Metrelerce yerin altında gurur ve heyecanla EBÖRK adı verilen silahımıza bakıyor ve kalp atışlarımı duyuyordum. Bilim dünyasının, güvenlik örgütlerinin, silah tüccarlarının gerçek olup olmadığını merak ettiği Ebörk karşımda idi ve benim için adeta zaman donmuştu. 1 metre çapında bir şapkaya benziyordu ve yan kısmından kol şeklinde iki uzantısı vardı.
Yüz bölgesi kapalı, sesi değiştirilmiş, özel kıyafetli bir kişi bize doğru yaklaştı, bilgi vermeye başladı:
“İsiricyum adını verdiğimiz yarı sıvı yarı gaz bir madde kullandık. Bu madde canlı bir organizmaya benziyor ve içerisinde folikül benzeri yapılar var. İleri araştırmalarımızda bu foliküllerin gümüş suyu ile çoğaldığını ve çoğalan yapının içine Silestonil gazı enjekte ettiğimizde katılaştığını ancak ağırlaşmayıp yine havada asılı kaldığını bulduk. Ebörk gaz formunda görünmeyen bir yapıya sahip, sinyal vermiyor, yakalanamıyor ve en önemlisi kalıntı bırakmadan yine gaz halinde yok oluyor. Bu silahın hem tek tek kişileri hedef alabilmesi hem de belli grupları ya da bölgeyi hedef alması kadar sadece bilinç kaybı sağlaması üzerinde de çalışıyoruz” dedi. Yanel başı ile teşekkür eden bir işaret yaptı ve bilgi veren görevli ayrıldı.
Ben bildiğim bütün kelimeleri unutmuş sadece hayranlıkla seyrediyordum
Yanel yaklaştı ve devam etti: “2956, sadece üç aşamamız kaldı. Sevgili hocamız Astanal Tamil, katılaşan İsiricyum’u istenilen büyüklüğe getirebilmek için çalışıyordu. Tolyaz Eskane, Ebörk’ün beyin fonksiyonlarını geçici olarak durdurabilmesi konusunda çalışma yapacak en doğru kişi, sen ise hedef ya da hedefleri teşhis etme, tanıma ve kilitlenme ile ilgili çalışmayı yürüteceksin”
Ülkenin en gizli bölgesinde özel bir duruma tanıklık etmenin ağırlığı içinde bu olağanüstü gerçeği sindirmeye çalışıyordum ancak kalbimin çarpıntısını hala duyuyordum. Gözlerini Ebörk’ten ayırmayan ve yüzünde tatlı bir gülümseme ile hayran hayran seyreden Yanel aniden bana doğru dönerek keskin, sert, soğukkanlı ve yüksek bir tonda:
“Simedlam’ı önce yakıp yıkan sonra da sömüren kafaların üzerine Ebörk bir şapka gibi inecek!” dedi. Ateş ve öfke saçan bakışları içimi ürpertmişti. Bir süre sessizlik oldu sonra O’na doğru yaklaştım, dolambaçlı sorular ya da psikolojik yaklaşımlar yerine doğrudan bir soru sordum: “Aisonaliz ile yaptığımız savaşta kimleri kaybettin Yanel?” dedim. Yüzündeki bütün kaslar seğirdi, gerildi, sanki bir müddet nefes almadı ve sonra ağzından ateşli bir lav çıkar gibi: “Tüm sevdiklerimi!” dedi, durakladı “Annemi… Babamı… Kardeşlerimi...” diyebildi. Boğuluyormuş gibi derin bir nefes aldı, gözlerini Ebörk’e dikti: “Hepsine işkence edip… kurşuna dizdiler… gözlerimin önünde...” dedi.
