metrika yandex
  • $32.53
  • 34.82
  • GA17260

Özgürlük Tufanı Kongresi

İSA ÖZÇELİK
22.05.2024

 

Aksa Tufanı'nın tarihi bir dönüm noktası olduğu konusunda yaygın bir kanaat oluştu. Bu kanaati besleyen çok sayıda gelişmeye şahit olmaktayız. Mesela Columbia Üniversitesi'nde başlayıp çok sayıda Amerika ve Avrupa Üniversitesine yayılan öğrenci hareketi bu bağlamda önemli bir aşamaya işaret etmektedir. Zira bu  hareketlilik 7 Ekim'den yaklaşık altı ay sonra ortaya çıktı. Yapılan eylemlere görevinden olma pahasına pek çok akademisyen ve üniversite yöneticisinin destek vermesi de ayrı bir öneme sahiptir.

Gerek İslam ülkelerinde gerekse diğer bölgelerde Siyonist soykırıma karşı ciddi bir öfke birikimi oluşup bu öfke farklı tepki biçimlerine evrilmiş olsa da; Gazze halkının, Hamas ve bileşenlerinin şu ana kadar ortaya koymuş olduğu destansı mücadeleye ve emperyalizmin kollektif bir akılla yürüttüğü büyük vahşet ve barbarlığa karşı gereken cevabın henüz halklar ve yönetimler tarafından verildiği söylenemez.

Ancak Aksa Tufanı'nın hak ettiği desteğe ulaşması ve bu varoluşsal hamlenin barındırdığı deruni anlam haritasının idrak edilmesi, yıllara yayılan bir süreç içerisinde farklı mahfil ve boyutlarda irili ufaklı katkılarla sel gibi akarak nihayetinde büyük bir Tufan'a Nuh Tufanı gibi kötülükleri silip süpüren bir kıyama dönüşme potansiyeli çok kuvvetli bir ihtimaldir. Altı ay sonra gelen öğrenci hareketleri gibi çok farklı hareketlenmeler önümüzdeki ay ve yıllarda emperyalizmin korkulu rüyası olacaktır. Ne yazık ki küresel hegemonya hala çok güçlü ve kendine karşı gelişen bu öfkeyi rahatlıkla manipüle edip yönlendirebilecek imkanlara fazlasıyla sahip gözükmektedir. Bundan dolayı dünyanın tüm erdemli insanlarının çok daha örgütlü ve cesur adımlara ihtiyacı vardır.

Türkiye'de bu bağlamda çok önemli bir program gerçekleştirilmiştir. Ev sahipliğini İnsan Medeniyet Hareketi'nin yaptığı "Özgürlük Tufanı Kongresi" 18-19 Mayıs günlerinde Dünya Kudüs ve Filistin Küresel Koalisyonu ve Cezayir’den Uluslararası Bereket Derneği'nin işbirliğiyle İstanbul'da Haliç Kongre Merkezi'nde büyük bir katılımla gerçekleşmiştir.

60'dan fazla ülkeden ve Türkiye'nin değişik bölgelerinden gelen binlerce katılımcı büyük bir coşku ve kararlılık gösterisi ortaya koymuşlardır. Alim, aydın, akademisyen, yazar, gazeteci, kanaat önderi, dernek, vakıf, STK yöneticisi ve çok sayıda aktivistin katıldığı kongrede paneller, seminerler, sergiler, görsel şölenler, tiyatro vb. pek çok faaliyet yapıldı.

İki gün süren kongrede ve kongre öncesi ve sonrasında gençlik, kadın, sendika vb. konuları merkeze alan çalıştay ve atölye çalışmalarında Gazze'nin acil ihtiyaçlarına nasıl karşılık verilebileceği müzakere edildi. Filistin'in özgürlüğüne kavuşması için neler yapılabileceği tartışıldı. Halihazırda uygulamaya konan pek çok proje çalışması hakkında bilgi verilip bu projelerin daha yaygın ve etkin olması için ne tür adımlar atılması gerektiği konuşuldu. Boykot konusunun daha da derinleştirilmesi hususu ayrıca ele alındı.

Kongrede yalnızca geçmişte yaşananlar ya da şu an için acil gerekli olan konular değil olası bir ateşkes sonrasında neler yapılması gerektiği de ele alındı.

Burada belki bir özeleştiri de yapmak gerekecektir. Müslümanlar olarak kapsamlı, etkin proje ve eylemler yapma noktasında bazı sıkıntılar yaşadığımız sürekli tartışma konuları arasında yer almasına rağmen; Türkiye’de belki de dünyada bu konu ile ilgili bu çapta bir ilk olan devasa bir kongrenin İslam’i çevreler ve basın yayın organlarında dahi yeterli yer bulmamış olması üzücüdür. Halbuki birbirinden değerli çok sayıda sunum ve projenin yer aldığı Kongre eli kalem tutan ve medya organlarına sahip olan herkes tarafından tüm Türkiye ve dünyanın gündemine taşınması gerekirdi.

