“İbrahim (A.S) “Ey Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bazısını ekilebilir toprağı olmayan vadiye, senin Kutsal Ev'inin yakınına yerleştirdim. Ey Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılsınlar diye böyle yaptım. Artık sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir ve meyvelerden onlara rızık ver! Umulur ki bu nimetlere şükrederler.” İbrahim Suresi 37. Ayet
“İnsanların bizzat kendilerinin işledikleri yüzünden, karada ve denizde çürüme ve bozulma başladı. Allah, belki geri dönerler diye yaptıklarının bazı sonuçlarını onlara tattıracaktır.” Rum Suresi 41. Ayet
Bir dağı, denizi veya bir tarım arazisini gördüğümde veya buralara gittiğimde bu iki ayet aklıma gelir. Acaba bu ayetlere muhatap olur muyuz diye. Bazen endişelenir bazen de umutlanırım.
Bir kısım tarım ürünlerinin fiyatlarının arttığı, bu sebeple tanzim satış kavramının ülkemizde tekrar tartışılır hale geldiği bu günlerde gerek 40 yıllık doğrudan veya dolaylı olarak tarımsal faaliyetin içinde oluşum, gözlemlerim ve gerekse 15 yıllık bir KİT de üst düzey yöneticilikle ilgili tecrübelerimin bir sonucu olarak; Ülkemizdeki tarım alanında yaşanan problemlerin analizi ve çözümü için acizane önerilerimi sizinle paylaşmak istiyorum.
Cumhuriyet dönemiyle birlikte medeni kanunun gereği toprağın mülkiyete konu olması ve miras hukukunun bir sonucu olarak yaklaşık 80 yıldan beri tarım arazileri bölünmeye maruz kalmış ve zaman ilerledikçe ölçek ekonomisine uygunluğunu kaybetmiştir. Özellikle tarımda makineleşmenin gelişmesiyle birlikte işletme ölçeğine uygun tarım arazi büyüklüğü daha önemli hale gelmiş ancak bölünen ve ölçek ekonomisine uygun şartları kaybetmiş bir çok tarım arazisinde kapasitenin çok üstünde bir makineleşmeye gidilerek bu yönüyle de büyük bir kaynak israfı yaşanmıştır.
Bunun yanında şehirlerimizin etrafındaki düz ve verimli tarım alanları, şehirleşme ve sanayileşmeye kurban edilmiş, tarım alanlarına hayat veren nehirler büyük bir kirliliğe maruz bırakılmış ve bu sularla tarım yapma imkanı kalmamıştır. (Su kirliliğinin hangi boyutlara geldiğini görmek için Ankara çayı, Ergene Çayı, Porsuk çayını görmek yeterlidir.) Çeşitli sebeplerle ölçeğe uygun araziler olmayınca hayvancılığın can damarı olan uygun maliyetle yem bitkisi elde etme imkanı da kalmamıştır.
Zaten yıllardan beri de tarıma özellikle de hayvancılığa verilen teşviklere rağmen bugün Ülkemizin yaşadığı et ve süt üretim problemi bunun en açık delilidir. Demek ki salt teşvik vermekle bu mesele çözülemez. Tarım destekleri verimliliği artırıcı mahiyet arz etmelidir. Devletten hiç para desteği almadan tarım yapabilmek asıl olmalıdır. Tarım destekleri; altyapılara, eğitime ve kaliteli tarım meslek elemanı yetiştirmeye harcanmalıdır.
Bu kısa girişten sonra problemlerin ve çözümlerinin birlikte değerlendirildiği bölüme geçebiliriz.
Yapısal problemler ve çözümlemeler
1-Ülkemizin bir çok yöresinde arazi mülkiyeti sebebiyle bölünen ve arasına da kavak veya söğüt ağacı dikilen (ki bir kavak ağacının yılda 130 m3 yeraltı suyu tükettiği ve bitkinin en önemli ihtiyacı olan güneş ışığını yok ettiği göz önüne alınmalıdır.) ölçek ekonomisini kaybetmiş araziler süretle toplulaştırılmalı veya kamulaştırılmalıdır. Benim tercihim kamulaştırmadır. Özellikle Doğuda göçler sebebiyle terk edilmiş ve kullanılmayan daha çok vadilerdeki tarım arazileri kamu menfaatleri gözönüne alınarak kamulaştırılmalıdır.
Bu şekilde hem gelecek zamanlarda topraklar bölünmeye maruz kalmaz hem de toprağın bir şekilde işlenememesi durumunda toprağı daha kolay işlenebilir hale getirmek mümkün olabilir. Bu yaklaşım kolektivist bir yaklaşım olarak değerlendirilmemelidir. Çünkü üretim yapamazsak toprağın kimin elinde olduğunun hiç önemi olmayacaktır.