Soluk alamıyormuş gibiydi, çenesindeki bütün eklemlerden ses geliyordu. Özel kıyafet içinde kaskatı olduğunu sezebiliyordum. Bir an kendimle onu kıyasladım. Muhtemelen 8-10 yaşlarında iken dehşet verici ve zihnin alamayacağı kadar büyük gerçeklerle karşı karşıya kalmıştı. Ben ise hayatın zorlu akışı içinde sevdiklerimi kaybetmiş ve bunun etkilerini yıllarca taşımıştım. Yanel’in hissettiklerini kavramaya çalışmak zihnimi allak bullak etti. O donmuş gibi halen sevgi dolu gözlerle Ebörk’e bakıyordu. Belliydi ki hayatı, hayalleri ve idealleri intikam isteği üzerine kurulmuştu. Öldürmek, acı vermek, eziyet etmek bir fizik kanunu gibi bir gün mutlaka gerisin geri başlangıç noktasına döner ve başlatanlara sirayet ederdi. Yanel de hala o korkunç günü yaşadığı tarihte idi ve o günden bugüne yıllar geçse de onun için sadece zaman geçmiş ama tarih hiç değişmemişti. İkimiz de duygusallaşmış ve asıl konumuzdan uzaklaşmıştık. Bu akışı değiştirmek için:
“Yanel” dedim ve birkaç saniye bekleyip “Astanal Tamil yaşıyor mu?” dedim. Biraz durakladı ve üzgün bir ses ile:
“Yaşıyor, sınırımızdaki Aisonaliz üssünde ve muhtemelen komada!”
Huzursuz şekilde kıpırdandım. O toparlandı ve sakin bir ses tonu ile devam etti:
”Ritane, bazı bilim insanlarımızın öldürüldüğünü sen de biliyorsun ancak sevgili hocam Astanal Tamil kaçırıldı. Tahmin edersin ki yeni silahımızla ilgili. Tamil böyle bir durumun başına geleceğini bildiği için koltuk altına yerleştirdiğimiz ilacın kanına karışmasını sağlayarak bilincini kaybetmiş olmalı. Yani bir tür yapay komada, ilacı bir deniz canlısından elde etmiştik ve antidotu da yine bizde Ritane” dedi ve birkaç adım atıp Ebörk’e doğru elini uzattı ve okşar gibi birkaç hareket yaptı ve devam etti:
“Ritane, bu soruyu sorman iyi oldu, Astanal Tamil konuşmamız gereken diğer bir önemli konumuz”
Dünya çapında ünlü olan bu bilim kadını ile ilgili anlatacaklarını dinlemek üzere Yanel’e doğru yaklaştım.
“ Dehliz Grubu onu kurtarmak için çalışıyor ancak kurtaracak ekipte Tolyaz’ın da yer almasını istiyorlar çünkü Astanal Tamil muhtemel uzun süredir cihaza bağlı yaşıyor ve buraya getirilirken beyin fonksiyonlarını korumak için destek ünitesine bağlı tutmak gerekiyor. Yaşını da göz önüne alırsak bunu kusursuz bir şekilde ancak Tolyaz yapabilir” dedi ve biraz düşündü.
“Kaçırılma ihtimaline karşı Tamil’e yerleştirdiğimiz sinyal vericiyi henüz bulamadılar ve bu nedenle sürekli yerini değiştirdiler. Vericiyi bir türlü bulamadıkları için onu koruyabilmek adına sınırımızdaki üsse götürdüler. Bir süredir damardan beslenen Tamil’i mideden kateterle beslemeye başladılar, bu da yoğun bir uğultu oluşturuyor ve sinyal alamıyoruz. Bunu hiç hesap etmemiştik ve bu nedenle üste hangi noktada olduğunu bilemiyoruz. İçerde birkaç adamımız var, Tamil’in sağlık ekibinde yer alan olan Doktor Tagina, 24 saatliğine beslenmeyi durduracak, bu esnada yerini tam olarak tespit edebilirsek kurtarma planımız devreye girecek. Uzun süredir yapay komada ve bu durum daha fazla süremez, çok riskli, onu bir an önce kurtarmamız gerekiyor” dedikten sonra ellerini arkasına bağladı ve mor ışıklı alanda bir süre dolaştıktan sonra kararlı bir ifade ile:
“Astanal Tamil çok kıymetli Ritane, Üsteki adamımız ile iletişim kurduğumuz teknik odayı incele ve Doktor Tagina ile bağlantıya geç, kurtarma planını sana ayrıca anlatacağım.” dedi.
