Türkiye’de hukuk alanındaki sorunları öne sürerek suç işleyen ve yolsuzluk yapan kişileri savunmaya çalışan bir zihin yapısı türedi. Muhalif olmak, hukuktan ve ahlaktan muaf olmak anlamına gelmiyor. Muhalif olmak, ahlaki üstünlüğe sahip olunduğunda bir anlam kazanır. Türkiye'de muhalefetin önündeki en büyük sorun şudur: güvenilmezlik. Güven olmadığında retoriğiniz doğru olsa da size yönelik destek artmıyor. Muhalefetin en büyük sorunu, toplumun önemli bir kesimine güven vermemesidir.
Güven konusu salt siyasal alanla değil, sivil toplum alanıyla da doğrudan ilgilidir. İşlenen suça değil, kişinin bağlı bulunduğu konuma ve ideolojiye atıf yaparak savunmak hukuk bilinci ve ahlakla bağdaşmaz. Hukuk, kişinin ideolojik veya dini aidiyetlerine bakmaz, söz konusu suçu işleyip işlemediği ne bakar. AHBAP konusunda sergilenen sahiplenme ve karşı çıkma davranışları hukuki bir endişeden değil, siyasal tartışmalarda avantaj sağlamak adına kullanılıyor.
AHBAP bir taraftan sivil toplum örgütlerinin, öte yandan toplumsal ahlak ve yönetim zaafıyla ilgili bir konudur.
Haluk Levent ve AHBAP bir kısmı Haluk Levent'in kendi ahlaki zaaflarından kaynaklanan, diğer kısmı da ideolojik aidiyetleri araçsallaştırıldığında istismar edilip aldanmaya hazır bir kitlenin varlığını göstermektedir. Aldanmaya hazır kitle seküler kesimde dini kesim kadar yaygındır.
Depremzedelerin bağışlarını amacı dışında kullanıp yiyen adamlarla ahlaki anlamda empati yapılamaz; konumu, bilgisi, birikimi ne olursa olsun onlar dini anlamda günahkar, ahlaki anlamda kötüdürler.
Haluk Levent'in durumu muhafazakar dindar cephedeki çürümeyi gözden kaçırmamalı. Çünkü ötekinin günahı muhafazakar dindarları temizlemez. Dindarlardaki ahlaki çöküşün nedeni Haluk Levent ve laik sekülerler değildir; dindarların bizzat kendi tutarsızlıklarıdır.
Kendisinin zaafını görmezden gelme, önemsememe veya reddetme; diğerinin zaafını ise ortaya dökmekten zevk alan bir ahlaksızlık toplumumuzda bir hayli yaygındır. Önce kendinden başlayan bir arınma sürecine ihtiyacımız var. Hz. İsa'ya atfedilen söze atıf yaparak, ilk taşı günahsızlar atsın. Bir kez daha görüldü ki, taraftarlığın beslediği sevgi hukuk ve ahlakın önünde duruyor.
Türkiye'de adalet ve yargı konusunda derin bir İlkesizlik var. Hemen her kesim tarafından hukuk, ahlak ve adalet kendi çıkarına araçsallaştırılıyor. Çoğu insan içinde bulunduğu parti, cemaat, siyasal grup, sivil toplum örgütü söz konusu olduğunda, "yargısız infaz yapmamak, yargı kararını beklemek, masumiyet karinesi " gibi evrensel bir hukuk ilkelerine atıf yaparken, söz konusu öteki olduğunda hiçbir hukuk kuralı ve ahlaki değere uymaksızın yargısız infaz yapabilmektedir. Bu yüzden söz konusu DENİZ FENERİ veya AHBAP olunca suçlama aynı olsa da gösterilen tavır farklılaşmaktadır. Çünkü kişilerin aidiyetleri adalet ve ahlakın önüne geçiyor bu ülkede. Oysa Kur'an bizi sevmediğimiz kimseler hakkında bile adalet ile davranmamız gerektiğini söyler.
Bir kimsenin etnik veya dini/mezhebi aidiyeti, sivil toplum örgütü üyeliği, cemaat mensubiyeti, tuttuğu parti, iktidar veya muhalefeti desteklemesi suç değildir. Hiç kimsenin toplumdaki pozisyonu onu suçlu yapmaz. Suç hukuki ve ahlaki olarak bir normu ihlal etmesi ile ortaya çıkar. Suç, işleyen kişi İslam'a yahut Kemalizm’e sığınarak suçunu normalleştiremez.