Ayrıca tarım arazilerinde endüstriyel amaçla ekilenler hariç olmak üzere açısından uygun olmayan bitki ve ağaç ekimine engel olunmalıdır.
Bu arazilerde, elektrik, su yol gibi alt yapılar inşa edilerek uzun dönemli kiralamalarla (asla satış değil) tarımsal üretim yapmak isteyen müteşebbislere tahsis edilmelidir. Hatta bu tarım alanlarına Suriye’den göç eden insanlar sistemli bir şekilde yerleştirilmeli ve bu suretle üretim artırılmalıdır. Aynı şekilde devletin elindeki tarıma elverişli sulanabilir tarım arazilerinin satışından vazgeçilerek uzun dönemli olarak kiralama yöntemi ile tarım müteşebbislerine bu araziler tahsis edilmelidir.
Tarım alanlarında şehir, sanayi turizm merkezi kurma sevdasından vazgeçilmeli ve ecdadımızın yaptığı gibi yerleşim için dağlar ve hiçbir şekilde tarıma elverişli olmayan araziler kullanılmalıdır
2-Bununla eş zamanlı olarak sektörün eleman ihtiyacına binaen ziraat ve veternerlik fakültelerinin sayısı azaltılarak daha nitelikli öğrenciler ziraat mühendisi ve veteriner yapılmalı, bu mesleklerin kalitesi yükseltilmeli ve bununla birlikte sektörün ara eleman ihtiyacına binaen öğrenci sayısını değer erzyonuna uğratacak şekilde artırmaksızın tarım meslek liseleri ve tarım meslek yüksek okulları vasıtasıyla eğitim hayatının yarısını sahada veya uygulama çiftliklerinde geçirmiş teknisyen veya tekniker ünvanlı ara personel yetiştirilmelidir. Tecrübelerimden anladım ki; aslında nitelikli ara elemana en başta tarım sektörü muhtaçtır.
3-Tarım bürokrasinde liyakat esas alınarak başarı hikayesi olan kişiler göreve getirilmelidir. Özellikle üniversitelerdeki ziraat ve veternerlik fakültelerindeki akademik personel ve Tarım Bakanlığı teşkilatlarında çalışanlar, klasik memur mantığı ile değil, performansa dayalı ücret politikası çerçevesinde, memurun sahaya indiği ve çalışanın çalıştığı kadar ücret aldığı bir istihdam politikası geliştirilmelidir.
4-Tarımın en büyük problemlerinin başında verimlilik gelmektedir. Bunun kök nedenlerinden birisi tarımın çok fazla teknik bilgi gerektirmesi ve tarımda çalışanların bu deneysel-tecrübi bilgiye sahip olamayışlarıdır. Üretilecek ürüne göre uygun; toprak, bitki, sulama, gübreleme, ilaçlama, hasat vb işler, önemli ihtisas ve tecrübe gerektiren işlerdir. İlçe tarım müdürlüklerinde her üretim (buğday, mısır, fasulye, nohut vb.) dalında ihtisas sahibi ziraat mühendislerinden oluşan, ekim yapılacak toprağın analizinden, üretilen ürünün hasadına kadar sürekli olarak tarımla uğraşanların yanında olacağı, onlara teknik bilgi desteği vereceği, kurulan veri tabanına sürekli ve doğru veri göndereceği, raporlama yapacağı ve toplanan verilerin düzenli aralıklarla değerlendirileceği ve alınan karaların eylem planına dönüşeceği mekanizmalar ve ya birimler kurulmalıdır. Bu birimler adeta üniversite, enstitü ve çiftçi arasında mekik dokumalı ve tecrübe edilmiş bilgiyi sahaya aktarmalıdır. Her yılın uygulama sonuçları yayınlanmalı ve saha çalışanları da çabalarının karşılığını performans ücreti olarak almalıdır.
Bu gün kendileriyle sözleşmeli ayçiçeği tohum üretimi yaptığımız Amerikalı firma aynen böyle yapıyor. Her an bizim yanımızda veya bir telefon kadar uzakta. Biz tanelik mısırın tonunu piyasaya 900-1000 TL ya satıyoruz, onlar tohumluk mısırın tonunu bize 20.000 TL ya satıyor. Bu sistemli çalışmanın neticesidir. Başka değil.
Yıllardır gerek hayvancılık tarafında ve gerekse tarım tarafında faaliyet gösterdiğimiz sırada ilçe tarım müdürlüklerinden veya üniversitelerden aklı başında, sorun ve çözüme odaklı bir saha ziyareti görmedim. Ya hu burada ne yapıyorsunuz, yaptığınız işle ilgili yeterli bilgiye sahipmisiniz diyen birisine rastlamadım.