Yanel ayrıldıktan sonra Üs ile iletişim kurulan teknik odayı ve içerdeki donanımı gözden geçirdim ve Astanal Tamil’in özel doktorlarından Tagina’ya şifreli bir mesaj gönderip bir süre bekledim. Dr. Tagina ertesi gece saat 04.00’da iletişim kurmak için uygun olduğunu belirten mesajı gönderdi. Yer altından ayrılmadan özel ve gizli bir görevli, konutumdan buraya ulaşım sağlayabilmem konusunda gerekli bilgilendirmeyi yaptı.
O gece ve ertesi sabah yerin altında geçirdiğim zamanı defalarca yeniden yaşadım ve düşündüm. Benim gibi soğukkanlı birisine bile bu kadarı fazla idi ve ani bir karar ile Yeşil Bölge adı verilen üretim sahasına gittim. Tanışma toplantısının olduğu gün salona geri gelen Bölge Yöneticisi Eruna Elnabay’ın içine sığmayan konular olduğu muhakkaktı. Sorütnam hakkındaki bilgileri kayıtlardan almak yerine, direk alandan ve kişilerden almak şimdilik daha doğru geliyordu çünkü dosyalarda her şey mükemmel görünüyordu.
Etik olarak izlenebilecek birçok yol vardı ancak ben buradaki çarkın içine düşerek ne olup bittiğini anlamak yolunu seçtim zira birçok farklı güç odaklarının olduğu merkeze çabucak hâkim olmam gerekiyordu. Herhangi bir elektronik üretim merkezinde imiş gibi bir an önce akışın içinde yer almalıydım. Fargo İrendes, görüşmelerimizde -saf biri gibi görünüyorsun- dediğinde belki de beni yönlendirmek istemişti. O hiçbir cümleyi boşuna kurmazdı. Haklı idi; burada, beni ulaşılabilir, saf hatta salak görmeleri iyi olabilirdi. Böylelikle benliklerde, kalplerde, beyinlerde ne varsa daha kolay dışarı çıkabilirdi ve ben bunları hızlıca analiz edebilirdim.
Eruna, ziyaretime önce çok şaşırsa da çok sevindiği her halinden belli oluyordu. Beraberindeki sorumlu ekip ile bölgeyi gezerek üretim süreçlerini inceledim. Eruna’nın, detayına kadar bilgi vererek durmaksızın konuşması, işine ve bölgesine hâkim olduğunu göstermek istemesi dikkatimi çekmişti. Bu davranışının altında sadece yeni bir yönetici olması değil başka nedenler de olmalıydı. Bölgeyi gezme işi bitince verileri görmek üzere yönetim bölümüne geçtik. Ziyaretimin ani olması nedeniyle verileri kontrol ettirmek için biraz zaman istedi, ben de bol bol zaman vererek sohbeti uzun tuttum.
Eruna daha önce Mavi Bölgede Tolyaz’a bağlı olarak çalışıyormuş ve Yanel tarafından Yeşil Bölge yöneticisi olarak atanmış. Yeşil Bölge’de yönetici olması beklenen iki kişi hala Eruna’ya bağlı çalışıyormuş ve açıkça ifade edemese de bu kişilerden rahatsız olduğunu birkaç cümle ile dile getirmeye çalıştı. İsmi Bereça olanın merkezden ayrılmak istediğini de söyledi.
Sorütnam’ın zor dönemlerinde her iki bölgenin de yöneticisi olan Tolyaz, Eruna’nın görevlendirilmesine çok şaşırmış hatta kendisi ile denk göreve gelmesini kabullenememiş. Tolyaz’ın atanmasını istediği Bereça, Tolyaz ve Subena ile çok yakın iletişim içinde imiş ve Eruna’nın yönetici olmasını kabul edemiyormuş.
