlık kurma ve karşılıklı anlayıştır.

Birincisi- Bu söylediklerin, diyalogun psikolojik vasatı için yeter şarttır. Ama bir diyalogun ontolojik zemini açısından yeterlilik sağlamazlar. Söylediğin şartların gerçekleştirilebilmesi için gerekli şartlar ise: sahicilik, doğruyu arama, hakikatin kendisini öncelemektir. Tabi her kavramı derinliğine algılamak da bu noktada önem arz eder. Ama ontolojik zemini ise ister belirli bir kültür evrenine sahip olunsun, ister farklı kültür evrenlerine sahip olunsun, ortak bir algının ve idrakin varlığı kaçınılmaz. Ancak bu ortak algı ve idrakin; sahici, doğru ve hakikat ile bağının açık olması şartını taşıdığını da bilerek…

Bu noktada bütün kültür evrenlerinin ortak ideasına bakılmalı, beklentilerinin neliği açık bir şekilde ortaya konulmalı ve nasıl bir şahsiyetin oluşumunu hedeflediklerini ortaya çıkartarak diyalogun ontolojisini temellendirebiliriz. Sonra bu ontolojiyi hangi kültür evreni daha iyi gerçekleştireceğini mukayese usulü üzerinden betimleyebiliriz.

İkincisi- İyi şeyler söylüyorsun da. Meselenin birde arabesk kültürleri de içermesi bağlamında ne yapılmalı? Örneğin, Müslümanlar, bir diyalog kurmaya yeltendiklerinde ortak, üzerinde uzlaşacakları bir kültür evrenine sahip değil görünüyorlar. Hem modern kültür evreninden hem de kendi kültür evreninden parçalar taşıyarak ortaya karışık bir zemin kurmuşlar. Bu yüzden senin söylediklerinin reel bir karşılığı olmayabilir.

Birincisi- Haklısın. Meselenin bu tarafını göz ardı etmedim. Olan ve olması gerekenin müslüman zihin açısından da bir karşılığı olması gerektiğini düşünüyorum. O yüzden müslümanca düşünmek diyorum. Müslüman olmakla müslümanca düşünmek arasında da bariz bir fark vardır. Bu açıdan bakıldığında mesele biraz açıklığa kavuşuyor.

Mesele, ağırlıklı olarak ‘müslümanca düşünmek nedir’ etrafında açıklığa kavuşacaktır. Yani müslümanca düşüncede bilgi yöntemi ve varlık bilgisi/ epistemik ve ontolojik karşılıklar açıklığa kavuşturulmalıdır. Bunun yolu; kafasını karıştıran modern kültür evreninin temel kabullerini eleştiriye tabi kılmak ve kendisine yapışmış farklı dünyaların etkilerini gidermek, klasik İslami düşüncenin tam bir tarihsel dökümünü yapmak, oradaki temel kırılma noktalarını doğru teşhis etmek, kullanılan kavramların tarihsel süreçte hangi anlam kırılmalarına uğradığını bilmek, bir birine muhalif gibi görülen temel bilişsel kavramların bir birini tamamlar özelliklerinin var olup olmadığı konusunda bir düşünce geliştirmek ve en önemlisi, tarihin herhangi bir bağlamında oluşmuş düşünce birikimi ile bu düşünce birikimini sağlayan usulü bir birinden ayrıştırarak bu usulün bugün bizim için anlamını yeniden keşfetmektir.

Meselenin özü bu şekilde ortaya konulduktan sonra; bir diyalogun Müslümanlar arasında ortak bir yöntem ve ortak bir episteme üzerinden kurulabildiği görülecektir. Bunu sağlayacak olan vasat ise; diyaloga geçecek olan her iki taraf, ne söylediğini tam olarak bilecek, muhatabının ne söylediğini ise tam olarak anlamasıdır. Meseleyi bu şekilde ortaya koyduktan sonra ‘bizi aldatan bizden değildir’ hadisini eksene alarak diyalogu sağlıklı bir şekilde kurabiliriz.

İkincisi- Zor olmakla birlikte söylenenlere katılıyorum. Reel olanın kişi üzerindeki baskısını ortadan kaldırmanın bir yolu bulunmadan bu diyalog zor gerçekleşir. Ama denemeye değer ve olan yerine olması gerekene odaklandığı zaman bir yol ve yöntemin bulunacağına olan inancı ve umudu diri tutmakta yarar vardır.

Bu diyalog için çok teşekkür ederim. Güzel bir muhabbet oluştu. Bir birimizi anladığımızı düşünüyorum. Tekrar teşekkür eder ve bir başka muhabbette buluşmak dileği ile…

Birincisi- Ben teşekkür ederim. Bu güzel muhabbet için. İnşallah, nice güzel diyaloglarda buluşmak dileği ile…

Fiemanillah…

Birinci Bölüm :

https://www.hertaraf.com/haber-diyalog-abdulaziz-tantik-4965

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş