metrika yandex

Haberler / Yorum - Analiz

MAZLUMDER Genel Sekreteri Av. Kaya Kartal: Çıkartılmak İstenilen Yasa, Sivil Toplumu ve İtirazlarını Kriminalize Etmektedir.

25.12.2020

MAZLUMDER Genel Sekreteri, Av. Kaya Kartal’ın Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi Hakkında Hertaraf Haber’e Değerlendirmelerde Bulundu:

Bir kısım Ak Parti milletvekili tarafından 14 Aralık tarihinde TBMM’ye sunulan torba kanun nitelikli “Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi” 19 Aralık tarihinde Adalet Komisyonunda kabul edilerek meclis gündemine alınmıştır.

Bu çalışmada öncelikle teklifin arka planına değinip sonrasında teklife ilişkin usuli ve asli itirazlarımızı dile getireceğiz.

Irak’ın işgali sürecinde kullanışlı bir aparat olan “Kitle İmha Silahları” kılıfıyla sunulan teklif aslında 2013’te yürürlüğe sokulan 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunu tahkim etmektedir. Bu kanununun kanunlaşma sürecinde olduğu gibi BM Güvenlik Konseyi Kararları ve G7 ülkeleri tarafından kurulan FATF (Mali Görev Eylem Gücü) isimli organizasyonun tavsiyeleri doğrultusunda Türkiye’ye dayatılan bir metindir. Zira tavsiye nitelikli olduğu ifade edilen ilkelere uyulmaması, içerisinde çeşitli ekonomik ve siyasi tehditleri barındırmaktadır.

Burada kitle imha silahlarının önlenmesi kılıfına aldanarak göz artı edilmemesi gereken husus, gerek FATF isimli organizasyonu kuran devletlerin gerekse BM Güvenlik Konseyi veto yetkisine sahip daimî üyelerinin dünyada en çok kitle imha silahı imal edip kullanan, en fazla kitlesel kıyım ve soykırım yapmış olan devletler olduğudur. Bu çelişki göz ardı edilerek yapılacak okumalar baştan sakat olacağı gibi “metindeki maddelere ilişkin somut itirazlarınızı madde madde yazın değerlendirelim” diyenlerin samimiyeti ise tartışmalı olacaktır.

BM Güvenlik Konseyi Kararlarını açıkça yasama denetiminin ve Anayasal denetimin üstünde olan bir iç hukuk normu haline getiren Terörün Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun ile birlikte yasalaşması halinde mevcut kanun teklifi ciddi bir egemenlik sorununu da beraberinde getirecektir. Bunu asıl muhataplarının düşünmesine bırakarak teklifi insan hakları ilkeleri, dernek faaliyetleri ile ifade ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik riskler, yardım toplama ve dağıtma bakımından oluşturacağı riskler bakımından inceleyebiliriz.

Teklife yöneltebileceğimiz en temel iki usuli eleştiri Dernekler Kanunu ve Yardım Toplama Kanununda esaslı değişiklikler ve düzenlemeler içeren böyle bir düzenlemenin Kitle İmha Silahları başlığı altında torba kanun yöntemi ile pazarlanması çabasının gayri ciddiliği ve sevimsizliğidir. 43 maddelik teklifin ilk 6 maddesi Kitle İmha Silahlarının Finansmanının Önlenmesi isimli kanunu oluştururken ikinci bölüm olarak zikredilen sonraki 37 maddesi ile başta Dernekler ve Yardım Toplama Kanunları olmak üzere 7 ayrı kanunda değişiklik yapılmaktadır.

Yine toplumsal etkisi anlamında ciddi bir kitleyi ve etkinlik anlamında dernek ve yardım toplama faaliyetleri anlamında yoğun bir faaliyet alanını bu kadar esaslı biçimde değiştiren teklifin hiçbir toplumsal tartışma yapılmadan, asıl muhatapları ile müzakere dahi edilmeden, tepeden inmeci bir yöntemle, alelacele çıkartılmaya çalışılması da eleştiriyi hakketmektedir.

Teklif öngörebildiğimiz kadarıyla içerik olarak da esaslı problemler içermektedir. Özellikle BMGK kararlarının iç hukuk metni haline getirilmesi, Yardım Toplama ve Dernekler Kanunundaki aleyhe düzenlemeler ile Avukatlara bir tür muhbirlik rolü yüklenmesi anlamına gelecek düzenlemeye dikkat çekmek istiyoruz.