Yanılmamıştım, Eruna bilgi alınabilecek en iyi kişilerden biri idi. Konuşkan olduğu kadar gözlem yapma, ilişkilendirme, bağlantı kurma ve sonuç çıkarma gibi konularda çok iyi idi. Tolyaz’a bağlı olan güçlü bir grup karşısında yalnızdı. Eruna da zaten anlatmaya hazırdı ona biraz dostane yaklaşıp övgü dolu cümleler kurmam hemen netice verdi ve anlatmaya başladı.
Subena, ülkede her yıl düzenlenen Başarılı Mühendisler Projesinde birinci olup çalışmak istediği yeri seçme hakkı kazanmış ve burayı seçerek merkeze girmiş. Mavi Bölgede çalışmaya başlamış ve güzelliği kadar işinde de dikkat çekmiş, son 1,5 yıldır Mavi Bölge Ürün Kontrol Yöneticisi olarak Tolyaz’a bağlı çalışıyormuş.
Eruna’ya sıradan bir konuymuş gibi: “ Aralarında özel bir yakınlık varmış değil mi?” dediğimde bir süre kaygı dolu baktı ve: “ Ben bilmiyorum.” dedi. Sanırım bunu dile getiren kişi olmaktan korkuyordu. Hayretle, “Sen bilmiyor musun? Herkes biliyor Sayın Yanel dâhil.” dediğimde rahatladı.
Tolyaz her iki bölgenin de yöneticisi olduğu dönemlerde Subena ona yardımcı olmak için gece gündüz çalışıyor ve işleri oldukça iyi götürüyormuş. Bu süreçte Tolyaz’a en güçlü, kudretli, bilgili, en iyi kişi muamelesi yapıyor, her yerde Tolyaz’ı yüceltiyor ve hayranlık duyulmasını sağlıyormuş. Bir yandan da hem Mavi Bölgedeki hem de diğer alanlardaki kişilerle çok yakın, sıcak, sevgi dolu ilişkiler kuruyor, Tolyaz’ı kullanarak onların her sorununa eğiliyor, çözülmesini sağlıyor ve her durumda yanlarında oluyormuş. Etrafında önemli bir grup toplanmış ve yumuşak mizaçlı Tolyaz’ın önünde saygı ile eğilenlerin sayısı artmış. Mütevazı biri olan Tolyaz gittikçe değişmiş, Subena’nın yörüngesine girmiş ve nerde ise merkezi onunla birlikte yönetmeye başlamış. Bu yakınlık, önce gizli sonra da açıkça yaşadıkları duygusal bir birlikteliğe dönüşmüş. Tolyaz, Subena’ya öyle bağlanmış ki çok sevdiği karısını ve çocuklarını, güvenlik sorunu olduğunu bahanesi ile başka bir şehirdeki yakınlarının yanına göndermiş.
Subena, hem olumlu, yapıcı, sevimli yaklaşımları hem de yaşadığı birliktelik sayesinde Mavi ve Yeşil Bölgedeki yaşları genç olan çoğu çalışanı kontrolü altına almış. Bu grup, dış dünyaya kapalı merkezden kimi zaman gizli şekilde çıkmaya, bilinmeyen yerlerde eğlence, parti vb. yapmaya başlamış. Eruna bir ara durakladı, yine kaygılı bir ifadeye büründü “Bunları anlatmalı mıyım bilmiyorum?” dedi. “Bunlar her yerde yaşanan durumlar” dedim yumuşak bir tonda ve bir an kendimden şüphe ettim. Aslında Eruna ile bayağı dedikodu ediyorduk ve bu bilgi alma yöntemi sanki hoşuma gitmeye başlamıştı. Çok pratikti. Zira ben her türlü çalışmam da bilimsel yollarla veri toplardım ve tabii ki bu günlerce sürerdi.