Toplumsal kutuplaşma o kadar etkin hale geldi ki, dini veya seküler her toplumsal kesim, ideolojik, dini ve politik sebeplerle karşıt olduğu, diğer kesimin olumsuzlukları üzerinden kendini var etmeye çalışıyor. Kendinde olan olumsuzlukları görmezden gelmek, ötekini ise abartarak ortaya dökmek, bir gurupla kendini özdeleştirmenin hazin sonucudur. Bu tip değerlendirmelerde en büyük sorun taraftar olmaktır. Taraftar, kendine yönelik suçlamaları peşinen reddeder ve komplo olarak nitelendirirken ötekinin suçunu hemen kabul eder. Çünkü ötekinin ontolojik bir meşruiyeti yoktur. Taraftarın en büyük özelliği kuşkuya ihtiyaç duymamasıdır. Her kesim kendine yönelik bir suçlama olduğunda hukuku işaret ederken öteki konusunda hemen suçlamaya eğilimlidir. Bu durum, bütün kesimlerin hukuk ve adalet konusunda ilkesel davranmadığını, kendi çıkarları doğrultusunda araçsallaştırdığını ve istismar ettiğini gösteriyor. Dindar, muhafazakar, milliyetçi, Kemalist, ulusalcı, sosyalist... Bütün kesimlerde taraftarlık hakim durumdadır. Oysa sosyolojik gerçek şudur ki, içinde yaşadığımız toplumun, aldanma ve aldatmaya müsait bir zemini var. FETÖ ve AHBAP bu zeminin çocuğudur. Yüzleşilmesi gereken FETÖ ve AHBAP'ı ortaya çıkmasına neden olan toplumsal zemindir. Öyle görülüyor ki, her ahlaki değer istismar edilmeye açıktır. Bu olumsuzlukları gidermenin yolu hiç kuşku yok ki, hukuk ve ahlaktır.
AHBAP olayı şu gerçeği gizlememeli; Türkiye'de hemen her kesimde derin bir ahlak sorunu vardır. Hiçbir kesim diğerinin ahlaksızlığı üzerinden kendini arındırma yoluna gitmemeli. Ne yazık ki bu olay, yardım konusunda hassas olan insanlarda derin bir hayal kırıklığı yaratacak. FETÖ ve bazı dini vakıfların yaptığına benzer bir olay olan AHBAP, yardım konusundaki güvensizliği daha da derinleştirecek. İdeolojik ve dini anlamda bizdendir algısının yarattığı masumlaştırma belli bir süre işlev görse de işe yaramıyor. AHBAP'ın konumlandığı yer dini vakıfların yolsuzluğunu karşı laik seküler ve Kemalist kesimin yardımseverliği ve dürüstlüğü idi. Oysa her kesim bu toplumsal çürümüşlüğün içinde yer alıyordu. Kuşkusuz tikel olaylardan genel hükümler çıkarmak doğru değil. FETÖ'dan veya bazı dini vakıfların eylemlerinden dolayı bütün dindarları ve cemaatleri suçlamak ne kadar sorunlu ise, AHBAP üzerinden bütün sekülerleri suçlamak da o kadar sorunludur. Ayrıca bir kişi veya kuruluşun yaptığı diğerlerini meşru çıkarmaz. Her kesim özeleştirisini yapmalıdır. Çünkü başkasının günahı bizi masum yapmaz. Salt muhalif bir diye bir yardım kuruluşuna sahip çıkmanın yarattığı ideolojik körlük açısından da ibretlik bir olayla karşı karşıyayız.
AHBAP özelinde yaşananlar bir taraftan Türkiye'de her kesimde kandırılmaya ve aldatılmaya müsait bir zihin yapısına sahip olduğunu, diğer yandan “bizdense iyidir” algısının ve körü körüne Kızılay karşıtlığının ibretlik ve hazin sonunu, öte yandan ahlakın sekülerlere de lazım olduğunu gösteriyor.
Hayır ve Şer|Mukaddes Özkan
21.06.2026
İlkel “komünal” toplum|Vahdettin İnce
21.06.2026
Amerika Kaybetti / Mehmet Taşdöğen
26.06.2026
İnsan, Ahlak ve Siyaset YUSUF YAVUZYILMAZ 21.06.2026
Kemal Tahir: Yerli Romanın Büyük Ustası Onur TAN 30.06.2026