Bu gün maalesef Türk tarımı verilen teşviklerle ayakta duruyor. Her yıl 13-15 milyar TL tarıma destek veriliyor. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi tarım desteskleri verimliği artırma yolunda kullanılmalıdır.
5-Bunların yanısıra kısa vadede çok önemli bir problem olan ve eğer esaslı çözüm bulunmazsa Ülkemizin tarımını tehdit eden unsurların başında yurtdışından kaçak yollarla gelen ve tarımda çalışan kaçak işçiler gelmektedir. Bu mesele yaklaşık 10 yıldan beri artan bir seyir izlemektedir. Tarımda çalışacak tarım işçisi, bakıcı, çoban vs ihtiyacını gidermek için yabancı işçi çalıştırma mevzuatı derhal değiştirilmelidir. Problemler halının altına süpürülerek çözülemez. Bugün maalesef kırsal alanda yaşama oranının azalması ve yaşayanların da işe elverişli olmamaları yüzünden yerli işçi bulunamadığı için tarımda çok sayıda kaçak işçi çalıştırılmaktadır. Kısaca tarımda müteşebbisinden işçisine kadar köyde veya bir ilçede tarımda çalışanın yaşam konforunu artırmadıktan sonra tarımda istihdam problemini de çözemeyiz.
6-Yine bunlara paralel olarak Et ve Süt Kurumu tacir vasfından tamamen çıkarılarak, SÜT ve ET KURUMU şeklinde yeniden yapılandırılmalı, EPDK gibi piyasa düzenleyici rol almalı, Ülkemizin et ve süt ihtiyacı ve ihracat kapasitesine bağlı olarak üretim kapasitesi belirlenmeli, arz fazlasına meydan verecek üretime imkan verilmemeli, KOTA SİSTEMİNE geçilmeli, arzın dar olduğu dönemlerde fiyat istikrarını sağlama adına ithalat bile yapılmalıdır. Bu amaçla üretime bile her an müdahale edebilecek seviyede olmalıdır. Mesela bugün herhangi bir kişi devletten müsaade almadan bir enerji santrali kurabilir mi ? hayır. Önüne gelen hayvancılık ve tarım işletmeciliği de yapmamalıdır. Belirlenen kapasitelerin üzerine çıkmamalıdır. Zira arzı bollaştırdığımız zaman da fiyat düşüyor, insanlar iflas ediyor, bankalar zora giriyor ve bunun bedelini yine toplum ödüyor.
Bu gün büyük işletmelerde olduğu gibi her bir inek mikroçiple takip edilerek günlük sağılan miktar en başta Bakanlığımız merkezinden dahi izlenecek şekilde bilgi işlem altyapısı kurgulanmalı, mesela süt arzını kontrol etme adına her bir inek için cinsine göre kota belirlemeli, ineğin laktasyon ömrünü düşürecek fazla sağıma müsaade edilmemelidir. Örneğin 30 kg/gün ortalamasıyla en fazla 4 laktasyon sağılabilen bir Holstein inek, 25/gün ortalamasıyla sağılırsa hem iki laktasyon ömrü kazanılmış olur, hem süt arzı kontrol edilir, hem damızlık düve ihtiyacı o kadar azalır. Hem de hayvan sağlığı açısından önemli bir imkan elde edilmiş olur. İşte size bir piyasa düzenleme faaliyeti. Yoksa devlet, vatandaşının rahatça yapabileceği bir iş olan, reyonlarda et süt satmakla piyasa düzenleme faaliyeti yapamaz/yapılamaz.
7-Pazarı olmayan ve uygun maliyetle üretilmeyen hiçbir mal ve hizmet üretimi sürdürülebilir değildir. Bugünün iletişim çağında rekabet artık uluslararası mahiyet almıştır. Yaptığımız üretimin maliyetini Almanya ile Amerika ile karşılaştırmaya mecburuz.
Devam Edecek…
Mehmet Yaşar Soyalan ile Derkenar...
05.06.2026
İktibas'ın Haziran 2026 sayısı çıktı
07.06.2026
2026 yaş çay alım fiyatı belli oldu
13.05.2026
Şehit yakınlarına iki asgari ücret verilecek
13.05.2026
Rasim Ozan Kütahyalı gözaltına alındı!
14.05.2026
Sülfürik asit krizi bütün dünyayı etkiliyor
13.05.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ - 5 ÜSTÜN BOL 23.05.2026
oyaladı dost… MUSTAFA AKMEŞE 21.05.2026