“Dışarı nasıl çıkabiliyorlar?” dedim. “Hammadde bölgesindeki Anin ve Yanter sayesinde, Yanter’in kapıda bir adamı var, hafta sonları ya da bazı geceler çıkıyorlar.” dedi. Kim diye sorar gibi kaşlarımı kaldırdığımı görünce: “Güvenlik Müdürü Aşden” dedi durdu. Biraz sonra güldü ve manidar bir şekilde “O da Subena’nın etrafındaki gruptan bir kadın ile birlikte” dedi ve bir süre durakladı “ Tabi Aşden ile kadını tanıştıran ve birlikteliği geliştiren de Subena” dedi ve sinirleri bozulmuş gibi kahkahalarla gülmeye başladı. Gülmesini bastırmaya çalışsa da durduramıyordu. Ben de sesli sesli gülmeyi denedim zira bu dedikodunun bir parçası olarak Eruna’ya katılmalıydım.
“Çok çok özür dilerim, sinirlerim bozuldu, Burası Sorütnam ve ben neler anlatıyorum” diye ciddileşti ve sustu. Ben konuya kendimi kaptırmış ve eeee der gibi “Eruna tüm bunları nerden biliyorsun? ”dedim. “ Yanter’in iş arkadaşı Anin’i gördüğünüz değil mi? Aslında yakışıklı ama kaba saba birisi” Eruna yine gülme krizine girdi ve gülmeye devam ederek: Ben de Subena gibi yaptım, Yeşil Bölgede çalışan Mikala benim arkadaşım, Anin’e yaklaşmasını sağladım, iyi mi yaptım kötü mü yaptım bilmiyorum” dedi. Bu sefer gerçekten “Eeee?” dedim. “ Mikela’dan bilgi alıyorum çünkü Tolyaz ve Subena atanmamı kabullenmedi ve Subena beni bu görevden aldırmaya çalışıyor. Yakın arkadaşı olan Bereça’nın atanmasını planlıyor”
Bu kadarını beklemiyordum. Beynim yanacak gibi oldu. Ben elektronik alanında bilimsel çalışmalar yapmış, buluşlara imza atmış, yerli iletişim ağını kurmuş ve insanların ne yapıp ettiği ile ilgilenmeyen, bu tür konuları gereksiz bulan, sonra Kurum Psikolojisi üst eğitimi almış biri olarak bir kere daha görmüştüm ki bu kadar büyük kurumlar bile psikososyal dinamiklere göre şekillenebiliyordu. Koskoca Sorütnam güç savaşları ve ikili ilişkiler içinde idi.
Subena muhtemelen Aisonaliz ve devletin içindeki hainler tarafından planlı şekilde desteklenerek merkeze sızdırılmış bir hain olmalı idi. Öyle bilinçli çalışmıştı ki nerde ise Sorütnam’da tüm üretim alanlarını, çalışanlarını kontrolü altına almış ve dışarıda olduğu kadar içerde de güçlü birine dönüşmüştü.
Yeşil bölgeden ayrılırken hem Sorütnam’ın hem de Tolyaz’ın Subena denen kadından bir an önce kurtulması gerektiğine karar verdim ve Astanal Tamil’i sağ salim kurtarmak ve Ebörk’ü geliştirmek için her yolun mubah olduğunu düşünüyordum.
O gece, bu hain kadından kurtulmak birkaç aşamadan oluşan iyi bir plan hazırlamıştım bile.
Özgür Özel, yeni partiyi ilan etti
21.07.2026
Halil el-Hayya Hamas'ın yeni lideri oldu
20.07.2026
İspanya'nın şampiyonluğuna Gazze'de Kutlama
20.07.2026
TBMM'den Somali tezkeresine onay
23.07.2026
Abdullah Naci ile Derkenar
02.07.2026
KEMENÇE Mİ KUMANÇE Mİ|KEVSER KIRAN
04.07.2026
Kemal Tahir: Yerli Romanın Büyük Ustası Onur TAN 30.06.2026
Fetö'nün Çaldığı En Değerli Şey AHMET GÜRBÜZ 13.07.2026