Yardım Toplama Kanunu bağlamında teklif edilen maddelere bakıldığında, BM Güvenlik Konseyinin kitle imha silahları ile alakalı kararları bağlamında kişi ya da kurumların (vakıf-dernek-insani yardım kuruluşları-finans kuruluşları-şirketler) mal varlıklarının Cumhurbaşkanının Resmî Gazetede yayımlanan kararı ile dondurulacak olması dikkat çekicidir. Mülkiyet hakkına esaslı müdahale söz konusu olmasına rağmen masumiyet karinesine aykırı bir şekilde herhangi bir yargı kararı aranmaksızın ve Cumhurbaşkanına bile takdir yetkisi vermeksizin böyle bir düzenleme teklif edilmektedir.

Teklifin 8. Maddesinde Yardım Toplama Kanununa eklenmek istenen madde ile yurt içine ve yurt dışına yapılacak yardımlara ilişkin usul ve esasların yönetmelikle düzenleneceği, ifade edilmektedir. Bu kadar esaslı bir konunun tamamen yönetmeliğe havale edilmesi idareye geniş bir alan bırakmakta ve hukuk güvenliğini zedelemektedir. Bu teklif özellikle yurtdışı yardımların fiilen imkânsız kılınması noktasında bir tereddüt oluşturmaktadır.

Kanaatimizce teklifin en kritik maddesi derneklerle ilgili 15. Maddedir.  Basit bir soruşturma ile bile, masumiyet karinesine aykırı olarak, dernek organlarında yer alan kişinin hatta dernek organının geçici olarak görevden uzaklaştırılmasının ve derneğe kayyım atanması ile gerekli görülürse derneğin faaliyetlerinin geçici olarak durdurulmasının yolu açılmaktadır. Soruşturma ve kovuşturmaların uzunluğu ve niteliği, basit bir gizli tanık beyanı ile bile kişi ve kurumların rahatlıkla soruşturmalara dahil edilebildikleri dikkate alındığında sivil toplumun karşı karşıya bulunduğu risk anlaşılacaktır.

Teklifin 20. Maddesi ile sır saklama ve müvekkili aleyhine tanıklık yapmaktan çekinme hakkı bulunan Avukatlara savunma hakkına aykırı bir şekilde bir tür muhbirlik rolü yüklenmeye çalışılmaktadır. Avukatları, yapmış oldukları birtakım işlemler hakkında bilgi ve belge verme, şüpheli işlem ibrazı, muhafaza yükümlülüğü gibi fiillerle yükümlü kılan düzenleme kanunlaşsa bile açıkça hukuka aykırı olacak ve avukatlar tarihsel rolleri gereği buna direnecektir.

En ağır suç ithamlarında dahi müvekkilinin savunma hakkına riayet ve sırlarını saklama yükü bulunan avukatın BM Güvenlik Konseyinin ve FATF’ın hassasiyetleri gözetilerek kara para aklama suçları yönünden muhbirliğe evirtilmek istenmesi yaşanan çelişkinin komikliğine de işaret etmektedir. Elbette ki Avukatın kendisine yapılan teklifi yolsuz veya haksız görmesi yahut sonradan yolsuz veya haksız olduğu kanısına varması hali Avukatlık Kanunu’nun 38. Maddesinde avukatın işi reddetmesinin zorunlu olduğu hal olarak düzenlenmiştir. Ancak bu durumda bile avukat muhbirlik yapamaz.

Teklifin zaten sorunlu, tarafgir ve kirlenmiş organizasyonlar olarak bildiğimiz BM Güvenlik Konseyi kararları ve FATF tavsiyeleri esas alınarak hazırlanmış olması bir yana, teklifle fırsattan istifade edilerek sivil toplum alanını toptan işlevsizleştirecek, denetim ve yaptırımları ölçüsüz bir şekilde artıran düzenlemeler yürürlüğe konulmaya çalışılmaktadır.

Ciddi bir denetim, yaptırım riski ve bürokrasi ile kuşatılmış bulunan sivil toplumun sesini daha da kısacak ve yardım toplama faaliyetlerini daha da zorlaştıracak düzenlemeler, Türkiye’deki terör soruşturma ve kovuşturmalarının niteliği de dikkate alındığında bize daha da rahatsız edici bir tablo sunmaktadır. Öyle ki şiddete bulaşmadığı mahkeme kararları ile sabit örgütlerin bile terör örgütü kapsamına alındığı bir vasatta, terör gibi muğlak ve kaygan bir kavram üzerinden sivil toplum faaliyetlerini ve itirazlarını kriminalize edecek, ifade özgürlüğünün ve örgütlenme hakkının özünü zedeleme riski taşıyan düzenlemeler yapılması kesinlikle ve yüksek sesle karşı çıkılması gereken bir adımdır.

 

Av. Kaya Kartal

MAZLUMDER Genel Sekreteri

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş