metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

MUHAFAZAKAR SİYASETTEKİ TEK PARTİ DÖNEMİ ÖZLEMİ

YUSUF YAVUZYILMAZ
02.12.2024

Erdoğan'ın bir konuşmasında on yıl daha sürmesini istediği Tek Parti Dönemi siyasal anlayışının, hukuk devleti, insan hakları, din özgürlüğü, adil yargılama açısından örnek alınacak bir dönem değildir. Tek Parti Döneminde gerçek olan yasama, yürütme ve yargının tek elde toplandığı, otoriter ve merkeziyetçi parti devletidir. Ne kadar sorunlu olurda olsun, Tek Parti Dönemi sonrasında başlayan demokrasi dönemi, 1950 yılından itibaren Tek Parti anlayışını büyük ölçüde yıkmıştır. Ancak DP’nin iktidar yıllarında, Tek Parti'nin devlet içindeki uzantıları, özellikle askeri ve sivil bürokrasi, etkinliğini devam ettirmiş ve 27 Mayıs darbesi ile intikamını almıştır. 27 Mayıs darbesi, hem sivil siyasetin gelişimini büyük ölçüde yaralamış, hem seçimle iş başına gelen iktidarları zayıflatmış, hem de askeri ve sivil bürokrasiyi daha da güçlendirmiştir.

Türkiye siyasetinin en önemli sorunu, tarihsel gelişim süreci dikkate alındığında, merkezileşmeye olan yatkınlığı ve eğilimidir. Bu durum hiç kuşku yok ki, derin bir zihniyet sorununa işaret etmektedir. Otoriter ve merkeziyetçiliği besleyen zihniyet dünyası değişmedikçe, otoriterliğe olan yatkınlık da azalmayacaktır.

Başkanlık sisteminin alternatifi Tek Parti Dönemi faşizmi değil hukuk devleti, adalet ve parlamenter çoğulcu demokrasidir. Bu nedenle Tek Parti Dönemi de mevcut yapısı ve işleyişiyle Başkanlık Sistemi de özenilecek siyasal yapılanmalar değildir.

Şu an uygulandığı şekliyle Başkanlık sisteminin referansı ancak Tek Parti Dönemi siyasal sistemi olabilir. Bilindiği gibi Türkiye Cumhuriyeti'nin 27 yıllık Tek Parti Döneminin en belirgin özelliği Parti devlet özdeşliğidir. ( CHP'nin il başkanları validir) Bu anlamda Muhafazakar demokrat eğilimin Tek Parti Dönemi özlemini anlamak gerekir. Aslında bu özlemin muhafazakar tarih okumasında bir karşılığı var. Muhafazakar dindar anlayış, tarihsel olarak güçlü, merkeziyetçi, otoriter bir siyasal anlayışı onaylar. Kaldı ki, bu siyasal anlayış konusunda muhafazakarlar ve ulusalcı Kemalistler büyük ölçüde örtüşür. Sadece örnek aldıkları dönemler farklılaşır. Muhafazakar dindarların örnek aldıkları dönemin siyasal lideri İkinci Abdülhamid iken, Ulusalcı Kemalistler Mustafa Kemal'i ve Tek Parti Dönemini örnek alırlar. Ancak bu iki anlayışın siyasal yöntemi ve örgütlenme şekil önemli ölçüde örtüşür.

Öyle görülüyor ki, muhafazakar dindarların, düşünsel anlamda sahip çıktıkları Mehmet Akif’in siyasal tavrına ihtiyaçları var. Bilindiği gibi Mehmet Akif, Muhafazakar dindarlar ve Ulusalcı Kemalistlerin aksine, bu siyasal anlayışların savundukları her iki döneme de muhalefet eder. Bu anlamda muhafazakar dindarlar, Mehmet Akif'in her iki döneme ilkesel olarak karşı durmasını anlamakta zorlanıyorlar. Çünkü siyasete ilkesel açıdan değil, pragmatist açıdan bakıyorlar. Yani yöneten kendilerinden olduğu sürece nasıl yönettiğini sorgulamıyorlar.

Bu yüzden, temel parametrelerini otoriter ve merkeziyetçi ilkelerin oluşturduğu siyaset anlayışımızda köklü bir dönüşüm yapmak gerekiyor. Bu dönüşüm hiç kuşku yok ki, uzun ve sistemli bir entelektüel gayreti gerektiriyor.

Muaviye ile kurumsallaşan kabile temelli saltanat arayışına karşı, Kur'an'ın siyasal değerleri olan şura, adalet ve meşveret düşüncesine dönmek gerekir. Bu siyasal tarihsel mirasımızın eleştirel bir kritiğini yapmayı gerektiriyor.

              Tek Parti Döneminin on yıl daha devam etmesini istemek, muhafazakar siyasal siyasal anlayıştaki dönüşümü anlamak için ilginç bir temenni olarak karşımıza çıkıyor. Siyasal felsefesini Tek Parti Dönemine eleştirel bakarak kurgulamış olan bir siyasal anlayışın, onu onaylayacak bir noktaya gelmesi üzerinde derinlemesine düşünmek gerekiyor.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Sayenizde Kurban