Konuşmacılar Aksa Tufanı hareketinin şimdiden büyük bir zafer kazandığı konusunda emindiler. Gazze halkının mucizeler ortaya koyduğunu çok sayıda örnek ve canlı şahitliklerle gözler önüne serdiler. Elbette bu zafer büyük bedeller ödenerek elde edilmişti. Gazze, çocuk, kadın, genç, yaşlı tüm bir halk olarak büyük acılar yaşamaya hala devam etse de küresel hegemonyayı yenilgiye uğratmayı başarmıştı. Gazze direnişi küresel bir intifadaya dönüşmüştü. Emperyalizm ve tetikçisi katil İsrail Hamas'ı yok edememişti. Aksine tüm Filistin hatta tüm özgür insanlar Hamas'lı olmuştu. Zira Hamas artık direnişin, yiğitliğin, adaletin, merhametin ve özgürlüğün adıydı. Dünyanın bütün vicdan sahibi insanları her geçen gün bu gerçeği daha fazla fark eder olmuştu. Batı'da sindirilmiş ya da enerjisi tükenmiş muhalefet artık Aksa Tufanı üzerinden özgürlük meşalesini yükseltmeye çalışıyordu. Siyonizm, ahtapot gibi her yeri saran medya ağına, kirli istihbarat servislerine ve her gün dozajı artan tehditlerine rağmen insanların gerçeklerle buluşmasını engelleyemiyordu. Artık sıradan insanlar dahi nasıl bir kuşatmışlık içinde olduklarını görüyor ve Gazze direnişinin kendilerini özgürleştirdiklerini itiraf ediyorlardı.

Kongre’nin “Tufanü’l Ahrar” “Özgürlük Tufanı” şeklinde isimlendirilmesi stratejik bir aklın göstergesiydi. Zira dünyaya yön veren hakim paradigma özgürlük kelimesini dilinden düşürmese de askeri ve ekonomik gücün yanında BM gibi kurumsal yapıları da araçsallaştırarak halkları tam bir denetim altına almıştı. Yeni dijital dünya ve sosyal medya yoluyla kurulan gözetimsel denetim diktatörlüğü, gönüllü kölelik düzenini farklı bir boyuta taşımıştı. Hapishanede bulunan mahkumları “mutlak” bir gözetime tabi tutmak için geliştirilen Panoptikon modeli postmodernitenin belirsiz ve sözde ılımlı teknikleriyle süslenerek dünya tam bir hapishaneye çevrilmişti.

Aslında Gazze halkının 2,5 milyon nüfusu ile küçük bir alana sıkıştırılarak her yönden kuşatma altına alınması Panoptikon modelinin küresel emperyalizmin desteğiyle barbarca uygunlanmasından başka bir şey değildi. Hamas ve kahraman Gazze halkı 7 Ekim’de işte bu “kutsal” düzeni yerle bir etmişti. Emperyalizm/Siyonizm tam anlamıyla deşifre olmuştu. Dünyanın tüm erdemli, özgür ve vicdanlı insanları mevcut Küresel Panoptikon düzeni sorgulamaya başlamıştı. Aksa Tufan’ı insanları fıtratlarıyla yeniden buluşturmuştu. Küresel hegemonya bundan ötürü Gazze halkını en ağır bir şekilde cezalandırmak istiyor onları tam bir soykırıma tabi tutmaya çalışıyordu. Ancak ‘’Ashabı Uhdud’ misali o kutlu insanlar Gazze hendeğinde yakılıp yok edilmek istenirken tüm insanlığı uyandırarak Küresel İntifada sürecini başlatmışlardı bile.

Yorum Ekle
Yorumlar (5)
S O | 24.05.2024 18:37
Dünün aynı olmadığı ve düşün gözle görülebilir biçimde varolmaya başladığı yeni bir dünyanın kapıları açılıyor kıtalara. Meselenin klasik(!) bir ortadoğu kavgası olmadığı toplumlar tarafından kabul ediliyor. Bu değişime sadece gözle değil bütünüyle, gönülle ve bilinçle şahit olmak bizlerin imtihanı. Tabular ve Tağutlar yıkılıyor. Devlerin ve cücelerinin ruhu elleriyle yıktıkları enkazın altında kalıyor. Bugün toz toprak gibi görünen gökyüzü rüzgar durup rahmetle kavuşunca maviliğinden bizleri de nasiplendirecek. Nehirden denize, selametle...
Erkam yılmaz | 24.05.2024 15:13
' Aksa tufanı tüm insanları fıtratıyla yeniden buluşturmuştu' ...
Ömer Ekinci | 22.05.2024 17:09
Orada bulunan birisi olarak söyleyebilirim ki, Özgürlük Tufanı Kongresi, bütün bir ümmetin yüreğinin Gazze'yle attığını, coğrafyalsr farklı olsa da hedefin aynı olduğunu ortaya koymuştur. Öte yandan Halid Meşal'in kongreye canlı bağlanarak kongredekilerden daha umut dolu olduğunu göstermesi, Özgürlük Tufanı'nın sadece bir kongre adı olarak kalmayacağını, bu tufanın yakın bir gelecekte Tel Aviv'i kasıp kavuracağını göstermiştir.
Said Kaya | 22.05.2024 16:51
Batı toplumu geçte olsa küresel sistemin manevi hapishanelerinin gerçek bir hapishaneden farksız hatta daha kontrolcü olduğunu anlamaya başladı. Aksa Tufanı "Tufanü'l Ahrar" bu manevi hapishanelerin kilidini kırmıştır. Beklenti odur ki inşâAllah İslam toplumları da gönüllü olarak tutsağı oldukları bu manevi hapishanelerden tahliye olurlar. Âmin
Said Kaya | 22.05.2024 16:25
Batı toplumu geçte olsa Küresel sistemin manevi hapishanelerinin gerçek bir hapishaneden farksız hatta daha kontrolcü olduğunu anlamaya başladı. Aksa Tufanı "Tufanü'l Ahrar" bu manevi hapishanelerin kilidini kırmıştır. Beklenti odur ki inşâAllah İslam toplumları da gönüllü olarak tutsağı oldukları bu manevi hapishanelerde tahliye olurlar. Âmin